Reklamsız Sözcü
EMİN ÇÖLAŞAN

25. ölüm yıldönümünde Turgut Özal

17 Nisan 2018

Sevgili okurlarım, Turgut Özal yakın geçmişte Türkiye'nin bir numaralı adamıydı. Onunla taaa 1960 yılında tanışmıştık. ODTÜ'de matematik hocamdı.
O sırada Devlet Planlama Teşkilatı'nda çalışıyor, aynı zamanda askerliğini yapıyordu. Bizim ODTÜ o yıllarda epeyce renkli bir yerdi. Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Erdal İnönü gibi henüz siyasete girmemiş isimler çeşitli fakültelerde ders verirdi.
(Burada bir parantez açıp rahmetli ve sevgili arkadaşım Kurthan Fişek'in yaşadığı ve hepimizi kahkahalarla güldüren gerçek bir olayı anlatayım. Kurthan birinci sınıfta, mühendislikte okuyor. Hocalarından biri de rahmetli Erdal İnönü.
İnönü bizim Kurthan'a sıfır vermiş. Kurthan sınıfta kalacak ve okuldan atılacak. İnönü'nün odasına girip rica ediyor:
“Hocam notumu biraz yükseltin yoksa kovuluyorum!”
İnönü bizimkinin bütün sınav kağıtlarını çıkarıyor ve şöyle diyor:
“Oğlum ben bu perişanlığın neresini yükselteyim. Notlarını toplasak sıfır, çıkarsak sıfır, bölsek sıfır, çarpsak yine sıfır!”
Parantezi kapıyorum!)

* * *

İdari İlimler Fakültesi'nde bizim kısmetimize de “Küçük asker” dediğimiz Turgut Özal düşmüştü. Derse bazen üniformalı gelir, boyu kısa olduğu için asker kaputu yerlerde sürünürdü.
Matematik, fizik gibi konuları ömrüm boyunca kafam hiç almadı. Bu yüzden küçük askerin dersinde topluca kopyaya asılır, aldığımız düşük notlar nedeniyle bazen pazarlık yapardık. Günün birinde bizi yakaladı ama kopya çektiğimizi kanıtlaması mümkün olmuyordu.
Çok uzun, ayrıntılı ve renkli hikayedir. Özal'la yaşadığım inişli çıkışlı serüveni “Önce İnsanım Sonra Gazeteci” kitabımda anlatmıştım.
Bazen dost olduk, bazen kanlı bıçaklı düşman…
ODTÜ'yü bitirince Devlet Planlama Teşkilatı'na girmiştim. Başımıza müsteşar olarak Özal geldi ve beni kovmak zorunda kaldı. Hayatta ilk kovuluşumdu, sonra kanıksadım!
Onu ve ailesini anlatan “Turgut Nereden Koşuyor” kitabım satış rekorları kırmıştı. Tekin Yayınevi tam 270 bin kitabın parasını bana ödedi. Bu bir Türkiye rekoruydu ve günümüzde bile kırıldığını sanmam.

* * *

Bundan tam 25 yıl önce, günlerden 17 Nisan 1993… O gün Hürriyet'te “Kim Bu Turgut?” başlıklı yazım çıkmıştı.
Bir otoyol firması patronunun araç telefonu dinlemeye takılmış. Patron yakınıyor ve durumu birilerine şöyle anlatıyor:
“Turgut'a rüşvet olarak 12 milyon dolar verildi kardeşim. Para yurt dışı hesaplarına yattı. Dışarıda ödendi zaten…”
O günkü yazımda bu rüşveti alan Turgut kim diye soruyordum…
O pazar günü sabahı evdeyim, gazeteden aradılar… Özal rahatsızlanıp hastaneye kaldırılmış…
Sonra haberler geldi…
Özal ölmüş.

* * *

Biraz sonra ayrıntılar netleşmeye başladı. Rahatsızlandığı zaman yanında sadece Semranım varmış.
Beni büyük bir korku aldı ve panikledim.
İster misin şimdi Semranım şöyle bir açıklama yapsın:
“Sabah Emin Çölaşan'ın yazısını okudu ve fenalaştı. Ölümünün sorumlusu Çölaşan'dır!..”
O gün geçti, Semranım böyle bir şey söylemedi. Aradan günler geçti, yine söylemedi…
Rahatlamıştım!..
Yoksa o suçlamanın altından kalkmam biraz zor olurdu.

* * *

Özal dönemi, vefat ettiği 1993 yılında zaten tamamlanmıştı.
Başbakandı, sonra Cumhurbaşkanı olmuştu…
Ancak tedirgindi…
Cumhurbaşkanlığından istifa etmeye ve ANAP'ın başına geçmeye karar verdiğini yakınlarına söylüyor ve bu sözleri medyada geniş yer buluyordu.
Eğer vefat etmeseydi, sanırım bu söylediklerini yapacaktı.

* * *

Özal dönemi Türkiye'de hırsızlığın, devletin soyulmasının, vurgunların ve yolsuzlukların tavan yaptığı bir dönemdir.
Bugünkü inanılmaz soygunların, vurgun ve yolsuzlukların, pisliklerin kaynağı taaa o günlerden gelir.
Sadece bunlar değil, yağcılık, yalakalık, el etek öpmeler de öyledir.
Büyük iş adamlarının “Papatyalar” denilen karıları Semranım'ın önünde diz çöker, ona en değerli mücevherleri armağan eder ve kocalarına ihale kotarmayı başarırlardı.
Tohumlar o zaman ekilmiş, giderek artmış ve günümüzde anormal boyutlara ulaşmıştır.
Onun meşhur sözü halen belleklerden silinmemiştir:
“Benim memurum işimi bilir!”
Geçim sıkıntısı çeken memurları rüşvet almaya teşvik ediyordu.

* * *

Bizler her şeyi mertçe yazdık…
Bence Turgut Özal'a en büyük ihanet, onun vefatından sonra ailesi tarafından sergilendi.
Aile bireyleri, özellikle Semranım ve Ahmet  tutturdular:
“Eceliyle ölmedi, onu zehirlediler!”
Bu saçma sapan, anlamsız ve tutarsız iddialarını yıllarca tekrar etmekten hiç utanmadılar.
Israr ettiler, adamcağızın mezarını bile açtırıp cesedinden parça aldırdılar…
Peki onlara göre katiller kimdi?
Bir sürü abuk sabuk isimler saydılar…
Yarattıkları büyük tantana tamamen fiyasko idi.
Onu mezarında bile rahat bırakmadılar, kemiklerini sızlattılar.
Matematik hocam küçük askere Allah rahmet eylesin.

sozcu-banner-1
Emin Çölaşan
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more