24 yıl aradan sonra katıldığımız Dünya Kupası'na veda ettik.

Son maçta ABD'yi 3-2 mağlup ettik. Güzel...

Ama artık valizler toplanmışken, prestij maçlarının sonucundan çok geriye ne kaldığını konuşmak gerekiyor.

Çünkü Dünya Kupası sona erdiğinde geriye sadece skorlar kalmıyor. Primler kalıyor, vaatler kalıyor, vergiler kalıyor.

Grubun son maçında gelen galibiyetin ardından, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı'nın milli futbolculara vaat ettiği villalar konusu da yeniden gündeme gelecektir. Dünya Kupası kapsamında ne kadar prim ödendi ya da ödenecek, onu da bilmiyoruz.

Fakat gelin, milli futbolcular başta olmak üzere sporcuların vergilendirilmesini konuşalım.

Uzun yıllardır Türkiye'de sporun teşvik edilmesi amacıyla en önemli desteklerden biri vergi politikaları oldu. Sporcular ve kulüpler, genel vergi rejiminden ayrıştırıldı; kendilerine özel düzenlemeler getirildi.

Örneğin sponsorluk harcamaları...

Profesyonel spor dallarında yapılan sponsorluk ödemelerinin yüzde 50'si, amatör sporlarda ise tamamı kazançtan indirilebiliyor. Eğer yapılan ödeme sponsorluk değil de reklam harcaması niteliğindeyse zaten doğrudan gider yazılıyor.

Hatta belki şaşıracaksınız...

Başarı teşvik primleri bile belirli şartlarda sponsorluk kapsamında değerlendirilerek vergi avantajı sağlayabiliyor.

Gelelim sporcuların ücretlerine...

Futbol diliyle anlatalım.

Süper Lig futbolcularının ücretlerinden yüzde 20, 1. Lig'de yüzde 10, diğer liglerde ise yüzde 5 oranında gelir vergisi stopajı yapılıyor.

Milli sporculara yapılan ödemelerde de stopaj oranı yüzde 5.

Ancak bu yıl için yaklaşık 5,3 milyon lirayı aşan ücret gelirlerinde iş değişiyor. Sporcu yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek zorunda kalıyor ve artan oranlı tarife nedeniyle vergi yükü yüzde 40'lara kadar çıkabiliyor.

Kaynak olarak ekle

İşte filmin koptuğu yer tam burası...

Futbolcu sözleşmeyi imzalarken, "Vergi beni ilgilendirmez. Ben net maaşıma bakarım." diyor.

Ama vergi hukuku öyle işlemiyor.

Vergi mükellefi kulüp değil, ücret gelirini elde eden futbolcunun kendisidir. Taraflar sözleşmeyle bunu değiştiremez.

Kulüpler ve sporcular da bunu bildikleri için yıllardır farklı yollar deniyor.

İmaj hakkı...

Vergi cenneti ülkelerde kurulan şirketler...

Ücret yerine farklı isimler altında yapılan ödemeler...

Transfer bedellerinin ya da maaşların yöneticilerin şirketleri üzerinden dolaştırılması...

Bütün bunlar aslında Türk futbolunun vergi konusundaki bilgisizliğini de ortaya koyuyor.

Öyle örnekler var ki...

Bu ülkede Süper Lig'de asgari ücretli futbolcu görünüyor.

Çift sözleşme yapılıyor.

Biri gerçek.

Diğeri Türkiye Futbol Federasyonu'na bildirilen...

Herkes de bunu biliyor.

Kamuyu Aydınlatma Platformu'na milyon euroluk transfer açıklaması yapılıyor, "Sözleşme imzalandı." deniliyor ama ortada damga vergisi yok.

Üstelik bunun üzerine kulüplere, futbolcular adına ödedikleri gelir vergisi stopajlarının iadesi imkânı da getiriliyor.

İşin özü şu...

Devlet sporu desteklemek için önemli vergi teşvikleri sağlıyor. Sporcular, diğer ücretlilere göre ayrıştırılmış bir sisteme tabi tutuluyor.

Ama birçok avantajlara rağmen hem kulüpler hem de bazı sporcular vergiden kaçınmanın yollarını aramaya devam ediyor.

Peki soru şu...

Milyonlar kazanan ama vergisini ödememek ya da daha az ödemek için türlü yollar deneyen sporcuların vergi ahlâkını hiç sorgulamayacak mıyız?

Ve daha önemlisi...

Böyle bir ahlâk ikliminde yalnızca milli takımdan değil, kulüp futbolundan da sürdürülebilir başarı beklemek ne kadar gerçekçi?

Son bir not...

Umarım milli futbolculara vaat edilen villalar için de vergiden kaçınma yöntemleri aranmaz.

Çünkü bu taşınmazların emsal bedeli üzerinden yüzde 5 stopaj yapılması yetmiyor. Ödemenin nakdi değil, aynı olması da durumu değiştirmiyor.

TFF'nin doğrudan değil, başkaca kişiler üzerinden bu villaları vermesi durumu hiç değiştirmiyor. 

Gelir, beyan sınırını aştığında futbolcuların yıllık beyanname vermesi ve yüzde 40'a varan artan oranlı gelir vergisi tarifesine göre vergilerini ödemeleri gerekiyor.