26 Eylül 2024 Perşembe gecesi Ankara’dan İstanbul’a gidiyordum. Uçağa bindim, koltuğuma oturdum.
Her zaman olduğu gibi kulaklığımı taktım ve telefonuma kaydettiğim sesli kitabı dinlemeye başladım.
Kulaklığımın gürültü önleyici özelliği sayesinde dışarıdan gelen gürültüyü pek duymam.
Ancak birden güçle bir ses dalgalandığını duydum. Uçağın içinden yoğun bir alkış geliyordu. Kafamı çevirdiğimde VIP yolcularının uçağa alındığını gördüm.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu karşı koridorda yürüyordu ve uçaktaki yolcular kendisini güçlü bir şekilde alkışlıyordu.
İmamoğlu, bazı yolcularla da kısa sohbetler ederek gidip yerine oturdu.
İnişte de ben kendisinden daha önce indim ve arasına karıştığı diğer yolcuların yoğun ilgisini çektiğini gözlemledim
★★★
28 Eylül 2024 günü de Rize-Artvin Havalimanı’ndan Ankara uçağına bindim.
Önlerde bir yere oturdum.
Bir süre sonra uçağın VIP yolcuları gelmeye başladı.
Kimin geleceğini merak ediyordum.
Uçak, Rize-Ankara uçağı olunca “elbette Rizeli bir siyasetçi gelir” diye düşünürken uzun süre bakanlık, parti yöneticiliği yapmış bir ismi gördüm: Hayati Yazıcı.
Kendisi hâlihazırda AK Parti’nin dört numarası. Hukuk işlerinden ve siyasi işlerden sorumlu “Genel Başkan Yardımcısı.”
Kendisiyle daha önce Rize’de görüşme ve vatandaşlar arasında dolaşma fırsatım olmuştu. O günkü ilgiyi, coşkuyu çok iyi hatırlıyorum.
Yazıcı cumartesi günü Rize-Ankara uçağına binerken o ilgiden eser yoktu. Sessizce kendisine ayrılan 1A koltuğuna oturdu. Uçak Ankara’ya vardığında da uçaktan ilk inen o oldu ve sessizce yürüyüp gitti.
★★★
Size önemsiz iki karşılaştırma gibi gelebilir ama bence bu tablo Türkiye’nin yeni siyasi fotoğrafıdır.
Bir tarafta siyasi hayatımıza 2019 yılında etkili bir giriş yapan Karadenizli bir siyasetçi Ekrem İmamoğlu, diğer tarafta ülkenin son 22 yılında önemli görevlerde bulunmuş, iktidarın önemli icraatlarının altına imza atmış Karadenizli kıdemli bir siyasetçi Yazıcı.
İmamoğlu’nun karşılaştığı ilgi ve coşku yeni bir dönemin kapıda olduğunu, Yazıcı’nın karşılaştığı sessizlik ise bir dönemin kapandığını gösterir nitelikteydi.
Mutlu ve mutsuz iki VIP’in karşılaştığı bu manzara, aynı zamanda (CHP yönetimi yerel yöneticilerinin başarılarını gölgeleyecek ciddi bir hata yapmazsa) ülkedeki siyasi tablonun ilk seçimlerde değişebileceğini de gösteriyor.
Kılıçdaroğlu bu defa haklı
CHP’nin bir önceki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2014 seçimlerinde ve sonrasında yaptığı hataları hep yazıp söyledim. Kendisinin açıklamalarıyla, tavırlarıyla CHP’yi karıştıracak bir siyasi figür görüntüsü vermesini de hep eleştirdim.
Ancak, son çıkışını doğru buldum.
Malumunuz, New York Belediye Başkanı Eric Adams, rüşvet almakla suçlanıyor. En önemli suçlamalardan biri de New York’taki Türkevi’nin inşaatında yangın önlemleriyle ilgili raporun istendiği gibi ve hızlı çıkması için Türk muhataplarından hediye ve bağış kabul edip, itfaiye dairesine baskı yaptığı yönünde.
Bu skandal ABD’de ortaya çıktığında birinci gündem maddesi oldu.
Erdoğan’ın ABD ziyaretini planlanandan bir gün önce bitirmesi, bu olaya bağlandı.
Buna karşın CHP lideri Özgür Özel, olay ABD medyasında manşetlerdeyken tartışmaların odağındaki Türkevi’ni ziyaret etti ve şöyle bir açıklama yaptı:
“Burada böyle bir bina yapılırken Türkiye rüşvet vermeye ihtiyaç duyacak bir ülke değil, öyle bir acziyet içinde değil. Böyle bir şeye niyet etmek Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden kimseye yakışmaz. Böylesi binanın kazandırılması süreci içinde bir jest gördüysek fazlasını ABD’nin Büyükelçiliği’ne tahsis edilen o muhteşem alan için yapmışızdır. Bunun para ve pulla ölçülecek bir tarafı yok, güçlü müttefiklik ilişkileri bunu gerektirir.”
Kılıçdaroğlu da Özel’in açıklamasına şöyle tepki gösterdi:
“Cumhuriyet Halk Partisi; rüşveti aklayacak, rüşvet verenleri devlet olarak isimlendirecek ve bu çarka payanda olacak bir parti asla değildir.”
NY savcılığının Adams’a yönelttiği suçlama “Türklere jest yapmak” değil, düpedüz Türklerden rüşvet almak. Ayrıca Özel, “Türkiye rüşvet vermeye ihtiyaç duyacak bir ülke değil” ve “niyet etmek TC’yi temsil eden kimseye yakışmaz” diyor ama NY savcılığı adı geçen Türklerin, devletin NY’taki temsilcisinin niyet aşamasını geçip, bizzat bağış ve hediye verdiğini delilleriyle ortaya koyuyor.
Haliyle Özel’in açıklaması, ciddi bir rüşvet eylemini önemsememe, hafife alma sonucunu doğuruyor ve Kılıçdaroğlu’nu haklı çıkarıyor.
Özel keşke o açıklamayı yapmadan önce iddianameyi okusaydı.