İki bine yakın yağlı boya tablosu, 50'den çok sergisi ve 12 kitabı var Nazım Hikmet'in 'Köylü ressam' adını verdiği İbrahim Balaban'ın... 92 yaşında olan Balaban, Nazım'ın ölüm yıldönümü olduğu için 'Ustam Nazım Hikmet' adlı sergisini Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi'nde açtı. Efsane ressamı Şile'deki evinde ziyaret ettik. Bahçesi çiçekli olsa da bakımsız ve sıvaları dökük bu evde fırçası elinde resim yaparken bulduk büyük ustayı. Önce Gezi Parkı direnişinden başladık sohbetimize...İbrahim Balaban, Gezi Parkı'nda başlayıp dalga dalga tüm ülkeye yayılan direnişle ilgili neler söylemek ister?
Haksızlığın, zulmün ve baskının olduğu yerde elbette direniş olacaktır. Bu halk uysal görünür, sessiz görünür, “Eline vur ekmeğini al” gibi durur ama yanılmamak lazım. Bir gün öyle bir ayağa kalkar ki, karşısında dağ olsan duramazsın. Atatürk bu halkı çok iyi tanıdığı için Kurtuluş Savaşı'nı kazandı. Bu halkın, düşmanı çıplak elle bile yeneceğini görmüştü.
Bir dönem beni İmralı Cezaevi'ne attılar. Orada çizdiğim yüzlerce resmi denize döktüler. Bu büyük bir haksızlıktı, sanat katliamıydı. Taksim Gezi Parkı'nda halka zulüm eden zihniyet tıpkı o zihniyettir işte. Halkına plastik mermiyi beş adımdan sıkanlarla resimlerimi denize döken eller aynı ellerdir.
Neden attılar resimlerinizi denize?
Cezaevinde koğuştaki arkadaşlarımın portrelerini yaptım. Resimlerini yaptığım için o arkadaşlara da komünistliği aşıladığıma inanıyorlardı (gülüyor). “İmralı'ya komünistliği bulaştırdı” diyerek beni oradan sürdüler. Resimlerimi de denize attılar. Komünistim ya ben, onun için atıyorlar resimlerimi. Resimlerim de komünist, hastalık gibi görüyorlar bunu. O üç yıl içinde satılan resimlerim olmuştu ve o paralar cezaevi yönetimindeydi ama bana beş kuruş vermediler. O dönem suç icad etmek istedikleri zaman, “Komünist bu adam” diye kulp takarlardı, artık iflah etmezdin. Hemen hapse...

Bugün de kulp takıyorlar Silivri'ye yollamak için...
Dedim ya az önce, yıllar geçti ama insanlar gene aynı insanlar. O zaman 'Komünist' diye kulp takıp hapse atılanlar vardı, şimdi yakaladıklarını Silivri'ye götürüyorlar. Bu az geldi, gençlere saldırdılar. O biber gazını çocuklara sıktılar. Geçen gün televizyonda gördüm, çocuk babasının kucağında çırpınıyordu (İbrahim Balaban ağlıyor). Nazım (Hikmet) bugün yaşasaydı, Gezi Parkı'nın göbeğine bağdaş kurar otururdu. Sonra da bir şiir yazardı, tüm dünyayı sallardı. Emin olun, bu devran da böyle gitmeyecek.
Nazım Hikmet şiirlerini yazarken çoğu zaman yanındaydınız. Kuvay-ı Milliye Destanı'nı da sizin yanınızda yazdı...
Nazım, Atatürk'ü çok severdi. Kurtuluş Savaşı'nı en iyi anlatan şair odur. Kuvay-ı Milliye Destanı adıyla kitap yaptı. Nazım, özel olarak Atatürk'ü o kitabın içine şu dizelerle kattı. İlk bana okutmuştu, sana da okumak istiyorum:
“Birden bire beş adım sağında onu gördü / Paşalar onun arkasındaydı / O, saati sordu / Paşalar “Üç” dediler / Sarışın bir kurda benziyordu / Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı / Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi durdu / Bıraksalar, ince uzun bacakları üzerinde yaylanarak / Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak / Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.”

Sizin resimlerinizi yorumlamak, tekniğinizi isimlendirmek isteyenler de olmuştur mutlaka...
Oldu elbet. Sürrealizm diyemediler, kübizm diyemediler... Benim tarzımı Nazım tek kelimeyle anlatmıştı: “Balabanizm”...
Günümüzde yapılan resimlerle ilgili neler söylemek istersiniz?
Günümüzde resimler mi yapılıyor! (gülüyoruz). Bence o resimlere bakanlar anlatsınlar onların ne olduklarını. Resim sanatında taklit ve hırsızlık dizboyu. Boyaları karıştırıp, serpip, boca edip tablo yapıyorlar. Bu tamamen el çabukluğu marifettir. Hatta soytarılıktır!.. Kimse ne yaptığını bilemiyor ne yazık ki. Eskiden resim öğrensin diye adamları batıya yollamışlar. Resim öğrenilmez ki, mekanik bir şey değildir resim.
Pek çok siyasetçi sizin resim sergilerinize geldi, sizi kutladı...
Erdal İnönü benden resim alırdı. Dördüncü Cumhurbaşkanımız Cemal Gürsel sergime gelmişti. Ahmet Necdet Sezer de Cumhurbaşkanı seçildiğinde ilk benim sergime geldi. “Ne mutlu bize böyle bir Cumhurbaşkanımız var” dedim. Yanıma geldi “Sen Balaban mısın?” dedi. Evet dedim. “Ne mutlu bize” dedi (gözleri doluyor).

En büyük eserlerinizden birisi de oğlunuz Nazım mutlaka. Çünkü o da ressam, çok güzel resimleri var.
Oğlum Nazım beni geçti. Nazım Hikmet bunu duysa çok kızardı. Çünkü o bana “Sen bu ülkenin değil, dünyanın en büyük ressamısın” derdi. Ama geçen yıl büyük bir sergi açmak istedim, bana yer vermediler, zorluk çıkardılar.
92 yıllık hayatınızda emekle resim yaptınız...
'Mavi Gözlü Dev' adlı filmi çektiler, benim kitaplarımdan faydalandılar, Bursa Cezaevi'ndeki yıllarımızı anlattılar. Benden ne izin aldılar, ne de telif ücreti ödediler. Filmde adım geçmiyor. Geçerse para isterim diye çekindiler.
92 yıllık hayatınızla ilgili pişmanlıklarınız var mı?
Asla... Mapuslarda sürünmüş olsam da ne mutlu bana ki Türkiye'de doğdum, bu ülkede yaşadım ve bu ülkede öleceğim. Şimdi oğlum Nazım, Bursa'nın Seçköy'ünde doğduğum harap evi 'Balaban Müzesi' adıyla açmak istiyor. Bu gerçekleşirse mutlu olacağım.
3 Haziran 1963'te kaybettiğimiz ve sizin 'Şair Baba' dediğiniz Nazım Hikmet sizi çok seviyordu, değil mi?
Nazım Hikmet beni çok seviyordu, çünkü resim yapıyordum. Üç sınıflı köy okulunda eğitim gördüm ben. Çok küçük yaşlarda babamın aldığı defterlere resimler çizdim. Köylük yerde ne varsa onları çizmeye başladım. En güzel de öküz resimleri yaptığımı hatırlıyorum. Eve gelen köylü kadınları da çok çizerdim. Sonra hapse girdim, Nazım (Hikmet)'ı tanıdım, ufkum açıldı, resimlerim güzelleşti.