Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
İstanbul’un hayalet sarayı: Antiochos
İstanbul’un hayalet sarayı: Antiochos
Sultanahmet Meydanı'nın hemen yanında yer alan Antiochos Sarayı kalıntıları, İstanbul'un göz önünde bulunan ama tarihi ve özellikleri pek bilinmeyen, ana formunu yitirdiği için adeta hayalet saraya dönüşen bir kültür varlığı.
Seyahat 21 Mayıs 2020 - 10:30

Sarayın kalıntıları, İbrahim Paşa Sarayı, Eski İstanbul Adliyesi ve Firuz Ağa Camii arasında kalan, Mehmet Akif Ersoy Parkı olarak adlandırılan alanda bulunuyor.

Foto: İhsan Sercan Özkurnazlı/DepoPhotos

Pers kökenli bir saray görevlisi olan Antiochos’un meskeni olarak 5. yüzyılda inşa edilen Antiochos Sarayı, tüm tahribatına rağmen yine de inşa edildiği çağ hakkına önemli ipuçları veriyor.

Foto: İhsan Sercan Özkurnazlı/DepoPhotos

II. Theodosius döneminde etkili bir konumda olan Antiochos, saray nazırlığının yanısıra genç imparatorun da öğretmeniydi. Ancak, baskıcı davranışları ve genç imparatorun üzerindeki etkisi, imparatorun kızkardeşi Pulcheria tarafından düşürülmesine neden olmuş. Sarayına dönüp orada bir süre orada yaşamasına izin verilmişse de imparator, saray dahil mallarına el koymuş.

Foto: İhsan Sercan Özkurnazlı/DepoPhotos

Osmanlı döneminde baruthane olarak kullanılan sarayın üzerine 1490 yılında yıldırım düşünce, patlayan barutun etkisiyle büyük bir bölümü havaya uçmuş. 1522 yılında, kalıntılarının bir kısmı üzerine İbrahim Paşa Sarayı inşa edilmiş. 18. yüzyılda Nuruosmaniye Camii'nin hafriyat toprağı bu alana dökülünce yapının kalıntıları toprak altında kalmış.

Foto: İhsan Sercan Özkurnazlı/DepoPhotos

Antiochos Sarayı, yıllar sonra ilk kez 1939 yılında Hipodrom’un kuzaybatısında St Euphemia’nın hayatını anlatan fresklerle beraber keşfedilmiş. 1942 yılında, Alfons Maria Schneider tarafından yapılan sonraki kazıda yarım bir kubbeye açılan altıgen bir salon ortaya çıkarılırken, 1951–52 yıllarında, R. Duyuran tarafından yapılan kazıda sütun altında bulunan hitabede “Antiochos’un praepositus” yazısı sitenin kimliğinin belirlenmesini sağlamış.

Foto: İhsan Sercan Özkurnazlı/DepoPhotos

Sitede kullanılan tuğlalarda bulunan mühürler temel alınarak, yapım tarihinin 430’dan daha önce olamayacağı da saptanmış.

Foto: İhsan Sercan Özkurnazlı/DepoPhotos

Sarayın özellikleri hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse; orijinal saray kuzey ve güney olmak üzere iki kesimden oluşuyor. Güney bölümü, mermer ile kaplı avlu ile çevrelenmiş. 60 metre çapında geniş bir yarım bir kubbe ile bağlantılı sonradan Euphemia Kilisesi’ne dönüştürülen geniş altıgen bir salonun bulunduğu bu bölüm bugün halka açık değil.

Foto: İhsan Sercan Özkurnazlı/DepoPhotos

Kuzey bölümü ise Hipodrom’un batı duvarı boyunca devam eden cadde ile Mese caddesi arasında yer alıyor ve Lausus Sarayı olarak da tanımlanmakta. Duvarlarında nişler olan 20 metre çapında dairesel bir bina olan bu kısım, Antiochos için kabul salonu olarak hizmet etmekteymiş.

Foto: İhsan Sercan Özkurnazlı/DepoPhotos

Kazılarda, Katedral binasında rahiplerin oturdukları yer olan synthronon, sunak, sunak ile kilise ortasındaki bariyer (templon) ve yükseltilmiş podyum (solea) bölümünden arta kalanlar gün yüzüne çıkarılmıştı.

Foto: İhsan Sercan Özkurnazlı/DepoPhotos

Kilisenin güney batı tarafında geç 13. yüzyıl dönemine ait ve günümüze kadar gelmiş bir dizi fresk, koruyucu camların arkasından görülebilir. Bunların on dört tanesi Aziz Euphemia’nın hayatı ve şehitliğini anlatırken diğerleri Sabeste’nin kırk şehidinin şehadetini anlatıyor. Bu konu başkentin kiliseleri arasında tektir.