Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
İbrahim Balaban: Bu halk bir gün ayağa kalkarsa karşısında dağ olsan duramazsın
İbrahim Balaban: Bu halk bir gün ayağa kalkarsa karşısında dağ olsan duramazsın
98 yaşında hayata veda eden Nazım Hikmet'in arkadaşı ressam İbrahim Balaban, yaptığımız son röportajında verdiği mesajla gündeme dair önemli bir göndermede bulunmuştu.
Yüksel ŞENGÜL
Kültür Sanat 10 Haziran 2019 - 09:46

İki bine yakın yağlı boya tablosu, 50’den çok sergisi ve 12 kitabı olan, Nazım Hikmet’in ‘Köylü ressam’ adını verdiği İbrahim Balaban 98 yaşında çoklu organ yetmezliğinden hayatını kaybetti. Altı yıl önce Şile’deki evinde ziyaret ettiğimiz yaşayan en büyük ressamlardan olan Balaban’ı o gün yaptığımız bu sohbetle sonsuzluğa saygıyla uğurluyoruz. O günkü sohbetimizin ilk konusu elbette Nazım Hikmet’ti.

3 Haziran 1963’te kaybettiğimiz ve ‘Şair Baba’ dediğiniz Nazım Hikmet sizi çok seviyordu, değil mi?

Bursa Hapisanesi’nde yolumun kesiştiği Nazım Hikmet beni çok seviyordu, çünkü resim yapıyordum. Üç sınıflı köy okulunda eğitim gördüm ben. Çok küçük yaşlarda babamın aldığı defterlere resimler çizdim. Köylük yerde ne varsa onları çizmeye başladım. En güzel de öküz resimleri yaptığımı hatırlıyorum. Eve gelen köylü kadınları da çok çizerdim. Sonra hapse girdim, Nazım (Hikmet)’ı tanıdım, ufkum açıldı, resimlerim güzelleşti.

Siz daha çok Anadolu insanının yoksulluğunu çizdiniz…

Öyle oldu çünkü ben de halkın içinden geldim, onların arasından. Halk ne isterse o olur. Bakın, bu halk uysal görünür, sessiz görünür, “Eline vur ekmeğini al” gibi durur ama yanılmamak lazım. Bir gün öyle bir ayağa kalkar ki, karşısında dağ olsan duramazsın. Atatürk bu halkı çok iyi tanıdığı için Kurtuluş Savaşı’nı kazandı. Bu halkın, düşmanı çıplak elle bile yeneceğini görmüştü. Halka, millete zulüm yapmamak gerekir.

Sizin resimlerinize de zulüm yapılmıştı.

Bir dönem beni İmralı Cezaevi’ne attılar. Orada çizdiğim yüzlerce resmi denize döktüler. Bu büyük bir haksızlıktı, sanat katliamıydı.

Neden attılar resimlerinizi denize?

Cezaevinde koğuştaki arkadaşlarımın portrelerini yaptım. Resimlerini yaptığım için o arkadaşlara da komünistliği aşıladığıma inanıyorlardı (gülüyor). “İmralı’ya komünistliği bulaştırdı” diyerek beni oradan sürdüler. Resimlerimi de denize attılar. Komünistim ya ben, onun için atıyorlar resimlerimi. Resimlerim de komünist, hastalık gibi görüyorlar bunu. O üç yıl içinde satılan resimlerim olmuştu ve o paralar cezaevi yönetimindeydi. Ne yazık ki bana ait olan o paralardan beş kuruş vermediler. O dönem suç icad etmek istedikleri zaman, “Komünist bu adam” diye kulp takarlardı, artık iflah etmezdin. Hemen hapse… Her dönem bir kulp bulundu adaletsizlik için.

O zaman ‘Komünist’ diye kulp takıp hapse atılanlar vardı, sonra yakaladıklarını Silivri’ye götürmeye başladılar. Bu az geldi, gençlere Gezi direnişinde saldırdılar. Sonrasındaki maskaralıkları herkes biliyor. Emin olun, bu devran da böyle gitmeyecek. Son yıllarda eserlerimi gençler tanısın diye büyük sergiler açmak istedim, bana yer vermediler, zorluk çıkardılar. Bunlar sanata, resime de düşman.

Nazım Hikmet şiirlerini yazarken çoğu zaman yanındaydınız. Kuvay-ı Milliye Destanı’nı da sizin yanınızda mı yazdı?

Nazım, Atatürk’ü çok severdi. Kurtuluş Savaşı’nı en iyi anlatan şair odur. Kuvay-ı Milliye Destanı adıyla kitap yaptı. Nazım, özel olarak Atatürk’ü o kitabın içine şu dizelerle kattı. İlk bana okutmuştu, sana da okumak istiyorum:
“Birden bire beş adım sağında onu gördü / Paşalar onun arkasındaydı / O, saati sordu / Paşalar “Üç” dediler / Sarışın bir kurda benziyordu / Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı / Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi durdu / Bıraksalar, ince uzun bacakları üzerinde yaylanarak / Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak / Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.” (İbrahim Balaban bu şiiri okurken gözyaşlarına engel olamıyor).

Sizin resimlerinizi, tekniğinizi isimlendirmek isteyenler oldu mu?

Oldu elbet. Sürrealizm diyemediler, kübizm diyemediler… Benim tarzımı Nazım tek kelimeyle anlatmıştı: “Balabanizm”…

Günümüzde yapılan resimlerle ilgili neler söylemek istersiniz?

Resim sanatında taklit ve hırsızlık dizboyu. Boyaları karıştırıp, serpip, boca edip tablo yapıyorlar. Bu tamamen el çabukluğu marifettir. Hatta soytarılıktır!.. Kimse ne yaptığını bilemiyor ne yazık ki. Eskiden resim öğrensin diye adamları batıya yollamışlar. Resim öğrenilmez ki, mekanik bir şey değildir resim.

Hayatınız boyunca emekle resim yaptınız…

Ben emekle yaptım ama emek hırsızları her zaman görevlerinin başındaydı. ‘Mavi Gözlü Dev’ adlı filmi çektiler, benim kitaplarımdan faydalandılar, Bursa Cezaevi’ndeki yıllarımızı anlattılar. Benden ne izin aldılar, ne de telif ücreti ödediler. Filmde adım geçmiyor. Geçerse para isterim diye çekindiler.

Pek çok siyasetçi sizin resim sergilerinize geldi, sizi kutladı…

Erdal İnönü benden resim alırdı. Dördüncü Cumhurbaşkanımız Cemal Gürsel sergime gelmişti. Ahmet Necdet Sezer de Cumhurbaşkanı seçildiğinde ilk benim sergime geldi. “Ne mutlu bize böyle bir Cumhurbaşkanımız var” dedim. Yanıma geldi “Sen Balaban mısın?” dedi. Evet dedim. “Ne mutlu bize” dedi (yine gözleri doluyor).

Pişmanlıklarınız oldu mu hiç?

Asla… Mapuslarda sürünmüş olsam da ne mutlu bana ki Türkiye’de doğdum, bu ülkede yaşadım ve bu ülkede öleceğim. Şimdi oğlum Nazım, Bursa’nın Seçköy’ünde doğduğum harap evi ‘Balaban Müzesi’ adıyla açmak istiyor. Bu gerçekleşirse mutlu olacağım. Zaten tek vasiyetim de Seçköy’e gömülmektir.


Atatürk’ün bu halkı çok iyi tanıdığı için Kurtuluş Savaşı’nı kazandığını söyleyen İbrahim Balaban, Atatürk ve Nazım Hikmet resmini 1998’de çizdi