Savaş artık ne haritalarda ne de ekranlarda.
Savaş; market rafında, akaryakıt pompasında, çarşıda pazarda, Kapalıçarşı’da…
Belki de daha da önemlisi kaçan huzurda.

28 Şubat Cumartesi günü başlayan savaşın üzerinden tam 1 ay geçti.
Bitmiyor ve bitecek gibi de durmuyor.
Ortadoğu yine kaynıyor.
Ama mesele sadece kimin kimi vurduğu değil, sonucunda yarattığı tahribat ve ağır bedel.

Bu savaş Türkiye’ye neye mal oldu, daha önemlisi neye mal olacak; biraz bunun üzerine analiz yapalım.

*

Enflasyon

Türkiye ekonomisi açısından en sancılı konu, savaştan bağımsız olarak zaten hayat pahalılığıydı; yani enflasyon.

İlk iki ayda yüzde 7,95 seviyesinde hızlı bir giriş yaptığımız enflasyon dikkate alındığında, yıl sonuna savaştan bağımsız olarak yüzde 25’in altında bir gerçekleşme zaten pek mümkün değildi.

Bilhassa petrol fiyatları gün gün aşırı volatilite sergilese de 100 doların üzerine kapağı atmış vaziyette ve 107,49 dolarla piyasalar kapandı.

Merkez Bankası’nın yıl sonu tahmininin ve kurgusunun 60-62 dolar seviyesi olduğunu düşündüğümüzde, önümüzde zor bir patika bizi bekliyor. Kim buldu veya hesapladı bilmiyorum ama petrolde 10 dolarlık artışın yüzde 1 enflasyona etkisi olduğuna dair bir söylem var. Bu tamamen ezber bir cümle.

Tabii savaşın ve petrol fiyatlarındaki seyrin nereye evrileceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz ama artan fiyatların tersi durumda senkronize gerilemediğini biliyoruz.

Savaşın Nisan ayında olası bitmesi halinde bile savaş öncesine dönmek çok kolay olmayacak. Vurulan rafineriler, depolar, bunların rehabilitasyonu, navlun ve sigorta maliyetlerinin normale dönmesi gibi birçok faktör var. Benim yaptığım hesaplama çerçevesinde Brent petrol fiyatının 2026 yılında ortalama 80 dolar olması durumunda yıllık enflasyona olan etkisi 4,5 puan.

Bu durumda da yıl sonu enflasyon beklentim minimum 29-30 bandı. Ekonomi yönetimi için işin “güzel” tarafı, kendilerine mazeret doğmuş oldu hedefi yine tutturamamalarına ilişkin. Beraberinde de kaybedenlerde istikrar elde edilmiş oldu; o istikrar abidesi de vatandaş.

*

Bütçe

Yıl sonunda yüzde 30, ilk 6 ay için de yüzde 17 enflasyon tahmini üzerinden ilerlediğimizde, ilk etapta memur ve kamu işçileri açısından konuyu ele almak lazım.

İlk 6 ay için yüzde 11 zam alan memurlar ve yüzde 10 zam alan kamu işçilerinin enflasyon farkının bütçeye olan ekstra maliyeti 200 milyar TL seviyesinde olacak.

SGK’dan maaş alan toplam 17 milyon vatandaşımız açısından ise Sosyal Güvenlik Kurumu bütçesinde oluşan maliyet yaklaşık 250 milyar TL. Bunun SGK bütçesinden karşılanması mümkün olmadığı için merkezi yönetim bütçesinden aktarım gerekiyor; ilave böyle bir maliyetin fonlanması gerekecek.

Beklenti dışı oluşan enflasyon ve artan fiyatlar nedeniyle bütçede yer alan cari harcamalar üzerinden 200 milyar TL tutarında bir genişleme doğacak.

ÖTV Kanunu’na ekli (I) sayılı liste kapsamında 650 milyar TL yıllık tahsilat hedefi mevcut ancak burada işin dengesini bozan Eşel Mobil sistemi oldu. Sistemin başlattığı 2 Mart öncesi fiyatlara geri gelmek kısa vadede zor ancak yıl ortalaması açısından 80 doları referans alırsak 270 milyar TL tutarında yaklaşık bir kayıp oluşacak.

Ve faiz ödemeleri… Burada temelde 4 ana faktör var:

1-) Yıl sonu dolar kuru tahmininin 51 seviyesinden 55 seviyesine yönelimi,

2-) CDS priminin 200 seviyelerinden 275 seviyesine çıkması,

3-) Enflasyona endeksli 600 milyar TL üzerindeki borç açısından oluşan ekstra enflasyon,

4-) Hazine borçlanma faizinin artması.

Döviz cinsinden borcun ana parasında kurdan kaynaklı ekstra zarar, refinansmanda CDS etkisi, yurt içi borçlanmada artan faiz yükü ve enflasyona endeksli borç tutarının artan maliyeti neticesinde 2026 yılı için 2,7 trilyon TL olarak hesaplanan faiz ödemesi tahmini 3,2 trilyon TL’ye çıkması muhtemel.

Tüm bu açıklamalar dahilinde 2026 yılı bütçesine şu anda 1,4 trilyon TL civarında bir maliyet bizi bekliyor diyebiliriz.

*

Rezervler

Savaşın başladığı 28 Şubat’ta 210 milyar dolar seviyesinde olan Merkez Bankası rezervleri, 19 Mart itibarıyla 177 milyar dolar seviyesine gerilemiş vaziyette. Tabii burada altın rezervleri açısından fiyatların gerilemesi de bir faktör ama geldiğimiz noktada altın satışları ve teminat karşılığı döviz borçlanma gibi durumlar önümüzde.

Fakat bir hakikat var: Brüt rezervlerde 33 milyar dolarlık bir erime söz konusu.

*

Cari Açık

Savaş öncesine kadar aslında nispeten kontrol altına alınmış diyebileceğimiz bir cari açık mevcuttu. Yıl sonu itibarıyla da 25 milyar doların bir miktar altında kapatma durumu varken, Bakan Şimşek de açıkladı; şu anda ağırlıklı enerji ithal maliyetleri nedeniyle 50-55 milyar dolar seviyesinde olması beklenen bir cari açık var.

Dolayısıyla Merkez Bankası tarafından canhıraş bir mücadele ile kontrol edilmeye çalışılan kurun maliyeti üzerine, önemsenmesi gereken bir seviyede ilave cari açık maliyeti de binmiş vaziyette.

*

Bahsettiğim kalemler dışında başkaca maliyet unsurları elbette mevcut; kimi ölçümlenebilir, kimi de yaşandıkça öğrenilecek cinsten, turizm gibi. Ama 1 aylık periyotta savaşın ülkemiz ekonomisine maliyetini özetleyecek olursak:

1-) 4,5 puan ilave enflasyon
2-) 1,5 trilyon TL ilave bütçe açığı
3-) 30 milyar dolar ilave cari açık
4-) Geçip giden 33 milyar dolar rezerv

Şimdi soru şu: Ortadoğu’daki bu yangının içinde ekonomimizi nasıl koruyacağız?

Geçen hafta gündeme taşıdığım “Ekonomi Savunma Sistemi”ni sanırım daha yüksek perdeden konuşma zamanı.