Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Ergenekon artık psikiyatrinin alanı

4 Aralık 2018

Ergenekon Davası bitti…
Kafamdaki soru yanıtını bulamadı!
Sorum şu:
O zorlu karanlık günlerde…
CHP'liler Ergenekon soruşturmasının kumpas olduğunu çabucak anladı.
Kimi MHP'liler de davanın hukuk dışı olduğunu hemen kavradı.
Peki…
AKP'nin çoğunluğu, dönek liboş takımının hepsi ve HDP çevresi, FETÖ'nün Ergenekon kumpasına nasıl acelece kandı?
Soruşturma ve davaya ilişkin kuşku duymadılar! FETÖ'nün “kullanışlı maşası” oldular. Niye?
Öyle ya…
“Delil” diye sunulanlar aslında kara komedi idi. Örneğin…
-Savaş muhabiri Vedat Yenerer'in antikacıdan aldığı 1873 yapımı “Verdi” marka antika tüfek “uzun namlulu suikast silahı” diye delillere konuldu…
-Avukat Ertaç Giray'ın 1939 yapımı dede yadigârı tabancası kayıtlara 1993 yapımı olarak geçti. Bu silahla ilgili Giray'a savcılar 102, hakimler 122 soru sordu!
-Ruhsatlı tabancalar delil dosyasına el çabukluğuyla “ruhsatsız” diye kaydedildi. Patlayıcısı boşaltılıp, fünyesi alınmış kalemlikler “el bombası” sayıldı…
Ergenekon eli kanlı “terör örgütü” idi ve silah-eylem şarttı!
Aranan her evde “suikast krokisi” bulundu! Kiminde “Yargıtay Krokisi”, kiminde “İzmir NATO Karargâhı Krokisi” ele geçirildi! Güya buralara eylem yapılacaktı! Danıştay'a yapılmıştı işte! Herkes Erdoğan'ı öldürme peşindeydi!
Doğu Perinçek'in “PKK kurucusu” olduğunu yazacak kadar pespaye idi iddianame; 1970'lerde PKK-Aydınlık çatışmalarından bile haberdar değildi…
İyi de…
Bu tür savsak delillere herkes nasıl kandı? İddianamelere “harika” diye nasıl methiye dizdi?
Tüm bunların bir açıklaması olmalı…

Yuh artık

“Özel Yetkili Gazetecileri” kastetmiyorum…
Şeytana nasıl uyacağını planlayan kurnaz siyasetçileri kastetmiyorum…
Sade vatandaşlar iğrenç kumpasa kolayca nasıl kandı?
Ölüm döşeğindeki Prof. Türkan Saylan'a yapılanlar bile, bu insanları nasıl kendine getiremedi?
-Bunlar, “40 yıl kontrgerillayı- Gladio'yu araştırıp üç cilt kitap yazan gazeteci Ferit İlsever, derin yapının elemanı nasıl olabilir?” diye sormadı.
-“Afet İnan'ın Medeni Bilgiler kitabı suç aleti nasıl sayılır?” diye sormadı.
-“Atatürk'ün kaleme aldığı Nutuk suç delili nasıl sayılır?” diye sormadı.
-“Ben Yurtsever Bir Subayım” diye başlayan imzasız ihbar mektuplarından hiç şüphe duymadı.
-“Cani planlar” diye manşetler atılan ıslak imzasız fotokopilerden hiç şüphe duymadı.
“Ana Delil” denen 51 No'lu DVD ve 6 No'lu CD'nin sonraki günlerde “emniyet emanetinde” kırılıvermesinden hiç şüphe duymadı.
-Ergenekon soruşturmasının başlamasına sebep gösterilen Ümraniye'de toplam kaç bomba bulunduğu hiçbir zaman belli olmadı. “El bombaları” hemen imha edildi! “Neden?” diyen çıkmadı! “Bulundu” denen “C-4 patlayıcısı” ise kayıptı!
-Ankara Zir Vadisi ile Poyrazköy'deki kazılarda “ele geçirilen bombaların” aynı olduğuyla kimse ilgilenmedi.
Nerelere inanmadılar ki:
Demek… Cumhuriyet Gazetesi'ni Cumhuriyetçiler bombalamıştı?
Demek… Tüm katiller “Ulusalcı” idi; “Kızıl Elma” cinayetleriydi bunlar!
Demek… Mustafa Balbay 1 dakika 15 saniyede bilgisayarında koca dosya açıp günlükleriyle doldurup kapatacak kadar hızlıydı!
Turgut Özal'a mezardan çıkarıp otopsi yaptılar!
-Tuncay Güney'ler Osman Yıldırım'lar “kahraman” ilan edildi. Zekeriya Öz ise “heykeli dikilecek savcı” idi!
Bu “kör inancı” bugün sorgulamak gerekmiyor mu?

Gerçeklikten kaçış

Carl Sagan sözüdür:
“Olağanüstü bir iddianın olağanüstü kanıta ihtiyacı vardır.”
Ergenekon'da tek kanıt yoktu. Peki…
Bu derece aptallığa toplumun çoğunluğu nasıl kandı?
Demem şu:
Ergenekon salt hukuki ya da siyasi boyutuyla ele alınmamalı! Gerçekler tüm çıplaklığıyla ortada iken halkın önemli bölümünün, haksızlığa nasıl ortak olduğu psikolojik açıdan da incelenmeli…
Arien Mack ile Irvin Rock, 1992'de yaptıkları çalışmaya “istem dışı körlük” adını verdi.
Dediler ki:
-“İnsanlar; görmek istemediklerini, beklemediklerini, ya da açıklayamayacaklarını görmüyor! Beyin bunu kendiliğinden kesiyor, kör nokta gibi…” (Bu sebeple tarihçiler anılara pek güvenmez, yanıltıcı bulur!)
Ergenekon konusunda önyargılı olanlar hakikatlere gözünü kapattı, gerçekleri görmek istemedi! Hele… Kendinden emin olma hastalığı, şüpheyi büsbütün ortadan kaldırdı! Çünkü:
Kendinden emin olmak-hiç şüphe duymamak- yanlış olduğunuz ihtimalinden kaçma halidir… Korkaklıktır.
Bin kanıt sunsak da AKP'den liboşlara hastalıklı “ben bilirim” tavrını sarsamadık o dönem. Beyin sıra dışı olana karşı zihni körleştiriyor! Gerçekler can yakarken insanın kendini kandırması ise onu rahatlatıyor!
Böylece kişi, tutarsızlığını yok edecek bilgi ve durumlardan kaçıyor ve var olmayanı “görmeye” devam ediyor! Ergenekon kumpasında yaşandığı gibi…
Ve bugün bazıları…
Ergenekon konusunda “haklıyız” tavrını sürdürüyor ki, bu artık hukukun ve siyasetin değil, psikiyatrinin alanına giriyor!

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more