Gericiye gerici.
Yobaza yobaz.
Nurcuya nurcu.
Üfürükçüye üfürükçü.
Tarikatçıya tarikatçı.
Bağnaza bağnaz.
4 eş alana azmış.
Şeriatçıya Allahçı.
İrtica isteyene yobaz.
Biat edene etek öpücü.
Takiye yapana yalancı.
Sarıklıya mazide kalmış demek, hakaret suçu sayılacak. Yapılacak düzenlemelerle “gerici... yobaz... nurcu... bağnaz... softa... azmış... takiyeci...” diye bir ifade söylediğiniz zaman savcılar derhal harekete geçecekler. Sen bu ifadeyi; “nefret saikiyle” söylemektesin diye soruşturma başlatacaklar.
İfadene dikkat et.
Yoksa ifadeni alırız.
Cezanı da veririz.
İfade etmek suç oldu.
Demokrasi paketine kondu.
* * *
Bu noktaya kolay gelinmedi.
Takiye yaparak gelindi.
İlk demiryolu hattı açılışına bile kuran okumayı sokarak ve önceleri yılda bir kez kara sakallı, kara cübbeli birini bulup; “yaşasın şeriat... kahrolsun laik diktatörlük...” diye bağırtılarak başlandı. Sonraları; “Yaşasın şeriat... kahrolsun laik diktatörlük...” diye bağıranların sayısı yılda ikiye, ayda üçe, haftada beşe çıkartıldı. Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne yeşil bayrak asıldı. Meclis’e Türban giymiş milletvekili; saçı boyalı, dudağı rujlu, parmağı ojeli milletvekilinin kolunda sokuldu. Cami minarelerine, okul pencerelerine “Kahrolsun laiklik” pankartları asıldı. 10 Kasım’da Atatürk’ü anama töreninden sonra o günlerin biatçı ve takiyeci partisinden Kayseri Belediye Başkanı; “Bu sabahki törene içim kan ağlayarak katıldım” diye açıklama yaptı. Biatçı ve takiyeci partinin milletvekilleri Meclis’te Kayseri Belediye Başkanı’nın bu sözlerini çılgınca alkışladılar.
Yeni şeyhler türedi.
Yeni tarikat liderleri çıktı.
Dönemin biatçı ve takiyeci partisinden İstanbul, Ankara Belediye Başkanları’nın bu yeni şeyh ve tarikat liderleriyle yakın ilişkilere girdikleri görüldü.
* * *
Başbakanlıkta iftar verildi.
Sarıklı, cübbeli tarikat liderleri lüks Mercedes otomobillerini deve gibi kullanarak Başbakanlığa gelip, Başbakan ve Bakanlarla birlikte iftar açıtlar ve “iftar sonrası Allah’ın emirlerini konuştuk” diye gazetelere açıklama yaptılar. Bir Milletvekili Hac’da Türk hacılara “Cumhuriyet düzeni Manukyan (o yılların kadın genelev işleticisi) düzenidir...” ana temalı yemin ettirdi. Devlet dairelerine, üniversitelere türbanla girmek, kurban derilerini THK’nın dışındaki biatçı ve takiyeci derneklerce de toplanmasına izin vermek, memurların çalışma saatlerini iftara göre ayarlamak türü ilk “demokrasi paketleri (!)” o yıllarda; yedirerek bir adım ileri iki adım geri ufak ufak açıldı.
Sessiz devrim diyorlar.
Zihniyet değişimi devrimle değil evrimle ürkütmeden ve halkın algısı yönetilip, desteği alınarak yapıldı.
Bu günlere gelindi.
Takiye yapana yalancı.
Demek suç sayıldı.
Pakete kondu.
Sarıklı!
Çalışma Bakanı Faruk Çelik, yeni bir yönetmenlik hazırlandığını ve kamuda çalışan erkek memurlar için de kılık kıyafet kısıtlamasının kalkacağını açıkladı. Okullarda türbanlı öğretmen, mahkemede tesettürlü avukatın yanı sıra üniversiteye de isteyen profesör sarığını giyerek ders verecek. Bu ülkede her gün 110 bin camide beş vakit ezan okunuyor, namaz kılınıyor. Her yıl 500 yeni cami yapılıyor. 110 bin cami imamının maaşı devlet bütçesinden ödeniyor. Kandillerde okunan mevlüt canlı yayın TV’den veriliyor. Yetmedi, üniversitede isteyen profesörün sarık giyme hürriyeti eksiği vardı, o da gideriliyor.