Kurtuluş Savaşı’nda iç ve dış düşmanlara karşı mücadele verdiğimiz anlatıldı ama bir de gözle görülmeyen düşmanlar vardı! Ki bu düşmanlar vatanı satan şerefsiz işbirlikçiler kadar acımasızdı! Mikroplar ve bulaşıcı hastalıklar...

Atatürk mesela dört kez sıtmaya yakalandı. Milli Mücadele sırasında çok yaygındı. Bursa, Eskişehir, Afyon, Haymana, Porsuk ve Sakarya bataklıkları civarında çarpışan subayından erine kahramanlarımızı kırıp geçiriyordu bu illet. Kinin yetişmiyordu!

Savaş bitti, ilk iş sıtma ile mücadele başlattı Atatürk!

1923’te hükümet programında şöyle denildi... “Memleketimizde en çok tahribat yapan hastalıkların verem ve frengi olduğu zannı yanlıştır. Halbuki bizde en mühim tahribatı yapan hastalık sıtmadır ve bu derdin devası milyonlarla masrafa muhtaçtır!”

Konu sümen altı edilip, kıt kaynaklar müteahhitlere falan aktarılmadı, 1924’te seferberlik ilan edildi. 1925’te toplanan 1. Milli Tıp Kongresi’nin ana konusu sıtma oldu. Almanya’dan ünlü böcek bilgini Türkiye’ye çağrıldı. Memleketin sivrisinek türleri tek tek belirlendi. Adana’da Sıtma Enstitüsü kuruldu. Türkiye sıtma hastalığına karşı bölgelere ayrıldı. Şehir mücadele heyetleri oluşturuldu, bataklıklar kurutulmaya başlandı. Doktorlara 3’er ay zorunlu sıtma eğitimi verildi.

1934 yılında Atatürk trenle İzmir’den Aydın’a doğru gidiyordu. Torbalı Tepeköy’den sonra Cellat Gölünü geçerken Cellat Köyü istasyonunda durup köylülerle sohbet ediyordu ki, burada yaşayanların 35’ini görmeden göçüp gittiklerini öğrendi! Niye diye sorunca sıtmadan dediler. Cellat Gölü ve çevresindeki bataklıklar sıtma kaynağıydı.

Hemen talimatı verdi, hastalık saçan bu göl ve bataklıklar kurutulsun. 46 kilometre uzunluğunda 50 metre genişliğinde kanallar açıldı. Sadece Cellat değil bölgedeki sayısız bataklık kurutuldu. Kurutulan alanlar köylüye toprak oldu.

Sonra? Cellat Köyü’nün adını değiştirdi Atatürk! Ortaya çıkan ovaya ve o köye Sağlık adını verdi. Selçuk taraflarına giderseniz Sağlık Köyü’ne uğrayın!

Peki ya bugün?

Deri ve Zührevi Hastalıkları Derneği’nin internet sayfasını hazırlayan doktorlar ilgili bölümün girişine şöyle yazmış... Züğürt olup düşünmektense, uyuz olup kaşınmak iyi midir? İyidir, hiç olmazsa tedavisi var!

Ama...

Güvenilir olsun diye TRT Haber’den 21 Ocak 2022 tarihli bir haberin başlığını vereyim:  Türkiye’de uyuz vakaları yüzde 50 arttı!

2021, 2020, 2019, 2018 yıllarında hep artmış. 2022’den itibaren ise ilginç bir hal almış. Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Deniz Demircioğlu “Eskiden hastaya ilaç verirdik, gider bir daha gelmezdi, yani iyileşirdi” diyor mesela!

SGK’nın ödemediği ilaçlar artık iyi gelmiyor mu, uyuz mutasyon geçirip ilaçlara direnç mi gösteriyor, yoksa hastalar ilacı iki gün kullanıp vaz mı geçiyor bilinmiyor, araştıran yok çünkü.

Şikayetvar sitesine girin durum fena olduğunu görün... Yurttaşlardan gelen yığınla şikayet var, son 10 gün içinde yazılanlardan birini aktarayım...

“Sayın yetkililer, bu uyuz illetine ne zaman müdahale etmeyi düşünüyorsunuz? Bir senedir çoluk çocuk dirençli bir uyuzla boğuşuyoruz. Kullanmadığımız ilaç, losyon kalmadı. İnsanlar öldükten sonra mı mücadele edilecek? Lütfen yardım edin, başvurmadığımız yer kalmadı!”

Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Binali Çatak’ın şu cümlesi çarpıcı: “Zenginlerde uyuz tesadüfidir ama yoksul ülkelerde salgın niteliğinde. İşsiz ailelerin çocuklarında daha fazla görülüyor. Günübirlik işlerde çalışanlar ya da işsizler tedaviyi aksatıyor.”

Niye böyle? Yoksul oldukları için!

Hijyene ayıracak bütçeleri sınırlı... Üstelik bu uyuz hastalığı evdeki bir kişide var diğerlerinde yoksa bile hepsinin kendilerini bir süre karantinaya alması, düzenli ilaç kullanması, evdeki tüm eşyayı yıkamaları, yıkayamadıklarını torbalarda üç dört gün havasız şekilde bekletmeleri lazımmış. Bunu kim, hangi parayla yapacak?

İyi de durduk yere nereden çıktı bu uyuz?

Dünya Sağlık Örgütü kapsamlı araştırmalar yaptı. Kaynakların kısıtlı olduğu ülkelerdeki çocuklar uyuzun birinci hedefi. Uyuzun dünyanın her köşesine yayılmasının asıl nedeni ise göçler, milyonlarca mülteci!

Amsterdam Enfeksiyon ve Bağışıklık Enstitüsü’nün Şubat 2023 çalışmasına göre uyuz Hollanda’yı da tehdit ediyor. Onlar inceliyor, hatta uyuz kliniği bile kurdular. Araştırmaya göre, küresel çapta iki grup uyuzdan çok etkileniyor. Düşük ve orta gelirli ülkelerde çocuklar, gelir durumu iyi olan ülkelerde ise öğrenciler, evsizler ve sağlık çalışanları.

Bu arada acil olarak uyuz kliniği kuran Hollanda şu ana kadar sadece 96 bin mülteci kabul etti!

Daha ilginç bir araştırma var. 2007-2017 yıllarında Orta Doğu’dan Batı’ya doğru uzanan göçmen akımı sürecinde yani Avrupa göçmen rotasında kalan ülkelerde uyuz vakaları kat kat arttı. Aynı araştırmada Türkiye de var!

Fakat bizdeki durum onlardan farklı.

Birincisi milyonlarca yurttaşın eriyen ekonomik durumu! Millet parası yetmediği için gıdasından, giyiminden olduğu gibi yıkanacağı sudan, elektrikten, doğalgazdan kıstıkça kıstı. Bir kalıp sabun bile ateş pahası. Deterjan için bankadan kredi gerekiyor!

İkincisini ise İçişleri bakanı Ali Yerlikaya açıkladı... Türk vatandaşlığı alan Suriyeli sayısı 237 bin 995. Geçici koruma altındaki Suriyeli sayısı 3 milyon 254 bin 904. İkamet izni ile kalanların sayısı 1 milyon 129 bin 614. Uluslararası koruma kapsamında olanların sayısı 259 bin 468!

İşin özü Türkiye milyonlarca mülteci için hem geçiş rotasında hem de son durak...

İktidarımız sağolsun. Sınırları ardına kadar açık tutarak dara düşen her bahtı karayı geri çevirmedi,  açlık sınırının altına düşen milletinin kesesinden yüce gönüllülük yapıp ev üstüne ev kurdurdu.

Fakat rahat olun! Sağlık bakanımız “İddiaların aksine salgın yok, artış kısmi. Uyuz geçen yıla göre yüzde 7 arttı” dedi.

***

Allah Allah... Siz de benim gibi kaşınmaya mı başladınız?

Uyuz ettiler bizi, uyuz!