“Kurtuluş Savaşı” değil, “Millî Mücadele” diyen Millî Eğitim Bakanlığı’nın tarihe haksızlık adımları hız kesmiyor... Bu kez sekizinci sınıf ders kitaplarından, Padişah Vahdettin’in İngiliz gemisiyle kaçış bilgisi çıkarıldı. Oysa tarih, hoşumuza gitmeyen sayfaları yırtarak yazılmaz. ★★★ VI. Mehmet Vahdettin... Osmanlı Devleti’nin 36’ncı ve son padişahı... 115’inci İslam halifesi... Sultan Abdülmecid’in sekizinci oğludur. 4 Ocak 1861’de İstanbul’da doğdu. 3 Temmuz 1918’de, 57 yaşında tahta çıktı. ★★★ Birinci Dünya Savaşı kaybedilmişti. Osmanlı Devleti ateşkes ister. 27 Ekim 1918’de Osmanlı Heyeti, Antlaşma metninin kabul edilmesinin mümkün olmadığını İstanbul’a bildirir. İstanbul’dan Vahdettin’den gelen cevap şudur: “Koşullar ne kadar ağır olursa olsun, bir an önce ateşkes anlaşmasını imzalayın...” Çünkü makam ve koltuk, devletten çok daha önemliydi... ★★★ Törenle imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması, Türk kamuoyuna bir başarı olarak tanıtılır. “Fetih” seferinden zaferle dönen Osmanlı ordusu rüzgârı estirilir. Antlaşmanın imzalanmasından sadece 14 gün sonra... 13 Kasım 1918’de... İşgal donanması, 61 savaş gemisiyle İstanbul’u fiilen işgale başlar. Ertesi gün, gemi sayısı 73’e çıkar. Ve Fatih Sultan Mehmet’in 465 yıl önce fethettiği İstanbul, işgal edilir. ★★★ 16 Mart 1920’de Müttefik devletler, bu kez İstanbul’u resmen işgal ederler. Bunun üzerine, 16 Mart 1920’de Rauf Orbay ve iki milletvekili saraya gider. Padişah’tan direnmesini ister. Vahdettin hiddetlenir: Heyetin ısrarı üzerine... Padişah, şu tarihi cevabı verir: “Rauf Bey! Bir millet var, koyun sürüsü. Buna bir çoban lazım. O da benim.” Vahdettin için, millet koyun sürüsüydü... ★★★ Bitmedi... Fransa Başbakanı Millerand 11 Mayıs 1920’de, Osmanlı Heyeti Başkanı Ahmet Tevfik Paşa’ya Sevr Antlaşma dosyasını verir. Tevfik Paşa, ertesi gün Padişah’a ve başbakanlığa çektiği telgrafta, antlaşma koşullarının devleti ortadan kaldıracağını belirtir. ★★★ Padişahın cevabını merak ediyorsunuz... Vahdettin, ağır koşullara rağmen Sevr’in imzalamasını ister. Ve üç kişilik bir heyet görevlendirir. ★★★ 10 Ağustos 1920... Paris civarındaki Sevr Porselen Müzesi’nin, Neptün salonu... Osmanlı heyeti, dört saat kapıda bekletilir. Saat 16.00’da salona alınan heyet, antlaşmayı imzalar. Ardından, diğer ülkeler de büyük mutlulukla imzalarını atarlar. 620 yıllık koca Osmanlı Devleti’nin idam fermanının imzalanması, yalnızca 15 dakika sürmüştü... Evet, 15 dakika... ★★★ Sevr’e göre, Osmanlı Devleti tarih sahnesinden siliniyordu. Anadolu işgal ediliyordu. Ermenistan ve Kürdistan adında iki devlet kuruluyordu. ★★★ İstiklal Savaşı devam ederken, 11 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal’e idam cezası verilir. Ve 24 Mayıs 1920’de, bu karar Vahdettin tarafından onaylanır. 1920’de, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah, “Mustafa Kemal ve arkadaşlarını kâfir ilan eden ve öldürülmelerinin vacip” olduğunu belirten fetvayı Padişah Vahdettin’in onayı ile çıkarır. ★★★ 1921... Sakarya Meydan Muharebesi... İngiliz desteğindeki Yunan Ordusu, Ankara’ya 50 kilometre mesafeye, Haymana ve Polatlı’ya kadar gelir. Osmanlı’nın başkentlerinde, 35 Osmanlı padişahının türbesi işgal altındadır. Padişah, Kurtuluş Savaşı başlatanları hain ilan ediyor ve işgalcilerle işbirliği yapıyordu. ★★★ Vatanın namus ve şerefini kurtarmak için, cephede en zor günler yaşanırken... 1 Eylül 1921 günü, Türk Ordusu 82 subay ve 900 er kaybetmişti. İşte böyle bir günde... Yıldız Sarayı’nda düğün vardı. Vahdettin, 18 yaşındaki Nimet Nevzad ile beşinci evliliğini yapıyordu. Mutludur... ★★★ 17 Kasım 1922... Saltanatın kaldırılmasından 16 gün sonra, Vahdettin, erken saatte, Tören Köşkü’nün arka kapısından çıkarak Serencebey Yokuşu’na yürüdü... İngiliz İşgal Komutanı General Harington onu bekliyordu. Vahdettin, Harington’la çok samimi şekilde tokalaştı. Dolmabahçe açıklarında demirleyen, İngiliz zırhlısı Malaya’ya geçtiler. Padişah gemiye adımını attığı anda, selamlama topları ateşlendi. Sultan, geminin arka direğinde dalgalanan İngiliz bayrağını askerce selamladı. Ve Malaya İstanbul’dan ayrıldı. ★★★ Osmanlı’nın 36’ncı Padişahı... 115’inci İslam Halifesi... Bir düşman gemisiyle kaçıyordu. Böyle bir durum, 1400 yıllık İslam tarihinde ilk kez oluyordu. Başka bir deyişle, Halife gâvurlara sığınıyordu. ★★★ Vahdettin, 21 Kasım 1922’de Malta’ya ayak bastığında, artık “halife” değildi. İngilizler, kullanılacak Halifelik unvanı kalmayınca, Vahdettin’in kendi topraklarında kalmasını istemedi. Önce Mekke’ye, ardından İsviçre’ye, oradan da İtalya’ya gönderildi. İtalya’da San Remo’da, 40 odalı büyük bir köşkte yaşamayı sürdürdü. Yanlış okumadınız, 40 odalı... ★★★ 13 Mart 1924’te San Remo’dan ABD Başkanı’na bir mektup yazar. Mektupta, Mustafa Kemal Paşa’yı ve onu destekleyen Türk ulusunu; dini, vatanı, milleti belirsiz şer (kötülük) zümresi ve isyancı olarak tanımlar. ABD Başkanı’ndan yardım isteğinde bulunur. Padişah kaçtıktan sonra da, İngilizlerle işbirliğine devam eder. İngiltere’nin, Musul’u Türkiye’ye vermemek için çıkarttığı Şeyh Sait Ayaklanması’nı destekler. ★★★ Atatürk, Vahdettin’i hain olarak adlandırır. NUTUK’TA ağır konuşur: “Ancak aciz, adi, duygu ve anlayıştan yoksun bir yaratık, kendisini kabul eden herhangi bir yabancının koruyuculuğuna sığınabilir...” ★★★ 16 Mayıs 1926 akşamı... Vahdettin, San Remo’da bastıran kalp krizi anında, 23 yaşındaki genç eşine şu son sözleri söyler: “Biraz safram kabarıyor, bana bir tas getir.” Ve ölüm... Her şeyi eşit kılar... ★★★ Bugün, 2026 Türkiye’sinde... Atatürk ve Cumhuriyet’le hesaplaşmaya çalışanlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni “1923’te açılan bir parantez” olarak tanımlıyor. Sevr’in çöpe atılmasını içine sindiremeyenler ise, “100 yıldır devlet hakkımız engellendi” diyorlar. Bu iki anlayışın ortak noktası şudur: Atatürk yerine, Vahdettin’i tercih ederler. Oysa... Tarih nankör değildir, bir hizmeti asla unutmaz... Ama acımasızdır, her ihaneti kaydeder...