Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Bir portre

14 Kasım 2018

Bu makaleyi yazdığım için…
Kiminiz kızacak…
Kiminiz aptal bir romantizm diyecek…
Kiminiz celladına aşık ruh hali diye yorumlayacak…
Hepsini anlayabilirim. Ama…
Önemli bir meseleyi başka açılardan tartışmak zorundayız. Bu sebeple gündemdeki bir ismi seçtim: Ferhat Sarıkaya!
Eski savcı…
İddianameleriyle Türkiye'yi bölen…
Üniversite genel sekreteri Enver Arpalı'nın cezaevinde intiharına sebep olan…
Üst düzey komutanları darbe yapmak için çete kurmakla itham eden…
Meslekten atılan ve yandaş alkışlarıyla tekrar mesleğine iade edilen…
Bir FETÖ kumpasçı var karşınızda!
Kuşkusuz bunları biliyorsunuz. Hepsi doğru. Ama…
Benim Ferhat Sarıkaya konusunda yazacaklarım başka!
Yıl, 1969.
Yer, Kırşehir- Pekmezci Köyü.
Abdurrahman ile Akile çiftinin altı çocuğundan beşincisi olarak dünyaya geldi. Ailenin tek okuyanı oldu.
Baba Almanya'da işçi olarak çalışırken vefat etti. Ailenin ilk kaybı değildi bu; Ferhat çok sevdiği ağabeyini de kaybetti.
Öksüz Ferhat…
İlkokulu köyünde okudu; 1981'de devlet parasız yatılı sınavını kazandı; orta ve liseyi okumak için Kayseri Mimar Sinan Öğretmen Okulu'na gitti. (1940'ta kurulan bu okul, 1954 yılına kadar Pazarören Köy Enstitüsü olarak eğitim-öğretim verdi. 96 dönüm arazi üzerinde çeşit çeşit ağaçların içinde yer aldığı bir okuldu. Siyasal iktidarlar darmadağın etti!)

Sahipsiz çocuklar

Ferhat Sarıkaya…
Öğretmen okuluna adımını 12 yaşında, 12 Eylül darbesi döneminde attı. Yani…
-Solun önünü kesmek için Siyasal İslam'a sarılan o karanlık iktidar sürecinin yaşandığı- zorlu yıllarda okudu…
Sessiz, içine kapanık, sahipsiz bir öğrenciydi. Hiç ziyaretçisi yoktu; köyden gönderilen yiyecek bile… Devletin parasız yatılılara verdiği yemekler çok kötüydü. Bunu bilen kimileri öğrencilere evlerinde yemek veriyordu. Yarı aç yatan öğrencilerin bayram sofrasıydı o evler!
Ferhat'ı elinden tutup böyle bir eve din öğretmeni götürdü. Ev, Yeni Asya cemaatine aitti. Ve Ferhat, Nurculuk ile bu evde tanıştı…
Anne-baba yok…
Devlet Baba yok…
Sadece zorba iktidarın “aman öğrenciler devrimci-ülkücü olmasın” diye yol verdiği- göz yumduğu cemaatler var…
Artık… Ferhat sahipsiz değildi.
Kursaktan geçen lokmayla biat ettirilen fakir çocukların hikâyesi bu
Ferhat… Evlerde karnını doyurdu, sohbetlere katıldı ve Nurcu arkadaşlarıyla cemaatin kitapçısına gitti; arkadaşlarını cemaat evine götürmeye çabaladı.
Sonra… Cemaatinin sağladığı ücretsiz özel dersler-dershaneler desteği almaya başladı…
Yıl, 1987.
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazandı.
Kırşehir, Kayseri'den sonra ver elini İstanbul…
Hayat korkusu kimi insanı boyun eğmek zorunda bırakır. Ferhat, bu kez başka cemaate kapıldı; her yanda kolu olan FETÖ ile tanıştı.
Müdavimi olduğu yer artık “Işık Evleri” idi.
1992'de adımını attığı savcılık basamaklarını ikişer üçer basamak atladı.
Gün geldi cemaatine duyduğu minnettarlığın sonucu “kamikaze mürit” oldu!
Ve geçen hafta FETÖ iddiasıyla cezaevine konuldu.
Suçluyu kazı altından insan çıkar!
Ferhat'ın hikâyesi neyi anımsattı bana…

Feda edilen kuşaklar

Dünya edebiyatının en tanınan karakteri:
Raskolnikov.
Dostoyevski'nin kaleme aldığı “Suç ve Ceza” romanının kahramanı.
Raskolnikov, hukuk öğrencisi. Saint Petersburg'daki kiralık küçük odada aşırı yoksulluk içinde yaşıyor. Keza ablası, “yoksulluktan kurtulsun” diye zengin bir adamla evlendirilmeye çalışılıyor.
Raskolnikov ahlaki ikilem içinde. Çünkü:
-“Devlet” gibi görünen- Yaşlı tefeci Alyona İvanovna'yı öldürüp soyarak yoksulluktan kurtulacağını ve bozuk düzeni değiştireceğini düşünüyor!
Planını gerçekleştiriyor; Alyona ve üvey kız kardeşi Lizaveta'yı öldürüyor. Bir avuç çantayla kaçıyor…
Sonuç Raskolnikov'un beklediği gibi olmuyor; “özgürlük” eylemi onu “köleye” dönüştürüyor; ve yaşadığı büyük acı sonucu itirafçı oluyor!
Ferhat Sarıkaya itirafçı olur mu?
Olsa bile neyi anlatacak?
Kenan Evren'in hiç mi suçu yok?
Özal'ın hiç mi suçu yok?
Demirel'in, Ecevit'in, Türkeş'in, Çiller'in hiç mi suçu yok?
Erdoğan'ın hiç mi suçu yok?
Ferhat Sarıkaya kuşkusuz cezasını çeksin. Ama…
Zeki, çalışkan, yoksul çocukları sahipsiz bırakarak FETÖ'nün kucağına itekleyen sistemin hiç mi suçu yok?
Aynı oyun…
Başka cemaatler ile yoksul çocuklarla bugün oynanmaya devam etmiyor mu?
Kafa değişmediğinden benzeri olaylarla çok karşılaşacağız.
Olan ülkenin geleceğine oluyor her seferinde!
68 Kuşağı'ndan başlayarak daha kaç kuşağının yok edilmesini seyredeceğiz?
Oysa.
Anlamak her şeyden önce zorunlulukları görebilmeyi gerektirir.
Yoksa, ahkâm kesmek kolay…

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more