Suriye politikası iflas edip bataklığa saplanınca, akıllarına “millilik” geldi!..
Daha önce böyle bir dertleri hiç yoktu...
Aksine, “millilik” eskimiş, köhne bir zihniyetti...
Milliliği-milliyetçiliği, kafatasçılıkla eş tutuyorlardı...
Tabii çok hor gördükleri ulusalcılık da buna dahildi...
Şimdi milliciliğin, yerliciliğin ipine sarıldılar...
Peki kendileri ne kadar milli?..

* * *

Toplumdan “milli duruş” isteyen Başbakan, bakanlar ve AKP’nin önde gidenlerine sormalı:
14 yılda toplumu bu kadar kutuplaştırmışken...
Karpuz gibi ortadan ikiye bölmüşken...
Bu bölünme ailelerin birbirine kız vermeme noktasına gelinceye kadar keskinleştirilmişken...
Üniversiteler, sendikalar, yargı cephelere ayrılmışken...
Toplumdan ortak bir tavır, milli bir duruş, birlik beraberlik nasıl beklersiniz?..

* * *

Milli muhalefetmiş!..
İktidar önce kendine baksın...
Şu Suriye politikasının başlangıcında milli çıkarlar mı yoksa iç siyasete dönük parti çıkarları mı gözetiliyordu?..
Neyin hesabı yapılıyordu?..
Muhalefet partileri “milli muhalefeti” nasıl yapacak?..
İktidarın dış politikasını destekleyerek mi?..
Hiçbir bilgi verilmeyen, hiçbir görüş istenmeyen, uyarılarına hiç kulak verilmeyen muhalefet partileri “milli muhalefet” yapma uğruna iktidarın yanlışlarına ortak mı olacak?..
“Milli muhalefet” lafının gelip dayandığı nokta şu:
Suriye politikasında iktidarı desteklersen millisin; desteklemezsen milli değilsin!..

* * *

İktidarın kör, sarsak dış politikası Türkiye’yi dımdızlak ortada bıraktı...
ABD, AB, NATO yanımızda değil...
Rusya karşımızda ve sürekli meydan okuyor, onurumuzla oynuyor...
İran Türkiye’ye şaşı bakıyor...
Yanımızda kala kala iki Arap şeyhi kaldı...
Onlar da ABD’nin bir işaretine bakar; işaret geldi mi anında satar!..
Bakınız, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi ve geçici üyelerinin tümü, Türkiye’nin PYD’ye top atışlarını derhal durdurması çağrısı yaptı, aralarında bizimkilerin kankası Suudi Arabistan da var...

* * *

İktidar sürekli zikzaklar içinde; PYD dün dostuydu, bugün düşmanı...
İsrail ile ilişkilerin bozulmasını eleştirenlere dün “İsrailci”, “İsrail ajanı” diyen iktidar kanadı ve yandaşları, bugün ilişkiler düzelince derhal “İsrailci” oldular...
Dün Esad hayranı olanlar, bugün Esad’ı ipe çekmeye çalışıyorlar...
Tam bir fırıldaklık, tam bir yanar döner!..
Bu sebeple, önce iktidar milli bir duruş izlesin de “milli muhalefet” kusur kalsın!..
İktidar “milli muhalefet” isteyerek başarısızlığına, aymazlığına, iflasına ortak arıyor!..
Bu saatten sonra kimse o tuzağa düşmez!..

Eğreti masa devrildi!..


Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun adındaki “uzlaşmanın” yerine “mutabakat” lafının getirilmesi de sonucu değiştirmedi...
Komisyon masası daha esasa girmeden üçüncü toplantıda devrildi...
Deviren de komisyonun başkanlığını yapan AKP’li Meclis Başkanı İsmail Kahraman oldu...
Komisyon zaten AKP’nin anayasa kurnazlığıyla (!) “Başkanlık” için kurulmuştu...
En tepeden gelen ses öyle buyurmuştu:
“Başkanlığı reddeden anayasa sakat olur”
Komisyon Başkanı ile AKP’li üyeler bu iradenin karşısına çıkabilir, “sakat anayasa” yapmayı göze alabilir miydi?..
CHP daha en baştan “Başkanlık gündeme gelmez” deyince masanın da gereği kalmadı...
Dün İsmail Kahraman parti başkanlarına yeni çağrı yapacağından söz ediyordu...
Ne çağrısı, yeni komisyon kurulsa ne değişecek?..