Kim sonsuza dek yaşamak ister?
Düşünsenize... Pekin’de sahne hazır, on binlerce kişilik askeri geçit töreni.
Dünyanın en güçlü üç lideri yan yana. Kırmızı halıda ağır adımlarla yürüyorlar. Sanıyoruz ki “dünyanın geleceğini” konuşuyorlar. Nükleer denge mi, Ukrayna mı, Tayvan mı?
Gezegendeki en ölümcül silahlar birer birer önlerinden geçiyor.
Mikrofon açık kalınca öğreniyoruz ki Putin, “Organlar sürekli nakledilebilir, insan gençleşir, belki ölümsüz olur” diyor.
Çin lideri Xi Jinping ekliyor: “Bazıları bu yüzyılda 150 yaşın mümkün olduğunu söylüyor.” Yanlarındaki Kim Jong Un, 150 kiloya yaklaşmış haliyle kıs kıs gülüyor.
Böylece dünya liderlerinin sırrı ortaya çıkıyor.
Ölüm korkusu, ömür uzatma hayali, koltuğu terk etmeme sevdası...
★★★
Tarihte bu merak hep vardı.
Çin imparatorları civa içirilen iksirlerle ölümsüzlüğü aradı. Milattan önce 3. yüzyılda Qin Shi Huang’ın arayışları sarayını mezara çevirdi. Dağlara “iksir arama” birlikleri gönderdi. Kendi de civa hapı içmekten öldü.
Stalin, Kremlin’de doktorları “suikastçı” diye öldürürken aslında kendi sağlığını kurtarma telaşındaydı.
Mao, genç kadınlarla cinsel ilişkiye girerek “enerji paylaşımı” yaptığını, böylece ömrünün uzadığını sanıyordu.
Osmanlı sarayında da farklı değildi. Kanuni, Macar hekimlerden ömür uzatacak iksirler istedi, III. Murad envai çeşit karışımla “sonsuz kuvvet” peşindeydi. II. Abdülhamid’in bile sarayında özel şifalı ot bahçesi vardı.
Hitler, savaşın son döneminde her gün onlarca farklı iğne ve “gençlik serumu” alıyordu. Özel doktoru Theodor Morell, ona vitaminlerden boğa testisi özlerine kadar her şeyi enjekte etti.
Churchill’in de “ömrümü uzatıyor” yanılgısıyla puro ve viskisini ilaç gibi içmesi meşhurdur.
ABD’de Rockefeller ailesi “sonsuz yaşam” takıntısıyla organ nakline yatırım yaptı. David Rockefeller, 100 yaşına yaklaşırken altı defa kalp nakliyle gündeme geldi. Kimileri bunu biyoloji değil, para sayesinde sağlanan bir ölümsüzlük arayışı olarak yorumladı.
Papa X. Innocent’in 15. yüzyılda “gençlik kanı” içtiğine dair rivayetler vardır. Aynı dönemde Avrupa saraylarında genç kızların kanının yaşlılara güç vereceğine inanılırdı.
Prens Charles’ın (şimdiki Kral III. Charles) bile yıllarca “organik beslenme ve ömür uzatan şifalı ot” takıntılarıyla dalga geçildi.
★★★
Kısacası, iktidarın en büyük derdi hep aynıydı. Yaşamak, daha çok yaşamak...
Bugünün farkı, tıbbın sahiden organ nakilleri, gen tedavileri, yapay organlarla ömür uzatma ihtimalini artırması. Ama ironik olan şu ki, bu “ölümsüzlük” hayali kişisel değil, politik.
Putin 72 yaşında. Rusya’yı 25 yıldır yönetiyor. 2036’ya kadar anayasasını esnetti. Kalmayı garantiledi.
Xi de 72 yaşında. Çin’de ömür boyu devlet başkanı kalmasının önünü açtı.
41 yaşındaki 136 kilo olan Kim ise, tıpkı babası ve büyükbabası gibi (ikisi de kalpten ölmüş), ölene kadar iktidarda kalma konumunda.
Aslında ölümsüz yapmak istedikleri kendi bedenleri değil, kendi rejimleri. Sağlıkları devlet sırrı, öksürükleri bile manşet. Dışkılarını, bardaklarını katıldıkları zirvelerde arkalarından toplayanlar var. Başlarında birer çeşnicibaşı...
★★★
Ve işin trajikomik tarafı, sonsuz yaşam isteyenler geride ölümcül boşluk bırakıyorlar. Halef yok, plan yok, sadece koltuğun ömrünü uzatma arzusu...
Stalin’in ölümüyle Sovyetler’in yaşadığı kaos hâlâ hafızalarda. Bir gün Putin, Xi veya Kim aniden sahneden çekildiğinde ardında ne kalacak? Yalnızca enkaz ve kavga.
Koltuğun ömrünü uzatma arzusu sadece Moskova’da, Pekin’de değil, bizim bu coğrafyada hep var olacak.
Ankara’da da hâlâ emeklilikte huzura ermeyen liderler, muhalefette bile “geri dönüş” hesapları yapan figürler var. Yani ölümsüzlük hayali evrensel; kimi iksirle, kimi anayasa değişikliğiyle, kimi “bir daha aday olayım” diyerek ömrünü uzatmaya çalışıyor. Soruyu yeniden soralım...
Kim sonsuza dek yaşamak ister?
Cevap basit...
Koltuğu olan herkes.
★★★
Organ değiştirmekle uzun yaşanacağını düşünen Putin’e benden bilimsel bir not: Organ nakilleri yaşamı uzatabilir doğru. Ancak reddin önlenmesi için kullanılan ilaçlar, vücuda zarar verir veya reddedilme riskiyke birlikte gelir. Hücrelerimiz ve işleyiş biçimleri ne yaparsanız yapın zamanla tükenir.