Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Halkçılık temelli ittifakın mimarı: ALi iHSAN BEY

22 Şubat 2015

Türkiye seçime gidiyor. Türkiye ittifakları konuşuyor. İttifak kişiler zemininde olmaz; fikirler temelinde olur. Mustafa Kemal, Lenin'i hiç reddetmedi ama Bolşevik Cephesi'nde yer almayı da kabul etmedi. Mustafa Kemal ittifakı halkçılık temelinde sağladı. Bugün ayakları Türkiye toprağına basan her kişiyi, grubu ve siyasal örgütü etkileyen halkçılık ilkesini, CHP'nin 6 Ok'una koyulmasını sağlayan isimlerden, ‘'Türk Karl Marks'' Ali İhsan Bey'i tanır mısınız?..

Ali İhsan Bey…
Nam-ı diğer; Kör Ali İhsan…
Ali İhsan İloğlu…
İstanbul Aksaray'da 1870'te doğdu.
Harbiye Nezareti mektupçuluğuna yükselmiş olan Mustafa Süreyya Bey'in oğlu.
Ali İhsan, ilk tahsilini tamamladıktan sonra yine Aksaray'da “Darül Tedris'' adını taşıyan medreseye devam etti. Burada Doğu ve Arap kültürü üzerinde ihtisasıyla tanınmış olan Hacı İbrahim Efendi'nin öğrencisi oldu. Aynı dönemde Fatih Camii'ne devam ederek İslami bilgisini yoğunlaştırmaya ve Arapça bilgisini çoğaltmaya çalıştı.
Okumaya meraklıydı fakat gözündeki rahatsızlığı nedeniyle yüksek öğrenim yapamadı.
1908'de Harbiye Nezareti'nde memur oldu.
Memurluğa devam ederken elinden kitap düşmedi. “Türk İçtimai Tarihi'' üzerine çalışmaya başladı. Fakat…
Sadece okuyup-yazmakla olmayacaktı; 10 arkadaşıyla birlikte o günlerde yeraltı faaliyeti sürdüren İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katıldı.
(Edebiyatçı) Memduh Şevket (Esendal) ve İttihat ve Terakki'nin ileri gelenlerinden (‘'Küçük Efendi'' diye bilinen) Kara Kemal ile yakınlaştı.
İlk görevi esnafları örgütlemek oldu…

Devrimden sonra

Ali İhsan Bey Temmuz 1908 Devrimi'nden sonra Harbiye Nezareti'nde “mümeyyizlik'' gibi önemli görevlere getirildi.
Bir düşün ve eylem adamıydı. Osmanlı'yı çöküşe götüren nedenlerden biri olan bürokrasi çarklarında kalarak çürüyemezdi. Ayrıca…
Halkın dertlerini, ihtiyaçlarını anlamaktan uzak Kapıkulu geleneği içindeki memur zihniyetine hınç doluydu.
Ali İhsan Bey, çöküşü durdurup topluma yeniden dinamizm kazandırmayı amaçlayan ‘'mesleki temsilcilik'' fikrini ortaya attı.
Bu, ‘'halkçı'' bir düşünce hareketiydi.
İki temel üzerinde yükseliyordu:
– Yönetimin doğrudan doğruya ve bütünüyle halka devredilmesi.
– Halkın ekonomik ihtiyaçlarını rehber edinmek.
Yani:
Halkçılık; toplumsal gruplar arasında eşitliğin sağlanması ve yasa ile hizmetlerden herkesin eşit olarak yararlanmasıydı.
Halkçılık; toplumsal uzlaşma/toplumsal dayanışma (tesanütçülük/solidarizm) demekti.
Amaç, ‘'halk devleti'' kurmaktı…

Liberaller istemiyor

İttihat ve Terakki, ‘'milli burjuvazi'' oluşturma gayesiyle 1909'da Esnaf Odaları (Cemiyetleri) kurdu. Bu oluşumda Ali İhsan Bey, Memduh Şevket Bey ve Kara Kemal Bey etkin rol oynadı.
Esnaf Odaları Mümessilliği'ne Memduh Şevdet (Esendal) getirildi.
Ülke ekonomisini millileştirmek için yerli sermayeye dayanan şirketlerin kurulmasını sağladılar. Bunun sonucu sadece İstanbul'da 51 esnaf cemiyeti kurdular…
İttihat Terakki'yi ittifaklar meydana getiriyordu.
Maliye Nazırı Cavit Bey ve grubunun liberal ekonomi anlayışını savunmasına karşılık, ‘'mesleki temsilciler'' himayeciydi.
Sonuçta Ali İhsan Bey, Memduh Şevket Bey gibi isimler, ‘'İttihatçı liberaller'' tarafından istenmedikleri için merkezden uzaklaştırıldı.
Ali İhsan Bey, 1912-1915 yılları arasında İttihat ve Terakki Fırkası'nın Diyarbakır ve Halep müfettişliğinde bulundu.
Birinci Dünya Savaşı'nın çıkışından sonra 1915'te İstanbul'a geldi. Aynı yıl Kara Kemal başkanlığında kurulan “İstanbul Heyeti Merkeziyesi''ne Memduh Şevket (Esendal) ile birlikte seçildi ve kendini iaşe/beslenme işleri içinde buldu. Daha sonra Kara Kemal nazırlığında, (Harbiye Nezareti'nden ayrılan) İaşe Nezareti'nde çalışmaya başladı.
Bu arada ‘'mesleki temsilciler'', ‘'İktisadiyat Mecmuası'' ve ‘'Yeni Mecmua''da milli iktisat politikasını yazmayı sürdürdüler.
Aralarında farklılıklar olsa da Ali İhsan Bey gibi, Ziya Gökalp'ler Yusuf Akçura'lar iktisadi milli uyanıştan bahsediyordu.
Bu nedenledir ki…
İttihatçılar, kapitülasyonları kaldırdı.
Ne yazık ki Osmanlı savaşta yenildi.
Kazanan kapitülasyon taraftarları oldu.
Ali İhsan Bey Ankara yollarına düştü…

Politikacılara güvenmiyor

Ali İhsan Bey 1920'de Ankara'ya gitti.
Yeni bir toplumsal düzenin/devletin doğmakta olduğunu görüyordu ve katkıda bulunmak istiyordu. (O yıllarda kardeşi Asım Süreyya (İloğlu), Mustafa Kemal ile Talat Paşa arasındaki mektuplaşmaların kuryesiydi.)
Ali İhsan Bey, yıllardır üzerinde çalıştığı temelde ‘'halkçılık'' düşüncesine dayanan ‘'mesleki temsilcilik'' programını Ankara'ya sundu.
Bu halkçılık programı, ilk Meclis'e sunulan 4 programdan biri oldu.
Mebusların bölgelere göre değil, sosyo-ekonomik yapıyı şekillendiren mesleklerin temsilini esas alan bir seçim sistemi talep etti.
Ayrıca… Biri demokratik seçimlerle oluşan, öteki toplumsal ve ekonomik meslek temsilcilerinden kurulu iki meclisli sistem önerdi.
Bu taleplerinin altında yatan gerçek şuydu:
Ali İhsan Bey, parlamenter rejim veya çok partili demokrasiye şiddetle karşıydı. Ona göre, söz konusu rejim, politikacılığı kendine meslek edinmiş bir avuç azınlığın -sözde millet adına- yönetimi ele geçirmesi, kişi ve parti ihtiraslarının tatminine zemin hazırlaması sebebiyle, gerçek bir halk idaresi olmaktan çok uzaktı. Var olan sistem, halk iradesinin tam ve eşit bir biçimde yönetime yansımasına imkan vermezdi!
Osmanlı bürokrasisini yakından bildiği için merkeziyetçi bir devlet anlayışını da reddediyordu.
Ali İhsan Bey'in halkçı programı dahilinde köylüler ve çobanlar, tüccarlar, denizciler, madenciler, ırgatlar, serbest meslekler, sanatkarlar, memurlar ve askerler olmak üzere toplamda dokuz meslek grubu oluşturuldu…
Fakat, o dönemde Ankara kaynıyordu; emperyalizme ve kapitalizme karşı olmakta, halk egemenliğini kabul etmekte bir sorun yoktu.
Ancak Ankara'da iktidar savaşı vardı.

Yeşil Ordu

Mustafa Kemal iktidarını vermeye hiç razı değildi.
Kuşkusuz “hakimiyet-i milliye esasına müstenid halk hükümeti''ni kabul ediyordu.
Ama… Ali İhsan Bey'in sunduğu ‘'mesleki temsil'' teklifine mesafeliydi.
Çünkü…
Ali İhsan Bey'in, İslami-sosyalist Yeşil Ordu'nun meclisteki grubu ‘'halk zümresi'' mebuslarını etkilediğini biliyordu. Keza…
‘'Yenigün'' ve ‘'Ögüt'' gibi gazeteler yazılarıyla Ali İhsan Bey'i destekliyordu.
Mustafa Kemal, tüm ekipleri ‘'halkçılık'' ilkesi etrafında birleştirmek için Ali İhsan Bey'in ‘'mesleki temsil'' programını destekledi.
Halk egemenliğine dayalı 31 maddelik halkçılık yasa tasarısını 13 Eylül 1920'de Meclis gündemine -biraz yumuşatarak- bizzat kendi getirdi. Kabul
edildi:
‘'Millet Meclisi hükümeti hayat ve bağımsızlığını kurtarmayı yegane ve mukaddes gaye bildiği halkı emperyalizm ve kapitalizm tahakküm ve zulmünden kurtararak irade ve hakimiyetin hakiki sahibi kılmakla gayesine ulaşacağı inancındadır.''
Ve, 20 Ocak 1921'de halkçılık programı Türkiye'nin ilk Anayasası'na kondu.
Milli Mücadele döneminde benimsenen halkçılık, ulus-devlet kuruculuğunu amaçlıyordu. Buna en büyük katkıyı yapanlardan biri olan, Ali İhsan Bey çok mutluydu.
Nasıl mutlu olmasın, tüm mücadelesi gerçek bir ‘'halk idaresi'' tesis etmekle geçmişti.
Sevinci uzun sürmeyecekti…

“TURK KARL MARKS''

Cumhuriyet gazetesinin babası; Yeni Gün gazetesidir.
Yunus Nadi, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra meslektaşı Velid Ebuzziya ile anlaşmazlığa düşünce Tasvir-i Efkar gazetesinden ayrıldı. 1918'de Yeni Gün gazetesini kurdu.
Anadolu'daki milli mücadele hareketini destekleyen Yeni Gün, İstanbul'un işgalinden bir gün sonra İngilizler tarafından kapatıldı.
Yunus Nadi Anadolu'ya geçti. ‘'Anadolu'da Yeni Gün'' gazetesini çıkardı.
Aynı zamanda, 18 Ekim 1920'de Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle kurulan (resmi) Türkiye Komünist Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı. Yeni Gün gazetesi, (resmi) Türkiye Komünist Fırkası'nın yayın organı olarak yayımlandı.
Yeni Gün gazetesinde 12 Ekim-1 Kasım 1920 tarihleri arasında Ali İhsan Bey'in hazırladığı ‘'mesleki temsil programı'' yayınlandı.
Gazete, Ali İhsan Bey'in programını tanıtırken “Türk Karl Marks''ı ifadesini kullandı.
Sadece Yeni Gün değildi bu benzetmeyi yapan…
Bir diğeri; Hakimiyet-i Milliye gazetesi idi.
Kurtuluş Savaşı sırasında başkanlığını Mustafa Kemal'in yaptığı Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin 10 Ocak 1920 tarihinde yayın hayatına başlattığı bu gazetenin başyazarı Muhittin Birgen idi.
Muhittin Birgen şöyle yazdı:
'Karl Marks, dünya tarihi üzerinde ne yapmışsa, Ali İhsan Bey de Osmanlı tarihi üzerinde aynı şeyi yapmıştır. Denebilir ki, bütün dünya hayatını okurken Marks nasıl bir gözlük kullanmışsa, Ali İhsan Bey de Osmanlı Türk'ünün hayatını okurken aynı gözlüğü kullanmıştır. Marks, tarihi okuyarak istikbali haber vermişti. Ali İhsan Bey de, Osmanlı tarihini okuyarak, Anadolu'nun istikbalini keşfe çalışmıştır…''
Yunus Nadi, Muhittin Birgen ve Ali İhsan Bey Ankara'nın ‘'sol kanat''a mensup isimleridir. ‘'Kapitalistleşme süreci''ne giren Osmanlı'nın küçük girişimcileri yok ederek çöktüğünün şahidi olmuşlardı.
Bu nedenle, toplumcuydular-devletçiydiler.
Abidin Nesimi'ye göre, mesleki temsilcilik, ‘'lonca sosyalizmi'' idi.
Mehmet Emin Yurdakul'un, “Halk Hükümeti ve Halkçılık'' adlı risalesinde dediği gibiydiler: “Artık padişah yok, millet var; saray yok, vatan var; keyif yok, kanun var; zulüm yok-esaret yok, hak ve hürriyet var.''
Bu arada…
Tüm halkçıların hemfikir olduğunu düşünmeyiniz; örneğin Ziya Gökalp'in ‘'mesleki temsilciliğe'' yaklaşımı ile Ali İhsan Bey'in yaklaşımı arasında temelde önemli bir fark vardı: Gökalp ‘'mistik''; Ali İhsan Bey ise ‘'materyalist'' idi!
Bu nedenle Ziya Gökalp, Ali İhsan Bey'i zamansız ve yersiz fikirlerin savunucusu olarak hep eleştirdi. Ali İhsan Bey'in kara çarşafa karşı çıkması nedeniyle onun körlüğü ile alay eden bir taşlama yazdı. Neyse…
Sonuçta... Halkçılık ilkesi bir partiyle özdeşleşti:
Tarih: 9 Eylül 1923.
Cumhuriyet Halk Partisi resmen kuruldu…
Ali İhsan Bey'in yaşamı ise üç yıl sonra 14 Haziran 1926'da tamamen değişti.
İzmir'de Mustafa Kemal'e suikast düzenlemek iddiasıyla tutuklanan eski İttihatçılar ile birlikte cezaevine atıldı.
Suçu, yakalanacağını anlayınca intihar eden Kara Kemal ile irtibatlı olmasıydı.
Yargılandı… Beraat etti.
Bu davadan sonra siyasetten uzak durdu.
Ali İhsan Bey kabuğuna çekilip ticaretle uğraşırken, CHP 1927'deki kongresinde, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Laiklik ve Halkçılık ilkelerini benimsedi. (1931'deki kongrede ise Devletçilik ve Devrimcilik ilkeleri eklenerek 6 Ok oluşturuldu ve partinin amblemi yapıldı.)
Ve…
Yıl 1940…
Ömrünü halkçılık ilkesine atayan Ali İhsan Bey…
Nam-ı diğer Kör Ali İhsan…
İstanbul Bakırköy'de sessizce hayata veda etti.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more