“Terörsüz Türkiye” sloganıyla TBMM’de kurulan komisyon, altı ay boyunca toplantılar yaptı, neticede rapor hazırladı, AKP, MHP, DEM ve CHP milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi.
★
Malum, her şey Devlet Bahçeli’nin “umut hakkı” lafıyla başlamıştı, AKP ve DEM zaten çoktan hazırdı, İyi Parti kesinlikle karşı olduğunu açıklamıştı, CHP’nin ne yapacağı merak ediliyordu, CHP de karşı çıkarsa komisyon momisyon kurulamazdı, kurulsa bile çoğunluğu temsil etmemiş olurdu, ama, Özgür Özel de açılıma dünden hazır olunca, bu komisyon kurulmuştu. Altı ay çalıştılar, neticede, açılımın yol haritası niteliğindeki bu rapor hazırlandı, AKP, MHP, DEM ve CHP tarafından onaylandı, şimdi sıra son aşamaya geldi, artık açılımın yasa tasarıları Meclis’e getirilecek, geçecek.
★
Türkiye noolduğunu bile anlamadan adeta bir sal’ın üstüne oturtuldu, kürek yok, şelaleye doğru sürükleniyor. İnmek istesen inemezsin, suyun debisi çok kuvvetli, kenara bir yere tutunmak istesen, tutunacak dal yok. İstese de istemese de çaresiz şekilde şelaleye doğru sürükleniyor Türkiye.
H
Dolayısıyla, seçimlerde AKP-MHP ittifakına karşı CHP’ye oy veren herkes, niye şimdi böyle iktidarın dümen suyuna girildiğini merak ediyor.
Özellikle AKP politikalarına ve DEM partiye karşı olan, Kuvvacı ruhu taşıyan gençlerimiz merak ediyor, Türkiye nasıl oldu da bu sal’ın üstüne oturtuldu?
★
Makarayı az geri saralım, adım adım bugüne gelerek izah etmeye çalışalım.
★
Bu açılım, Meclis’in ilk açılımı değil.
Unutuluyor, bağımsız gazeteci olarak bizim işimiz, hatırlatmak.
Meclis’teki ilk PKK açılımı, 2009 yılında yapılmıştı.
Bugünkü açılıma “terörsüz Türkiye” deniyor, 2009 yılındaki o ilk açılıma “çözüm süreci” deniyordu. AKP tarafından başlatılmıştı. Gene böyle İmralı’yla Kandil’le masaya oturulmuştu. Sadece AKP ve bugünkü DEM partinin o zamanki hali, DTP tarafından destekleniyordu.
CHP kesinlikle karşıydı.
MHP kesinlikle karşıydı.
★
TBMM’de o açılım için oturum yapılmıştı. Takvimde başka gün kalmamış gibi, alay eder gibi, 10 Kasım’a denk getirilmişti.
★
10 Kasım 2009 tarihindeki bu oturumda, CHP adına ilk konuşmayı, CHP genel başkan yardımcısı, duayen diplomat Onur Öymen yapmıştı.
“Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda, Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında, Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? O zamanlar hiç kimse çıkıp, analar ağlamasın mücadeleyi durduralım dedi mi?” diye sormuştu.
★
Vay sen misin soran... Anında hedef haline getirildi. Tunceli’de “Hitler Onur Öymen” pankartları açıldı. “Kürt ve Alevi soykırımcısı” ilan edildi.
Ekstra enteresan tarafı, CHP’de yaşananlardı.
Onur Öymen’in Meclis’te bu konuşmayı yaptığı gün, Kemal Kılıçdaroğlu Tunceli’deydi, annesi vefat etmişti, cenaze töreni için oradaydı. Kılıçdaroğlu o tarihte sadece CHP milletvekiliydi, genel başkan değildi.
Protestoların merkezinden protestoya katıldı, CHP milletvekili olarak, CHP genel başkan yardımcısı Onur Öymen’i istifaya davet etti!
PKK açılımına karşı çıkan CHP, kendi milletvekili tarafından köşeye sıkıştırılıyordu, genel başkan Deniz Baykal, Onur Öymen’i savunurken Kılıçdaroğlu, Onur Öymen’in CHP’den kovulması gerektiğini söylüyordu!
★
(Parantez açalım... Türkiye’de, aralarında benim de bulunduğum sadece bir avuç insan tarafından haberdar olunan tuhaf ötesi bir gerçek vardı. İsveç’te İpekyolu Enstitüsü adında bir düşünce kuruluşu var. Washington’da ve Stockholm’de ofisleri bulunuyor, Amerikan Dış Politika Konseyi’ne bağlı olarak faaliyet gösteriyor. CIA’in gölge kuruluşlarından biri olduğu öne sürülüyor. Orta Asya ve Kafkasya üzerine analizler yapıyor, olası senaryolar üzerine raporlar hazırlıyor. Bu enstitü, 2008 yılında Türkiye’yle alakalı bir senaryo hazırlamıştı, bu senaryoya göre, Deniz Baykal genel başkanlıktan istifa etmeye mecbur edilecek, onun yerine Kemal Kılıçdaroğlu getirilecek, parti politikaları tamamen değiştirilecek, bunun karşılığında Avrupa Birliği de CHP’ye destek verecekti. Özetle, zihin jimnastiği kisvesi altında, senaryo adı altında, CHP’nin yeniden dizayn edileceği anlatılıyordu. İşte bu tuhaf senaryodan Türkiye’de haberdar olan ilk kişi, Onur Öymen’di. Çünkü... İpekyolu Enstitüsü’nden bir heyet 2009 yılı başında CHP genel başkan yardımcısı Onur Öymen’i ziyaret etmiş, bu senaryo raporunu sunmuş, ağzını yoklayarak, CHP ve Türkiye’nin gidişatı hakkındaki görüşlerini sormuşlardı. Onur Öymen bu tuhaf raporu hiç bekletmeden hem Deniz Baykal’a hem de Kılıçdaroğlu’na götürmüştü, Baykal hiç ciddiye almamıştı, önemsememişti, Kılıçdaroğlu ise okumuş ve hiç tepki vermemişti. O gün itibarıyla, o raporda senaryo diye anlatılanların, pek yakında birebir gerçek olacağını kimse bilmiyordu. Ama... Kılıçdaroğlu, Onur Öymen’in bu tuhaf rapordan haberdar olduğunu gayet net biliyordu. Meclis’teki açılım konuşması üzerinden, Dersim isyanı üzerinden, Onur Öymen’i derhal istifaya davet etmesi, Onur Öymen’in linç edilmesine çanak tutması, bu açıdan çok çok çok önemliydi. Herkes, Kılıçdaroğlu’nun Tunceli doğumlu olarak duygusal bir tepki verdiğini zannediyordu. Acaba öyle miydi? İpekyolu Enstitüsü’nün 2008 yılındaki o tuhaf senaryosundan itibaren, hayatın doğal akışına uymayan gelişmeler yaşanmaya başlamıştı... 2008 yılı sonundan itibaren, sayın medyamıza adeta sihirli bir değnek değmişti, Kılıçdaroğlu “yolsuzluklarla mücadele kahramanı” olarak parlatılmaya başlanmıştı. 2008 yılındaki İpekyolu Enstitüsü senaryosuna kadar sıradan bir milletvekili olan, kamuoyunda tanınmayan Kılıçdaroğlu, o rapordan itibaren “CHP’yi kurtaracak lider” olarak pazarlanmaya başlanmıştı, CHP seçmenleri manipüle edilmeye başlanmıştı. 10 Kasım 2009’ta Meclis’te bu anlattığım açılım toplantısı yapıldı, sadece beş ay sonra, şak... Kaset kumpası patladı. Deniz Baykal imha edildi. Kılıçdaroğlu CHP genel başkanı yapıldı. 2008 yılında Türkiye’de çok çok çok az kişinin haberdar olduğu bu tuhaf rapor, 2010 yılı mayıs ayında birebir gerçek olmuştu. Benim “guguk kuşu operasyonu” dediğim operasyon gerçekleşmişti. O tarihten itibaren, CHP’nin öz evlatları CHP yuvasından dışarı atıldı, onların yerine o güne kadar CHP’yle alakası olmayan, hatta CHP’ye karşı olan tipler dolduruldu. CHP’nin genetiği değiştirildi. Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanı olur olmaz, adının üstünü çizerek, milletvekili listesine koymayacağı ilk kişi, Onur Öymen olacaktı. İpekyolu Enstitüsü raporundan haberdar olan Onur Öymen, Kılıçdaroğlu tarafından imha edilecek, CHP’den uzaklaştırılacaktı. Parantezi kapatalım, 2009 yılına, Meclis’teki açılım toplantısına geri dönelim.)
★
Onur Öymen’den sonra, MHP lideri Devlet Bahçeli kürsüye çıktı, milletvekillerine hitaben konuştu.
★
“Hükümet eliyle Türkiye için bölünme modelleri aranıyor” dedi. “Dün, Meclis’in ilk başkanı olan Mustafa Kemal’in Anadolu’ya çöreklenmiş işgalcileri atmak için verdiği mücadeleye bakınız, bugün, aynı çatı altında bulunanların getirdikleri tekliflere bakınız” dedi. “Bugün burada neyi tartışacağız, nasıl bölüneceğimizi mi?” diye sordu. “Bugün burada hangi konuda uzlaşacağız, devletimizi nasıl parçalayacağımız mı, topraklarımızı nasıl taksim edeceğimiz mi, şehirlerimizi kimlere vereceğimiz mi?” diye sordu. “Allah esirgesin, bugün bunlara izin verirsek, göz yumarsak, ecdadımıza, ne diyeceğiz?” diye sordu. “Oy peşindeydik, günü kurtarmaya çalışıyorduk mu diyeceksiniz? Ayakta alkışladığınız küresel güçler öyle istiyordu, pazarlıklar böyleydi, arkamızdan itiyorlardı mı diyeceksiniz?” diye sordu. “PKK açılımıyla yapılmak istenen, yıkım projesidir” dedi. “Haçlı zihniyetidir” dedi. “Küresel aktörlerin oyuncağı olmayın” dedi. “Bir kez daha düşünün, karşımızda yeni bir Sevr dayatması olduğunu mutlaka göreceksiniz” dedi. “Bu sözde açılım projesi, küresel güçlerin yazdığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin dayatmasıdır” dedi. “Siyasal İslamcılığın bugünkü fason sahipleri, bu açılım projesiyle küresel oyunun parçası haline gelmiş ve ırkçı noktaya sürüklenmişlerdir” dedi. “Milliyetçi Hareket Partisi millet varlığına ve milli kimliğe açık tehdit oluşturan bu siyasi sapmalara sonuna kadar karşı çıkmaya devam edecektir, şer cephesine karşı duracaktır” dedi. “Hodri meydan bölünme yasalarını çıkartabiliyorsanız çıkartın” dedi.
★
Devlet Bahçeli’den sonra TBMM kürsüsüne CHP genel başkanı Deniz Baykal çıktı, milletvekillerine hitaben konuştu.
★
“Türkiye’yi etnik ayrıştırmaya taşımak için, milli bütünlüğü tahrip etmek için, oldubittiyle, milleti aldatmacaya yönelik bir süreç başlatıldı” dedi. “PKK ve AKP hükümeti arasında iş birliği var, birlikte kotarıyorlar” dedi. “Türk milletinin içinden yeni bir millet çıkarmaya çalışıyorlar, milli parçalanma gerçekleştirmek istiyorlar” dedi. “Bunların çok uzun süredir Öcalan’ı tahliye etmeye çalıştıklarını biz çok iyi biliyoruz” dedi. “Türkiye olarak terörle hiçbir şekilde müzakere etmemeyi temel bir politika haline getirmeliyiz” dedi. “Şu şu etnik kimliği bir ayrı millete dönüştüreceğiz diyorlar, bu kesinlikle yanlıştır, Kürt kökenli insanlarımız için de yanlıştır, hepimiz için de yanlıştır” dedi. “Terör tehdidiyle milli ayrıştırmayı dayatmaya kalkmak kabul edilemez” dedi. “Bizim bir devletimiz var, devletimizin adı Türk devleti, milletimizin adı Türk milleti” dedi. “Türkiye’deki her etnik kimlik için ayrı bir siyasi devlet mi kuracağız, yok öyle yağma, demokraside böyle bir şey yok” dedi. “Türkiye’yi 28-30 etnik kimliğe bölmek, fevkalade yanlış bir yaklaşımdır, paramparça oluruz” dedi. “Ülkeyi yönetenlerin şöyle yüreğini doldura doldura ‘Türk milleti’ demesi lazım” dedi. “Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, ulus devletimizi, uluslaşma sürecimizi, millet olma mücadelemizi sahiplenmeye devam edeceğiz; bu doğrultudaki arayışlara hiçbir zaman katkı ve destek vermeyeceğiz” dedi.
★
Peki ya o sırada, Tayyip Erdoğan ne diyordu?
★
Meclis’teki bu açılım toplantısından sadece 10 gün sonra ABD’ye gitmişti, Princeton Üniversitesi’nde konferans vermişti. O konferansta lafı evirip çevirip, açılım’a getirmişti. “Açılımın hepsi bir anda olmaz, hazmede hazmede, hazmettire hazmettire ilerlememiz gerekiyor” demişti!
Evet... Yanlış okumadınız, CHP ve MHP açılıma karşıyken, AKP genel başkanı kelimesi kelimesine böyle diyordu, “açılımın hepsi bir anda olmaz, hazmede hazmede, hazmettire hazmettire ilerlememiz gerekiyor” diyordu.
★
Gayet aydınlatıcı bir açıklamaydı.
Hazmede hazmede kabul edecekler diyordu.
Hazmettire hazmettire ilerleyeceğiz diyordu.
★
Aynen böyle oldu.
★
2009 yılındaki o ilk açılımdan itibaren, hazmede hazmede, hazmettire hazmettire, 2026 yılında nereye geldik?
★
“İhanet süreci” diyen, “yıkım projesi” diyen, “haçlı projesi” diyen, “küresel güçlerin yazdığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin dayatması” diyen Devlet Bahçeli, şimdi ne diyor, “Apo’ya umut hakkı” diyor.
MHP hazmede hazmede, hazmettire hazmettire, işte buraya geldi.
★
Bugün TBMM başkanı olan Numan Kurtulmuş mesela, 2009 yılında ne yapıyordu?
Saadet Partisi genel başkanıydı, AKP’ye “firavun” diyordu, “İsrail vagonu” diyordu, “Amerikan mandası” diyordu.
Sonra?
İsrail vagonu dediği AKP trenine bindi, AKP milletvekili oldu, AKP bakanı oldu, AKP’nin Meclis başkanı oldu, açılımın komisyon başkanı oldu, hazmede hazmede, hazmettire hazmettire, işte buraya geldi.
★
Deniz Baykal kaset kumpasıyla tasfiye oldu, kahrından felç oldu, rahmetli oldu.
★
Onur Öymen, Kılıçdaroğlu genel başkan olunca, üstü çizildi, guguk kuşu operasyonuyla yuvanın dışına atıldı, bir daha CHP milletvekili yapılmadı.
★
Özgür Özel Meclis’teki o ilk açılım sırasında CHP milletvekili bile değildi, Deniz Baykal kasetle tasfiye edilip, CHP guguk kuşu operasyonuyla ele geçirilince, genel başkan yapılan Kılıçdaroğlu tarafından milletvekili yapıldı, bilahare, Kılıçdaroğlu’nu kendisi tasfiye edip kendisi genel başkan olunca, DEM partiyle kent uzlaşısı yapıp, açılım komisyonuna katıldı.
★
CHP’nin Meclis’teki komisyon üyelerine bakalım...
Murat Emir, ilk açılımda CHP milletvekili filan değildi, 2015 yılında Kılıçdaroğlu tarafından milletvekili yapıldı.
Gökçe Gökçen, henüz lise öğrencisiydi, CHP üyesi bile değildi, 2018 yılında Kılıçdaroğlu tarafından CHP parti meclisine sokuldu, CHP genel başkan yardımcısı yapıldı, 2023 yılında milletvekili yapıldı.
Murat Bakan, CHP milletvekili filan değildi, 2015 yılında Kılıçdaroğlu tarafından milletvekili yapıldı.
Okan Konuralp, CHP milletvekili filan değildi, 2015 yılında Kılıçdaroğlu tarafından CHP iletişim koordinatörü yapıldı, 2023 yılında milletvekili yapıldı.
Umut Akdoğan, CHP milletvekili filan değildi, 2012 yılında Kılıçdaroğlu tarafından CHP parti meclisine sokuldu, 2023 yılında milletvekili yapıldı.
Nurhayat Altaca Kayışoğlu, CHP milletvekili filan değildi, 2015 yılında Kılıçdaroğlu tarafından milletvekili yapıldı.
Sezgin Tanrıkulu, CHP milletvekili filan değildi, zaten CHP’li değildi, Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçilir seçilmez CHP’ye ilk davet edip, derhal genel başkan yardımcısı yaptığı, derhal milletvekili yaptığı kişiydi.
Oğuz Kaan Salıcı, CHP milletvekili filan değildi, Kılıçdaroğlu genel başkan seçilir seçilmez CHP İstanbul il başkanı yapıldı, milletvekili yapıldı.
Türkan Elçi, CHP milletvekili değildi, Diyarbakır Barosu başkanı olan eşi Tahir Elçi faili meçhul suikastla öldürüldü, 2023 yılında CHP milletvekili yapıldı.
Turan Taşkın Özer, CHP milletvekili filan değildi, CHP üyesi bile değildi, Kılıçdaroğlu genel başkan olunca milletvekili yapıldı.
Salih Uzun, CHP milletvekili filan değildi, CHP’li bile değildi, Anavatan Partisi genel başkanıydı, bilahare Demokrat Parti’ye geçmişti, 2023 seçiminde Kılıçdaroğlu’nun altılı masası tarafından Demokrat Parti kontenjanından CHP listelerine konuldu, milletvekili yapıldı.
★
CHP hazmede hazmede, hazmettire hazmettire, işte buraya geldi.
★
Evet... 2009 yılında CHP ve MHP açılıma kesinlikle karşıyken, AKP genel başkanı ne diyordu, “hazmede hazmede, hazmettire hazmettire ilerlememiz gerekiyor” diyordu. Maalesef öyle oldu. Hem CHP, hem MHP, hem Türkiye, hazmede hazmede, hazmettire hazmettire, işte buraya geldi.
★
Cümleten hayırlı hazmetmeler dilerim.
★
Bu defa oldu oldu, olmadı, en geç 10 yıl sonraki hazmetmede bu iş tamam!