Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

Neden şom ağızlı oluyoruz Ertuğrul Bey!

28 Şubat 2017

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Hürriyet Gazetesi evlere şenlik “Karargâh rahatsız” haberinden sonra ortalık karıştı.
Zaten amaç da buydu. Ortalık karışsın, iktidarın evet için tek savunma dayanağı olan “Erdoğan tek adam olursa artık darbe olmaz” propagandası için malzeme oluşturulsun, böylelikle özellikle “kararsız AKP'lilerin” aklı başına gelsin ve referandumdan evet çıksın.
Gördüğüm kadarıyla Hürriyet'in bu oyunu tuttu dün de yazdığım gibi. Yandaş medya Hürriyet'e saldırıyor, böylelikle sessiz duran AKP tabanını harekete geçirmeye çalışıyor.
Buradaki tek arıza amacı anlayamayan bir savcının Hürriyet'e “cunta destekçisi” suçlamasıyla soruşturma açması. Kim bilir belki bu da oyunun bir parçasıdır.
Burada en can sıkıcı olan nokta ise Ertuğrul Özkök'ün güya Hürriyet'i savunan yazısında, iktidarın daha da gözüne girmek için muhalefete saldırması.
Yıllarca Hürriyet'in Genel Yayın Müdürlüğü'nü yapan Özkök benim gibi gazetecilik duygusunu henüz yitirmemiş olan ve mesleğin en önemli kuralı olan “soru sorma, sorgulama” mekanizmasını eleştirerek bizleri “şom ağızlılar” olarak niteliyor.
Aynen şöyle yazmış Ertuğrul Özkök;
Anlamıyor musun komutan siyasi iradeye değil muhalefetin şom ağızlılarına cevap veriyor.

*  *  *

Siyasi iradeye ima yollu bile tek laf etmemiş.
Sana ne oluyor be adam…

*  *  *

Hadi başka kapıya git.
Ne güzel değil mi? Kardak Adası karşısında hatıra fotoğrafı çektiren komutanlara “Yunanistan'ın siyasi bir tavrına niye askeri olarak cevap veriyorsunuz, Kardak'ta hatıra fotoğrafı çekileceğine Yunanistan'ın işgal ettiği adalara niye sessiz kalıyorsunuz” diye sormak şom ağızlılık demek.
Tam referanduma giderken AKP'ye büyük prim kazandıracak türban kararını şaşkınlıkla karşılamamız da şom ağızlılık oluyor.
“Akit gibi hergün Cumhuriyet, Atatürk devrim ve ilkeleri, laiklik kavramlarına ve özellikle orduya sürekli hakaretler yağdıran bir gazeteye niçin taziyede bulunuyorsunuz?” demek de şom ağızlılık.
Tam referandum sürecinde iktidarın gücüne güç katacak biçimde ve tarihte ilk kez bir Genelkurmay Başkanı'nın namazda saf tutan fotoğrafının özellikle servis edilmesini eleştirmek de yine şom ağızlılık olarak niteleniyor.
Türk askerinin başına çuval geçiren Amerikalı generalden madalya almak veya Amerikan Genelkurmay Başkanı'nın ayağına gitmeyi sorgulamak da şom ağızlılık.
Şom uğursuz anlamına geliyor.
Yani Ertuğrul Özkök'e göre bu soruları soran biz birkaç kişi uğursusuz öyle mi?
Peki bunları hiç sormayan, tam tersine “Bakın sayın cumhurbaşkanım, bakın sayın paşam, size bu münasebetsiz soruları soranlara nasıl ağzının payını verdim” tadında yazı yazmak için acaba nasıl bir tanım bulmamız gerekiyor.
Ayıptır, yapmayın, referanduma şunun şurasında 40 küsur gün kaldı. Tam da 28 Şubat arifesinde iktidarı güçlendirecek ve söyleyecek bir şey bulmasını rahatlatacak biçimde baş eğerek, biat ederek, asla sormayarak, sorgulamayarak, bir iktidara yaranmak uğruna herkesi çamura bulamak çare değil.
Bu iktidarın hele bir de evet çıkarsa neler yapacağını elbette biliyoruz. Bütün malımızı mülkümüzü alabilir bizleri açlığa bile mahkûm edebilirler, ama onurumuz bize kalsın.
Siz de parasız kalın ama onursuz kalmayın.

BUNU YAZMAK GEREK

Genelkurmay İletişim Dairesi yandaş gazetecilere yönelik

Hürriyet'in olay “Karargâh rahatsız” haberinin kaynağı Genelkurmay İletişim Dairesi imiş. Oysa birinci sayfada koskoca Hulusi Akar fotoğrafı olunca ister istemez sanki bu açıklamaları o yapmış da kaynak belirtilmemiş gibi anlıyor insan.
Ayrıca şunu da yazayım; madem kaynak Genelkurmay İletişim Dairesi, ilk günkü haberde neden verilmedi bu?
Bu Genelkurmay İletişim Dairesi'ni resmen ilk kez duydum. Genelkurmay Halkla İlişkiler Dairesi'ni bilirdim. Bu yeni bir birim. AKP iktidarıyla kurulmuş. Asıl amacı yandaş gazetecilere bilgi vermek. Zaten ben de onlardan duymuştum, çünkü çok sık konuşuyorlar.
Bizleri hiç umursadıkları yok. Ne kurulduğunu haber verdiler ne herhangi bir bilgi aktardılar ne de yazdığımız bir yazıya cevap gönderdiler.
Ama tanıdığım yandaş gazeteciler neredeyse her gün bu birimdeki askerlerle konuşuyorlar.
Yandaşların bu birimle araları çok iyi. Benimle konuşan yandaşlardan aldığım izlenime göre, bu birim iktidara ve saraya ne bağlı olduklarını anlatıyor.
Aksi olsa örneğin Hürriyet'in manşetine çıkan 7 sorunun 5 tanesini bugüne kadar sormuş olan bana da bir cevap verirlerdi.
Yandaşlar bizim için “millet sizi adam yerine koymuyor” diye dalga geçtiklerini sanıyor. Genelkurmay da aynı paralelde olduğundan herhalde onlar da “adam yerine” koymuyor.

KOMİK

Yerseniz! Yeni sistem Erdoğan sonrası içinmiş

Referanduma giderken iktidar “neden evet” sorusuna mantıklı bir cevap veremiyor.
Özellikle bütün yetkilerin bir kişide toplanmasını anlatmakta zorluk çekiyorlar. Ya da Başbakan'ın yaptığı gibi “Evet tek adamda toplanacak, başka ne olacaktı yani?” diye kesip atıyor.
Bu bana hiç olmazsa daha samimi geliyor.
Koca Başbakan itiraf ediyor, diyor ki “Biz yönetmeyi beceremiyoruz. Verelim tüm yetkileri Erdoğan'ın eline hepimiz rahat edelim.”
Sonra güya kendi mesleği olan denizcilikten söz ederek “Bir gemide iki kaptan olmaz iki süvari olmaz” diyor. İyi de gemicilik literatüründeki “Birinci kaptan, ikinci kaptan veya birinci süvari ikinci süvari tanımlarını” ne yapacağız?
Buna karşı bazı AKP sözcülerinin getirilmek istenen tek adamlık rejimini demokrasi ve hukuka uygun ayrıca Türkiye'nin geleceği için gerekli olduğuna ilişkin açıklamaları çok rahatsız edici. Hiç olmazsa samimi olun, “Biz kulluğu tercih ediyoruz” deyin.
Adalet Bakanı hepimizle alay eder gibi “Bu işin Tayyip Bey'le ilgisi yok, ondan sonrasına hazırlanıyor” sözleri çok ayıptır.
Madem öyle Erdoğan aday olmayacağını söylesin vatandaş da “ondan sonra ne olacak” kuşkusundan kurtulsun. Güzel geleceğimizi bir parça öne çekelim.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Devlet olmayan kimin bayrağını astık?

Kuzey Irak'taki Kürtlerin lideri Mesut Barzani Türkiye'ye geldi biliyorsunuz.
Resmi devlet töreni ile karşılandı. Öyle bir devlet olmadığı halde sanki varmış gibi güya bir Kürdistan bayrağı göndere çekildi.
Yabancı devlet adamları ziyarete geldiğinde bayraklarının göndere çekilmesi adettendir. Ama devletse tabii.
Kürdistan diye bir devlet var mı? Yok. Ne var? Irak'ın kuzeydeki bir bölümüne “Kürt bölgesel yönetimi” deniyor. Sonuçta Irak'a bağlı, aslında özerkliği de olmayan ama fiilen özerkmiş gibi olan bir yer burası.
Türkiye'yi yönetenler hangi amaçla olduğu bilinmez olmayan bir devletin bayrağını asarak bir tür diplomatik skandal yarattılar.
Ama belki de bugün olmayan bir devlete Kürt devleti muamelesi yaparak PKK'ya “Başkanlık geldiğinde size de özerklik tanıyacağız merak etmeyin” mesajı vermek istiyorlardır.
Ne günlere kaldık değil mi?

Bİ SORALIM BAKALIM

Yunanistan “O on adanın sahibi benim” diyor

Bizim paşalar Kardak açıklarında hatıra fotoğrafı çektirmeyi biliyor ama Yunanistan'ın işgal edip bayrak diktiği hatta bazılarını silahlandırdığı adaları görmezden geliyor. Tabii hükümet de aynı durumda.
Bir vatandaşımız Ege'de tekne gezisine çıkacağı için “başına bir iş gelmesin” diye Yunanistan Büyükelçiliği'ne bir yazı yazmış. Yazıda hepsi sesimizin bile ulaşabileceği yakınlıktaki bazı adaların adını vererek “Buralara gidersem vize sorunu çıkar mı?” diye sormuş.
Yunanistan Büyükelçiliği de “Evet o adalar uluslararası anlaşmalar gereği bize aittir. Gitmeniz halinde vize gerekir” cevabını vermiş.
Peki düne kadar bizim olan adalar hangi uluslararası anlaşmalarla Yunanistan'a geçti veya Yunanistan neye dayanarak bunu söyleyebiliyor?
Bunu soruyorum sormasına ama, bakın yine hata yaptım. “Şom (uğursuz) muhalif ağzımla” yine soru sorup eleştirmeye kalkıyorum. Affola.

Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp