Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı 2025 yılı gelir ve kurumlar vergisi rekortmenleri listesini açıkladı. Liste bizi çok şaşırtmadı. Listede yer alan ve almayan rekortmenlerden bağımsız olarak, açıklanan veriler Türkiye ekonomisi ile ilgili pek çok acı gerçeği ortaya koyması açısından önemlidir.
100 rekortmenden 78’i ismini gizlemiş
Rekortmenlik övünülmesi gereken bir durumdur. Devletin koskoca Maliye Bakanlığı sizi rekortmen olarak belirliyor ama siz diyorsunuz ki: “Benim adımı
açıklamayın.”
İsminin açıklanmasını istemeyenlerin sayısı bir-iki kişi olsa yine sorun değil ama 100 rekortmenin 78’inin isminin açıklanmasını istememesi ayrı bir sosyolojik vaka. Listeyi de anlamsızlaştırıyor. Bakın yıllar itibariyle isminin açıklanmasını istemeyenler nasıl da artmış.
Türkiye genelinde gelir vergisi açısından ilk 100’e girip isminin açıklanmasını istemeyenlerin sayısı:
- 2000 yılında 14 kişi,
- 2008 yılında 31 kişi,
- 2012 yılında 35 kişi,
- 2018 yılında 58 kişi,
- 2019 yılında 67 kişi,
- 2023 yılında 73 kişi,
- 2024 yılında 79 kişi,
- 2025 yılında 78 kişi.
Listenin dörtte üçünden fazla satırı boş kalmış.
Gerçek vergi rekortmenleri
Gelir İdaresinin açıkladığı listeye girmeyen gerçek vergi rekortmenleri ise bambaşka bir konu. Çünkü bu ülkenin gerçek vergi rekortmenleri; bir araba kendine iki araba devlete alan, cep telefonuna 4 ayrı vergi veren, maaşı daha eline geçmeden vergisi kesilen, mutfak tüpüne ÖTV, tuvalet kağıdına %20 KDV ödeyen vatandaşlardır. Eline geçen maaşın tamamını harcamak zorunda olup tümü üzerinden bu defa dolaylı vergi ödeyenler yıldızlı vergi rekortmenleridir. Gerçek vergi rekortmenlerini bu listelerde göremezsiniz. Bunlar size bir ayna kadar uzaktır.
Kurumlar Vergisi rekortmenleri listesi ekonomideki acı tabloyu gösteriyor
Kurumlar Vergisi rekortmenlerinden 36 tanesi ünvanının açıklanmasını istememiş. Geriye kalan 64 rekortmenin sektörel dağılımı ekonomideki sıkıntıyı açıkça ortaya koyuyor. Ünvanını açıklayan 64 vergi rekortmeninin sektörel dağılımı, ekonominin motoru olması gereken sanayi ve üretimin nasıl geriye itildiğini açıkça belgeliyor.
Listenin geneline baktığımızda karşımıza çıkan ilk ve en çarpıcı gerçek, ekonominin “finansallaşma” düzeyidir. Ünvanını açıklayan 64 kurumun tam 40’ı doğrudan bankacılık, sigortacılık ve finansal aracı kurumlardan oluşuyor. Yani en fazla kâr eden ve dolayısıyla en çok vergi ödeyen ilk 100 kurumun neredeyse üçte ikisi, paradan para kazanan veya parayı yönetenlerdir. Listenin zirvesinde 70.39 milyar TL vergi tahakkuku ile Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası oturuyor. Onu takip eden diğer kamu ve özel bankalar (Vakıfbank 22.9 milyar TL, Garanti Bankası 20.07 milyar TL ile) ilk sıraları kapatmış durumda.

Rekortmenler listesinde devasa sanayi kuruluşlarının esamesi okunmuyor. Çünkü sanayi sektörü yüksek faiz yükü ile boğuşuyor. Sanayinin ekonomiden nasıl dışlandığının fotoğrafı karşınızda duruyor.
Bu tabloya sanayi odalarının son dönemde yükselen ve adeta çığlığa dönüşen şikayetleriyle birlikte baktığımızda tablo daha net gözüküyor. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, son İSO 500 sonuçlarını değerlendirirken çok net bir uyarıda bulunmuştu: “Enflasyonu düşürmek için uygulanan politikaların ve bu süreçte ödenen ağır bedellerin en büyüğünü maalesef sanayi sektörü ödüyor.”
İSO verileri bu feryadın arkasındaki matematiksel gerçeği ortaya koyuyor. Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşları, elde ettikleri faaliyet kârlarının neredeyse tamamını finansman giderlerine feda etmek zorunda kalıyor. Sektörde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %84.9 gibi kritik bir seviyeye ulaşmış durumda. Yani sanayici gecesini gündüzüne katıp üretiyor, satıyor, kâr ediyor; ancak bu kârın yaklaşık %85’ini yüksek faiz ve ağır borç yükü sebebiyle doğrudan bankalara ve finans kuruluşlarına transfer ediyor.
Bu şartlarda yeni yatırımlar hayal oluyor. İflaslar, konkordatolar artıyor.
Üretmeyen ekonomide vergi rekortmenliği
Sonuç olarak, 2025 yılı Kurumlar Vergisi rekortmenleri listesi, Türkiye ekonomisinin mevcut para politikasının ve kaynak dağılımının nasıl sorunlu olduğunun en net fotoğrafıdır. Finansal kaynakları üretime, teknolojiye ve sanayiye yönlendirmek yerine yüksek faizle para satarak kâr rekorları kıran bankaların vergi listesini domine etmesi sağlıksız büyümenin ve ekonomi politikalarının işaretidir.
Sanayicinin ürettiği kârın %85’ini finansman maliyeti olarak sisteme geri verdiği, borçluluk oranlarının öz kaynak artışını ikiye katladığı ve üretim iştahının yüksek faizle törpülendiği bir yapıda, kalıcı bir dezenflasyon patikası yakalamak da mümkün değildir. Ekonomi yönetimi, sanayicinin “kırık masada yemek yeme” mücadelesine daha fazla kulak tıkamamalıdır. Üretimin olmadığı, sanayinin borçla boğulduğu bir ülkede, yarın vergi tahsil edilecek bir reel sektör dahi bulmak hayal olabilir. Biz şimdiden uyaralım.