Devlet düzeninde güç kaynağı ve işleyen çark yönetimdir (iktidardır). Temelini hukukun oluşturduğu anayasal düzende belli süre için görev yapmak üzere devlet gücünü-yetkilerini kullanmak üzere geçici olarak seçimle göreve gelen iktidar, bağımsız organların denetiminde çalışmalarını sürdürerek yine anayasanın öngördüğü amacı gerçekleştirmekte başlıca sorumludur. Çalışmaların hukuka uygun biçimde açıklıkla ve hesap verme işlerliği içinde yürütülmesi öncelikli görevidir. İktidarın yetki ve görevleri anayasal sınırlarıyla ve yasalarla belli edilmiş olup, denetim yollarıyla aykırılıklarının yaptırımları da kurallarla saptanmıştır.
Ceza yargısından Yüce Divan’a kadar hukuksal, seçimlerle de siyasal sorumluluğu belirlenen iktidarın her şeyden önce devletin nitelikleriyle ulusal ilkeleri ödünsüz savunması, koruması ve güçlendirmesi beklenir. Günümüz iktidarının yönetim başsorumlusu günümüz başbakanı koalisyon görüşmelerinde MHP’nin Anaya-
sa’nın ilk dört maddesine dokunulmaması önerisine katılmayarak Anayasa ve hukuk dışı düşmekle kalmamış, bu maddelerle oynayacağı olasılığına kesinlik vermiştir. Sorumluluk buradan başlamaktadır. Duruşu ve tutumu nedeniyle şehitlerden de iktidar
sorumludur.
GERÇEK
Günümüz iktidarının yine AKP’li cumhurbaşkanının konuşmalarıyla kesilen “Barış süreci- Demokratik
açılım” görüşmeleriyle aralarındaki sıcaklığı soğukluğa çevirdiği HDP’yi suçlamasıyla tırmanan terör saldırılarının gerçek sorumlusu, kanımızca yönetimdir. İçtenliksiz, özel amaçlı ve hesaplı İmralı-Kandil daha önce Oslo ve Dolmabahçe görüşmeleriyle sürdürülen ilişkiler bozulunca, yenilenen seçim kandırması malzemelerini de yenilemek ve artırmak gerekeceğinden şimdi HDP üzerinden terör sömürüsü yapılarak çekilen acılarla ilgilenilmemekte, haklı yakınmalarla çıkışlar, soruşturma ve eleştiri konusu yapılmaktan öte Ali ALKAN olayında olduğu gibi terbiye sınırlarını aşan saldırılara yeltenilmektedir.
ORTAM
İktidarın anlamsız ve sakıncalı hoşgörüsü ve aldırışsızlığıyla, yabancı destekli PKK gücünü artırmış, ülkenin her yerine yaydığı satılmış ve sapkın adamlarıyla olaylar çıkarmış, kışladaki asker, karakoldaki polis tutukluğuyla camilere bile cephane yığmıştır. İç savaş sayılacak saldırılarla onlarca şehit verilmesinin ağır suçlusudur. Yine de aynı ilçede karakol karşısında kamp kurup çatışmayı saatlerce sürdürecek konumdadır. Gereken çalışmayı yapmayan, tepkiyi vermeyen, ilgili kurumları kendisi için çalıştırmakla görevli iktidar bu aksaklık ve aykırılıkların sorumlusudur. Hazırladığı ortamla PKK’nın azmasını sağlamış, kötülüklerine neden olmuştur. Gözleri ve kulakları kapatıp kuralların üstüne yatmanın sonucu böyle olmuştur. Yadsımakla (inkâr etmek), bahanelerle gerçekler değiştirilemez. 10 Kasım’ larda yurtdışında olmak, ulusal bayram törenlerini yaptırmamak gibi durumlar kimlerin ne olduğunu ve olabileceğini göstermektedir.
DOĞRUSU
And içtikten sonra Anayasa’yı çiğneyen kimse kanımızca cumhurbaşkanı olamaz. Bu sıfatını yitirir. Böyle bir kimseye “cumhurbaşkanı” denilemez. Ülkemiz böyle bir durumu yaşamamalıdır. Kanımızca, Arapça kökenli “istikrar” sözcüğünü kullanıp çekinmeden savunmak istediği sözde düzenli ve kararlı yaşamın tersini yaşatan iktidar açmazdadır. Günümüz cumhurbaşkanı, yenilenen seçimlerde her fırsatta bunu yineleyecek, kendisinin de sorumlu olduğu durumu “paralel”e yükleyecektir. Oysa paraleli paralel yapan AKP’dir. Paralel onunla oluyor.
7 Haziran seçimlerinde istediği başkanlık sisteminin kabûl edilmemesi anlamındaki sonuca katlanamayan Bay RTE inadını sürdürerek ülkeyi gereksiz bir seçim hükûmetine zorladı. Hükûmeti de istediği gibi oluşturdu. Seçim sürecinde AKP’ne desteğinin büyük bölümünü “istikrar sömürüsü” alacak görünüyor. Sarayındaki toplantılar bu havayı gösteriyor.