“Yeni ve demokratik Anayasa” söylemlerini eğilim, eylem ve söylemlerini gözeterek ciddiye almak olanaksız. Yakındıkları yürürlükteki Anayasa’nın dışına çıktıkları, ona bile uymadıkları gerçeği karşısında yeni dönemlerinde daha sert, daha hukuksuz davranacaklarını kestirmek yanlış olamaz. Başkanlıkla da kişisel yönetimle dikta yönelişi yaşama geçirilecek görülmektedir.
HER ŞEY ORTADA
İktidar partisi 12 yılda ağlarını ördü. Şimdi “Bürokrasi engeli” sözünü eden günümüz Başbakanı bürokrasinin başında kendilerinin olduğunu, hukuksuz atamalarla görevden almalar, yargılamalar yapıldığını unutmaktadır. Yargıda bile istedikleri uygulamayı çekinmeden yapıyorlar. Üstelik ilk dönemleri iyiymiş gibi seçimi alınca “İkinci yarı başlıyor” seslerini yükselttiler, Lâik cumhuriyeti sonlandıracaklarmış gibi 2023 hedef göstermelerine benziyor. “Darbe Anayasası” diye beğenmedikleri 1982 Anayasası’na dayanarak, ondan yararlanarak, onun bile dışına çıkarak cirit atıldığı gibi.
Türk Medenî Kanunu’nun 143. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının “Aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dinî töreni yapılamaz. -Evlenmenin geçerli olması dinî törenin yapılmasına bağlı değildir” açıklığına karşın imam medenî nikâhtan önce dinî nikâh yapmakla yetinmeyip bir de bu konuyu belgeye bağlıyor. Hangi yetki ve hangi yüreklilik (cüretle), neye ve kime güvenerek? Yasa tanımazlığını seçim sonuçlarına mı bağlamak gerekir? İlgililer için bir işlem yapıldığı da duyulmadı. İktidarın yasa ve Anayasa üstü siyasal gücü hukuku dışarıda bırakıyor.
AND BUNALIMI ( KRİZİ)
HDP Milletvekili Leyla Zana, milletvekili andında ikinci aykırılığı sergiledi. Anayasa metnine uymamak andı içmemek sayılır. Bu büyük bir aykırılıktır. Ayrıca, andı içtenliksiz (yapay ve yalan yere) içenlerle andına uymayanlar da oluyor. Bu olumsuzluklar ortamı, düzeyi yansıtıyor. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımıyla biz soy kökeni aramadan tüm yurttaşlarımızı ulus yapısının içinde sayıyoruz, ırkçılık yapanlar kendilerini dışlıyor. Ne demeli?
SOKRAT’ın bir sözüyle yazımızı sonlandırıyoruz: “Cahil insan kendisine düşman iken, başkasına nasıl dost olur?”