Stagflasyon…

En basit tabirle; ekonomide işsizlik artarken enflasyonun, yani fiyatların da artmaya devam etmesi olarak açıklanabilir.

Hem klasik iktisat teorisinde hem de Keynesyen teoride paradoksal bir durum olarak ele alınır. Çünkü normal şartlarda enflasyon ile işsizlik arasında ters yönlü bir ilişki beklenir. Biri düşerken diğeri yükselir.

Biz ne yaptık?

Evrensel iktisat kurallarının bile “çelişkili durum” diye tarif ettiği teoriyi aldık, ete kemiğe büründürdük, memleket ekonomisinin ortasına koyduk.

Ekonomi yönetimini tebrik etmek lazım.

Başarmadığımız bir bu kalmıştı.

Hamdolsun, bunu da başardık.

*

Enflasyon tarafını zaten biliyoruz.

En son Kasım 2021’de yüzde 30’un altında enflasyon görmüştük. Tam 56 aydır bu serüven devam ediyor.

Artık kanıksadık.

Enflasyon hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldu. Onsuz ne biz yapabiliyoruz ne Merkez Bankası ne de ekonomi yönetimi.

Bakmayın siz kâğıt üzerinde enflasyonla mücadele ediyormuşuz gibi yaptığımıza…

Ortada pek mücadele falan da yok açıkçası.

Enflasyonla mücadele dediğimiz şey, yıllardır enflasyonun peşinden koşup ona yetişememekten ibaret.

Enflasyon önden gidiyor.
Maaş arkadan geliyor.

Vatandaş ise ikisinin arasında nefes nefese koşuyor.

*

Pekâlâ…

Enflasyonu anladık.

Ama şimdi işsizlik görünümü de bozuluyor.

Enflasyon kötü bir şey olmakla birlikte ekonomide nominal bir büyüme yaratır. Yani reel olarak büyümesek bile rakamlar şişer; ekonomi obezite hâli yaşar. Sağlıklı değildir ama en azından büyüme ve istihdam üzerinde belirli bir destek oluşturması beklenir.

Bu nedenle ABD’de sürekli tartışılan meselelerden biri şudur:

Öncelik istihdam mı, enflasyon mu?

Çünkü ikisini aynı anda kontrol altında tutmak kolay değildir.

Biz meseleyi başka bir seviyeye taşıdık.

Enflasyon yüksek.
İşsizlik de yükseliyor.

İki problemi birbirine tercih etmek yerine ikisini birden aldık.

Ekonomide “menü yapalım, yanında işsizlik de gelsin” dedik adeta.

---

Temmuz ayına ilişkin işsizlik verileri TÜİK tarafından dün açıklandı.

Yüzde 7,6 olan işsizlik oranı yüzde 8,1’e yükseldi.

Haziran ayından temmuz ayına geçerken yaklaşık 150 bin kişinin işini kaybettiğini gördük.

Ağustos ayında da işsizlik oranının yükselmesi bekleniyor.

Öngörüler yüzde 8,2–8,3 seviyelerine işaret ediyor.

Tablo böyle olunca…
Bir tarafta yüksek enflasyon.
Diğer tarafta yükselen işsizlik.

Bunun iktisat literatüründeki adı belli:

Stagflasyon.

Teşhisi koyduk. Peki sonuçları ne olacak?

Şöyle anlatayım.

Yüzme bildiğini zanneden birini düşünün. Denize giriyor. Bir süre artistik hareketler yapıyor.

Kollar havada…
Bacaklar sağa sola…

Uzaktan bakınca insan, “Herhalde yeni bir yüzme tekniği” diyor.

Biraz daha dikkatli bakınca anlıyorsunuz ki…
Adam yüzmüyor. Boğuluyor.

Stagflasyon biraz böyle bir şeydir.

Ekonominin çırpınışlarını ekonomik program zannetmeye başlarsanız, sorun büyür.

Öncelikle ahalinin bunun denizde yapılan akrobatik bir hareket olmadığını anlaması gerekiyor.

Sonra birisinin gelip ekonomiyi kucaklayıp kıyıya çıkarması ya da en azından sağlam bir can simidi uzatması lazım.

Peki o can simidi ne?

Bu ay hükümet tarafından açıklanacak Orta Vadeli Program, yani OVP.

Ama adı program diye her açıklanan metni can simidi zannetmeyelim.

Bazıları can simidi görünümünde şişme oyuncaktır.

*

Yeni OVP bu nedenle önemli.

Eğer geçtiğimiz dönemlerde olduğu gibi fantastik tahminlerden oluşacaksa…

Tahminlerin nasıl gerçekleştirileceğini anlatmak yerine “inşallah olur” yaklaşımına dayanacaksa…

Hedefler başka, gerçek hayat başka yerde duracaksa…

Hiç zahmet etmeyelim.

Çünkü Türkiye’nin artık yeni bir temenni metnine değil, ayakları yere basan gerçek bir ekonomik programa ihtiyacı var.

Yol haritası açık olacak.
Hedefler gerçekçi olacak.
Takvim belli olacak.
Kimin ne yapacağı belli olacak.
Ve en önemlisi, kamuoyunu ikna edecek.

OVP açıklandığında ilk nereye bakacağınızı söyleyeyim.

Enflasyon tahminine.

2027 yılı için yüzde 15–16 yazıyorsa…
Direkt kapatın.
Okuyup vakit kaybetmenize gerek yok.
Belli ki ekonomi yönetimi tombaladan 15 çekmiş.

2027 yılı için yüzde 24…
2028 için yüzde 20…
2029 için yüzde 16 civarında bir patika görürseniz…

O zaman masada daha gerçekçi bir metin var demektir.

Okumaya devam edebilirsiniz ama bu da yetmez.

Yol haritası çizilmiş mi? Reel sektör açısından ikna edici bir politika var mı? Finans kesimi önünü görebiliyor mu? Hane halkına ne söylüyor? Vatandaşın alım gücü nasıl toparlanacak? Kamu harcamaları gerçekten kontrol altına alınacak mı?

Kaynak olarak ekle

Yoksa yine bildiğimiz cümleleri mi okuyacağız?

“Mali disiplinden taviz verilmeyecek…”
“Sıkı para ve maliye politikası kararlılıkla sürdürülecek…”
“Kamuda tasarrufa devam edilecek…”
“Enflasyonla mücadele kararlılıkla sürecek…”

Bunlar varsa kusura bakmayın. Masal devam ediyor demektir.

Çünkü Türkiye’nin sorunu artık doğru cümlelerin kurulamaması değil.

Doğru cümlelerin yıllardır kurulup gereğinin yapılmaması.

*

Mali kural yasası çıkarılacaksa…
Denk bütçe hedefi konulacaksa…

Hedefler tutmadığında ilgili ekonomi kurmaylarına yaptırım uygulanacaksa…

Borç yönetimine ilişkin somut kurallar getirilecekse…

Kamu personel rejimine ilişkin kapsamlı bir reform yapılacaksa…

Kamunun harcama iştahı gerçekten dizginlenecekse…

Evet.

O zaman “Galiba bu kez olacak” diyebiliriz.

Çünkü ekonomik program dediğiniz şey iyi niyet mektubu değildir.

Hedef koyarsınız.
Takvim koyarsınız.
Kural koyarsınız.
Sonuçlarını ölçersiniz.
Tutmazsa hesabını sorarsınız.

Bizde yıllardır hedef tutmuyor.
Tahmin değişiyor.
Program değişiyor.
Rakam değişiyor.
Bir tek sorumlusu değişmiyor:

Bugün geldiğimiz noktada yüksek enflasyonun yanına yükselen işsizliği de koymaya başladık.

Bunun adı stagflasyon.

Ve stagflasyon, ekonomide küçümsenecek bir misafir değildir.

Kapıdan girince kolay kolay çıkmaz.

Bu nedenle açıklanacak OVP sıradan bir bürokratik metin değil, ekonominin önümüzdeki birkaç yılının yol haritası olmak zorunda.

Aksi hâlde bugün stagflasyonu konuşuruz…

Yarın başka bir kavram öğreniriz.

Ekonomi literatürü geniş.

Merak etmeyin.

Biz uygulamalı öğreniyoruz.