Zamanın ruhu değişti.

Devlet artık kapıyı çalmıyor, ekrana bakıyor. Dosyalar konuşmadan önce rakamlar fısıldıyor. Kim neyi ne kadar yapmış, kimin hayatı kimin beyanına benziyor, hepsi bir yerlerde yan yana geliyor.

Eskiden naylon fatura bir sabır işiydi.

Bir ihbar beklenirdi, bir tesadüf olurdu, bir dosya raftan inerdi. Şimdi tesadüfe gerek yok. Sistem bakıyor, karşılaştırıyor, şüpheleniyor. İnsan devreye en son giriyor.

Yeni dönemin adı çok havalı: KAŞİF.

Ama yaptığı şey aslında çok basit: Rakamlar arasında uyum aramak. Uyum yoksa alarm çalıyor. (Başlıkta yer alan tanımlamayı Sevgili Sami Altınkaya yapmıştı, bende teşekkür ederek başlığa taşıyorum.)

Ne satmışsın, ne almışsın, kimle çalışmışsın, kaç kişiyle temas etmişsin…

Hepsi aynı resmin içine giriyor. Ve o resim bazen gerçeği anlatıyor, bazen sadece tuhaf bir gölge bırakıyor.

En tehlikeli nokta tam burası.

Çünkü gölgeyle gerçeği ayırmak hâlâ insan işi. Algoritma şüphe üretir, adalet karar ister. Bu ikisi karıştığında ortaya hukuk değil, soğuk bir kontrol çıkar.

Peki sistem yanılmaz mı?

Yanılır. Ancak KURGAN’da biliyoruz ki bunlara payı son derece sembolik. Aynı hata payı KAŞİF içinde geçerli.

*

KAŞİF’in hedefinde özellikle bir şey var: düzenli gibi görünen düzensizlikler.

Kâğıt üzerinde normal duran ama hayatla örtüşmeyen tablolar. Bir şirketin kârı başka şey söylerken, faturaları başka bir hikâye anlatıyorsa… işte orada duruyor sistem.

Bu çağda vergi denetimi artık “sonradan” yapılan bir iş değil.

Önleyici, hatta sezgisel. Devlet, “olmuş” olana değil, “olabilir” olana bakıyor. Bu da klasik hukuk reflekslerini zorluyor.

Çünkü hukuk netlik ister.

Algoritma ise ihtimali sever.

Vergi kaçakçılığıyla mücadele elbette şart.

Kimse buna itiraz etmiyor. Ama mücadele yönteminin, masumu yoran bir şüphe makinesine dönüşmemesi gerekiyor. Aksi hâlde sistem kazanır, adalet kaybeder.

Bugün naylon faturayla mücadele edilen yer sadece muhasebe kayıtları değil.

İnsan davranışları.

Kimle çalışıyorsun, neden bu kadar hızlı büyüdün, bu hayat bu gelirle olur mu?

Sorular tanıdık.

Ama cevaplar her zaman matematik değil.

Bazı şirketler düşe kalka büyür.

Bazı insanlar bir yıl susar, bir yıl parlar.

Bazı tablolar mantıksızdır ama gerçektir.

İşte bu yüzden KAŞİF bir devrim değil, bir sınavdır.

Devlet için de, mükellef için de.

*

Güçlü devlet, görmek ister.

Adil devlet, anlamaya çalışır.

Eğer sistem sadece yakalamaya odaklanırsa, korku üretir.

Ama doğru sorularla çalışırsa, düzen üretir.

Asıl mesele şudur:

Teknoloji büyürken, vicdan küçülmesin.

Çünkü bazı şeyler vardır…

Ne sistemde görünür,

ne tabloda çıkar,

ama dikkatle bakan biri için fazlasıyla açıktır.

KAŞİF çağındayız.

Devlet görüyor. Ayırt ediyor. 2026 yılında iyiden iyiye gaza basan ve KURGAN’dan sonra devreye aldığı KAŞİF ile yeni bir perde aralanıyor.

VDK, GİB ve TÜBİTAK, tebrik ediyorum.

4.0 MALİYE…