Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın mağdur zamanlarında çok sık kullandığı ve siyasi hayatında çok faydasını gördüğü bir cümle kalıbı vardı.

İktidarının ilk yıllarında askerler siyasi içerikli açıklamalar yaptığında “Çok istiyorsanız üniformanızı çıkarın gelin siyaset yapın” diyordu.

Siyasi açıklamalar yapan ya da iktidar karşıtı kararlar veren yargı mensuplarına “Çok istiyorsanız cüppenizi çıkarın gelin siyaset yapın” diyordu.

Hekimler haklarını aradığında ise tepkisi “Çok istiyorsanız önlüğünüzü çıkarın gelin siyaset yapın” oluyordu.

★★★

Uzun zamandır Erdoğan’ın bu tür cümleler kurduğuna şahit olmadık.

Zira pek ihtiyacı kalmadı.

Zira bu cümleyi kurmasını gerektirecek insanların tümü, bizzat kendisinin gölgesine sığınıp, oradan siyaset yapmaya, toplumun farklı kesimlerine, siyasetçilere oradan ayar vermeye başladılar.

Mesela Halil Konakçı isimli genç bir imam var.

Ben de Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi, kendi işi dışındaki alanlarda spekülasyon ve polemiğe girenleri pek ciddiye almam.

Ben de Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi, öyle tipleri “Cüppeni, üniformanı, önlüğünü çıkar siyasete gir” diyerek geçiştiririm.

Bu bakış açısıyla Halil Konakçı’yı daha önce pek ciddiye almamış, siyasete girmesini beklemiştim.

★★★

Ancak Ümit Özdağ’la atışınca merak edip, birkaç vaazını izledim.

Gördüm ki imamlıktan çok siyaset yapıyor.

İnsanların yaşam tarzına ilişkin garip çıkışları oluyor.

Cumhuriyetin kurucu önderlerini hedef alıyor, onların imza attığı anlaşmalara laf ediyor.

Hatay’ın Fransız işgali sırasında Müslümanlar için daha yaşanabilir olduğunu ima ederek “Fransız işgali daha iyiydi” diye yorumlanabilecek cümleler kuruyor.

Vaazlarına farklı kesimlerden eleştiri geldiğinde de “siz kimsiniz” moduna girerek açıyor ağzını, yumuyor gözünü.

★★★

Vaazlarını kendi adıyla açtığı bir youtube kanalından izledim.

- İlk dikkatimi çeken, 650 bin takipçisinin olmasıydı.

- İkinci dikkatimi çeken tanıtım kısmında isminin hemen altında büyük harflerle “TC Cumhurbaşkanlığı” yazıyor olmasıydı (Bu detayın özellikle insanın gözünün içine sokulması, yaptığı işi Erdoğan’ın gölgesinde saklanarak yaptığını gösteriyor).

- Üçüncü önemli detay da kanalı “talebeleri”yle birlikte açtığını ifade etmesiydi. Belli ki imamlıkla yetinmeyip, kendi cemaatini kurmaya başlamıştı. Yakında Konakçı tarikatı, Konakçı cemaati diye bir şeyler duyarsak şaşırmayalım.

★★★

Türkiye’de binlerce Diyanet imamı var. Hepsinin şöhret peşinde koştuğunu, birer Youtube sayfası açtığını, talebeler edindiğini, siyaset yapıp toplumun değişik hassasiyetlerini kaşıdığını bir düşünsenize...

Memleket Diyanet’ten bağımsızlığını ilan etmiş imamdan geçilmezdi.

Keşke Cumhurbaşkanı Erdoğan, İmam Konakçı için de “Çok istiyorsan gel siyaset yap, partimizin kapısı sana açık” dese.

Keşke Konakçı, Erdoğan’ın gölgesine bir imam olarak değil, bir siyasetçi olarak girse.

Keşke Konakçı, siyaset yapıp başkalarını hedef alırken, üzerindeki cüppenin kafasındaki sarığın, kısacası din adamı kimliğinin arkasına saklanmasa.

Ya da bütün bunları elinin tersiyle reddedip “Kardeşim ben din adamıyım böyle de kalacağım” diyerek sadece din adamı kimliğiyle yetinse.

★★★

Din adamı mütevazı olur. Konakçı (şöhretin etkisiyle olsa gerek) fazla havaya girmiş. Kendini beğenmiş, karşısındakileri küçümseyen, üstenci bir kişiliğe bürünmüş.

Din adamı hoşgörülü ve saygılı olur. Konakçı ise otoriter, kavgacı bir tarzı benimsemiş. Kendisi gibi yaşamayanlara zerre saygısı kalmamış.

Din adamı bilge olur, bilge insan da az konuşur polemikten uzak durur. Konakçı ise yetkin olmadığı konulara girmesi yetmiyormuş gibi, bir de çok fazla konuşuyor, çok fazla polemiğe giriyor.

Daha da uzatmak istemiyorum.

28 yıllık meslek hayatımda böyle kısa süreli şöhret yakalayan, havaya giren, egosu tavan yapan çok insan gördüm. Hepsi dünyanın kendi etraflarında döndüğü hissine kapılmıştı.

Unutmasınlar ki; Kendilerini koruyan örtüler, gölgeler gittiğinde dımdızlar ortada kalırlar ve saman alevi gibi gelen şöhret de aynı hızla kendilerini terk eder!