Sözcü Plus Giriş
UĞUR DÜNDAR

Akıl hastanesinde bir bayram günü!..

20 Eylül 2015

70'li yıllar…
Yapımcı-yönetmen ve sunucu olarak çalıştığım TRT İstanbul Televizyonu'na, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde korkunç insanlık suçlarının işlendiği yönünde ihbarlar geliyor.
Kimilerine göre hastane, çoktan sağlık kurumu olmaktan çıkmış ve adeta bir toplama kampına dönüşmüş durumda.
Orada neler yaşandığını kimse bilmiyor. Toplumun haberdar olması gereken gerçeklerse basından, hatta hasta yakınlarından bile gizleniyor.
Bunun yerine kimi zaman hastane bahçesinde cicili bicili giysilerle güneşlenip piknik yapanların fotoğrafları, kimi zaman da müzik aleti çalan, yağlıboya tablosunu zevkle tamamlamaya çalışan hastaların “rehabilitasyon (!)” görüntüleri yayınlanıyor…
Sonradan anlıyoruz ki bunların hepsi mizansen, hepsi düzmeceymiş!..

* * *

Hastalar için organize edilen bir bayram (!) günü, kamera ekibiyle birlikte hastanedeyiz.
Başhekim Dr.Faruk Bayülkem'in peşimize taktığı adamlarına çaktırmadan, gözlerden ırak bir pavyonun önüne geliyoruz.
Aman Allahım bir de ne görelim!
Demir parmaklıklar ardında çok sayıda kadın ve erkek hasta çırılçıplak durumda değil mi? Kimi cinsel ilişki halinde, kimiyse masturbasyon yapıyor. Gözümüze çarpan tek giysi, bazılarındaki çubuklu pijamalar. Onların da altları ve düğmeleri yok!
“Bu ne haldir, yazık değil mi bu zavallılara? Bu insanlık dışı durum niçin önlenemiyor?” diye sorduğumuz hastabakıcılar hiç umursamadan “Giydiriyoruz ama parçalayıp atıyorlar. Buradaki hastalar üzerlerinde giysi tutmuyor!” cevabını veriyor.

* * *

Dr. Bayülkem'in davetiyle gittiğimiz hastanede, onun yetkilendirdiği kişilerle ve tedavi olmuş hastalarla röportajlar yapıyoruz. Eski model çekim ekipmanı malum, son derece hantal ve bir hayli ağır. Taşıyabilmek için epey güçlü kuvvetli olmak gerekiyor. Kameramanların çoğu bu nedenle bel fıtığı hastası oluyor. Hepimiz ellerimizde ağır çantalar, iki büklüm vaziyette pavyonları dolaşıp çekim yapıyoruz. Bir ara bunları taşımamıza yardımcı olan bir delikanlı yanıma gelip”Ağabeyciğim benimle de bir röportaj yapar mısın? Sana hastaneyle ilgili gerçekleri anlatacağım” diyor. Ben de “Hay hay!” diyerek olumlu karşılıyorum.

* * *

Akşama kadar çalışıp çekimleri bitiriyoruz.
Hastanenin ve kendisinin reklamının yapılacağını düşünen Başhekim çok mutlu.
Karşılıklı kahvelerimizi yudumlarken, teknik ekip de hem çaylarını içiyor, hem de malzemeleri çantalara yerleştiriyor. İşte tam bu sırada kapıda gün boyu bize yardımcı olan genç görünüyor. Hışımla yanıma gelip başlıyor bağırmaya:
“Uğur Abi ben de seni delikanlı biri zannederdim. Ama değilmişsin!”
“Hayrola kardeşim, nereden çıkardın bunu?”
“Hani benimle de röportaj yapacaktın?”
“Ah çok affedersin, nasıl da unutmuşum. Vallahi çok mahcubum!..”
Anlıyorum ki o genç de hasta…
Hemen kameraman arkadaşıma kaş göz işareti yapıyorum. O da kamerayı hazırlamaya başlıyor. Hastayı mutlu edebilmek için güya çekiyormuş
gibi yapacağız ama kamerada kaset olmayacak!..
Mikrofonu önündeki sehpaya yerleştirip “Buyur kardeşim, hiç çekinmeden anlat. Sana soru da sormayacağım, içinden ne geliyorsa söyle!” diyorum.
O da başlıyor:
“Taksim'de rüzgarlar sert eserdi… Helal olsun Fenerbahçe'ye… Patates fiyatları da çok pahalı… Türkan Şoray dudaklarını niçin öyle boyuyor… Ne olacak bu memleketin hali?..”
Söyledikleri şizofrenik laf salatasından öte gitmiyor ama hiç müdahale etmeden sabırla bitirmesini bekliyoruz… Ancak Başhekim Bayülkem durumun farkında değil. Gerçekten röportaj yaptığımızı düşünerek birden atılıyor:
“Oğlum dakikalardır konuşuyorsun ama, hastaneden ve başhekiminden hiç bahsetmiyorsun?..”
Hastadan ne beklersiniz? Ona uzun uzun bakıyor ve…
“Has…..r ulan, burada torpil yok, bilmiyor musun?” diyor!

* * *

Sevgili okurlarım,
Merhum Dr. Yıldırım Aktuna başhekim olunca, madalyonun utanç veren yönünü topluma gösterip devrim yapabilmek için hastane kapılarını TRT'ye açıyor.
Tüm insanlık suçlarını teker teker belgeleyip görüntülüyoruz.
Bu satırları yazarken bile tüylerimi ürperten acı gerçeklerden sadece birini anlatayım:
Gözünüzün önüne bir bina (pavyon) getirin. Bu bina, hastanenin çam ağaçlarıyla dopdolu bahçesinin gözlerden ırak bir yerine adeta gizlenmiş olsun. Burası öyle bir unutulmuş yer ki, hastalar genellikle doktor yüzü göremiyor. Yiyecekleri kapılarından içeri atılıyor. Hayvan barınaklarındaki yalak benzeri bir yerden hem su içiyor hem de oraya dışkılarını yapıyorlar.
Buradan çıkamayacağını düşünen bazı hastalar, tavandaki masif ağaçlarda bulunan kasap çengeli gibi yerlere kendilerini asarak intihar ediyorlar…
Ayrıntıya girip sizi daha fazla üzmek istemiyorum.

* * *

Yayınladığımız görüntüler kamuoyunda şok etkisi yaratıyor.
Rahmetle andığım Dr. Yıldırım Aktuna ve ekibi, toplumu arkalarına alarak başlattıkları yardım kampanyasıyla bir devrime imza atıyorlar.
Hastane kısa sürede o kapkaranlık günlerini geride bırakıp, alanında Ortadoğu ve Balkanlar'ın bir numaralı sağlık kurumu haline geliyor.
Bu satırların yazarına gelince…
Devrimden bir süre sonra hazırladığım “Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin Dünü ve Bugünü” başlıklı belgesel, o utanç verici geçmişte rolü ve çıkar ilişkisi bulunan, TRT Yönetim Kurulu Üyesi ruh hekimi bir profesör tarafından sansüre uğratılıyor. Hastanenin tüyler ürperten eski görüntülerinin tümü, onun emriyle makaslanıyor.
Ben de bu acımasız sansüre isyan ederek, bir daha mesleğimi yapmamayı da göze alıyor ve tek kanallı TRT televizyonundaki görevimden istifa ederek ayrılıyorum.

* * *

Sevgili okurlarım,
Uzun bayram tatili başladı.
Hepinize lanetli terörün acılar yaşatmadığı, şehit haberlerinin gelmediği, yüreğimizin yanmadığı günlerle dolu bir bayram diliyorum.
Tatilden sonra bu köşede buluşabilmek umuduyla sevgiyle kalın efendim.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more