Hepimiz insanız. Sık sık “insanlık”tan söz ederiz. İnsanlık gerekleri ve nitelikleri üzerinde konuşur, tartışır, kendimize göre uygun bulduklarımızı savunur, aykırı bulduklarımızı eleştiririz. Hattâ “insanlıktan çıkmak”la suçlarız. Tüm bu durumlara karşın özlediğimiz insanlığı bulamamaktan yakınırız. Uygun bulduklarımızı gerektiği biçimde değerlendirmeyi de pek beceremeyiz. İnsanlık, insana yaraşır tutum ve davranışların yaşama geçmesini anlatır. Kişilik, eğitim, terbiye, görgü bu durumu örgüleyen değerlerdir. Yaşam ilişkilerinde önemli yeri olan karşılıklar hep insanlık belirtileridir. Görüşüp konuştuklarımızla değil, bir araya geldiğimiz herkesle insanlık gereklerine uygun davranmak varlığımızı anlamlı kılan tutumdur. Hırçınlık, huysuzluk, geçimsizlik, kavga, anlaşmazlık ve uyuşmazlıkların çoğu insanlık gereklerinden uzaklaşmaktan kaynaklanır. Dargınlık ve kırgınlıklar da böyledir. Beklediğini bulamamak ya da yaraşır olduğu karşılık yerine hiç beklemediği bir olumsuzlukla karşılaşmak insanı incitir ve yaralar. İnsana değer vermek, insanlığa saygı duymak, insanlık gereklerine uymak kendi saygınlığının koşuludur. Zaman zaman insanlık dışı durumlardan yakınırız. Ama olumsuz yaklaşımlarla uygunsuz sözlerden kaçınmaya özen göstermeyiz. Birbirimize yaklaşımlarımızda seçkinliğe ve kişiliğe ağırlık vermeyiz. Beklenenlerden ve yaraşanlardan uzak kalırız. Özür dilemeyi bile beceremeyiz. Yaşamımızda karşılaşılan durumlardan kimilerini anımsatıyorum. Birbirimizi üzmekten ve kırmaktan kaçınmak, destekleyip güçlendirmek, okşamak, sevindirip mutlu etmek etkin insanlık gerekleriyken bunları gereksiz görüp kaçınmak yanlışlığına düşeriz. Kimi zaman da duygularımıza yenik düşeriz. İnsanlığa, insanlık değerlerine ve niteliklerine yaraşır oldukları önemi vermek, onlarla onurlanmanın koşulu sayılmak gerekir. Birbirimizi sevmeyi, saymayı, birbirimize güvenmeyi, birlikteliği, dayanışmayı, yaşamın rengi ve tadı bildikçe sağlığımız, mutluluğumuz ve başarımız sürekli olacaktır.