Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Kutsal mağduriyet!

25 Aralık 2018

Mesele…
Metin Akpınar ve Müjdat Gezen'in ne anlatmak istediği değil!
Mesele…
Fatih Portakal'ın ya da Kemal Kılıçdaroğlu'nun ne söylediği de değil!
Mesele başka!
Mesele hiç öyle “anlattıkların karşındakinin anlayabildiği kadar” filan değil; sistemli bir algı operasyonu var.
AKP iktidarının bilinçle oluşturduğu hınç kültürüyle karşı karşıyayız. (Bu hiç yeni değil; yıllardır bitmez tükenmez halde sürüyor. FETÖ'den miras kaldı iktidarlarına!)
Meselenin özü ülkede “örgütlü kötülük” olması:
-Önce yandaş medya, sözleri-gerçekleri çarpıtıp haber yapıyor.
-Sonra çarpıtılan sözler-hakikat Erdoğan'ın metnine sokuluyor.
-Ardından savcı-polis devreye giriyor.
Ve:
Türkiye yaratılan bu -gerçek dışı- kanaat üzerinden, bir kez daha “biz” ve “onlar” ekseninde ikiye ayrılıyor! AKP iktidarının -özellikle de seçim öncesi- arzuladığı bir bölünme bu!
Bu sebeple, mütemadiyen -suçlamak için- düşman arıyorlar!
Kandırma yoluyla inşa edilen “kutsal mağduriyet” her daim iktidarlarının sürmesine yarıyor. Zaten… Yalanı kurgulayan “kanaat endüstrisi” yandaş medyayı bu amaçla kurmadılar mı?
78 yaşındaki Metin Akpınar ile 76 yaşındaki Müjdat Gezen'in kapısına polis dayanmasına hiç şaşırmayınız. AKP, ülkenin siyaset alanını/kültürel iklimini böyle biçimlendiriyor.
Hedefi belli:
Tehdit algısıyla oy kazanmak!
Ülkeye bedeli ne olursa olsun iktidarını devam ettirmek!

Organik yalancılık

AKP, yandaş medyasıyla yıllardır şunu yapıyor:
Yarım bilgiler/ basmakalıp önyargılar üzerinden toplumu kutuplaştırmak!
Bakınız:
Gerçeği, kendi çıkarına hizmet edecek biçimde eğip bükmeye “organik yalancılık” deniyor.
-“Kabataş'ta başörtülü bacımıza saldırdılar.”
-“Camide içki içtiler” vs.
Kuşkusuz türbanlı kadının Kabataş'ta bulunduğu gerçek; ama saldırıya uğradığı yalan.
Kuşkusuz insanların polis şiddetinden kaçıp camiye sığınması gerçek; ama içki içmeleri yalan.
Alman filozof Max F. Scheler, “Hınç” kitabında şöyle yazdı:
“Bir kişinin zihni ancak kendi çıkarına ya da içgüdüsel tavrına hizmet eden izlenimleri kabul ediyorsa organik yalancılık vardır.”
AKP, -yandaş medyası aracılığıyla- sahteliğe inanan kitle yarattı/yaratmaya devam ediyor. Hedefi gerçek dışılığa koşulsuz inanan fanatik taraftar sayısını artırmak!
Dr. Zafer Yılmaz “Yeni Türkiye'nin Ruhu” kitabında şu önemli tespitte bulundu:
-Düşünüldüğünün aksine, bugünün Türkiye'sinde AKP tarafından asıl ihtiyaç duyulan gerçekten inançlı bir kitle değil. Sadece sahteliğin icrasının yarattığı etkilere inanmış bir kitlenin üretilmesi…
-Bu bağlamda sarf edilen sözlerin, verilen rakamların, bahsi geçen komplo teorilerinin doğru olup olmamasının özel bir önemi yok. Sadece partiyi destekleyen kitlelerin bunlar gerçekmiş gibi yaşamasının, harekete geçmesinin ve liderin performansına katılmasının önemi var…
Peki…
Kitleler bu organik yalana/yalanlara nasıl inanıyor?
Lidere güven ve yandaş medyaya inanmak bunda başat rol oynuyor!
Başka?

Sandığın gözü çıksın

Sorunun yanıtını Alman filozof Theodor W. Adorno'ya bırakalım:
“Kitleler tam da lideri kendi ideali yaparak kendilerini severler ve kendi hayal kırıklıklarından ve benliklerini kirleten izlerden kurtulurlar.”
Yani…
“Kötülüklere maruz kalan” sadece lider değil; özdeşlik kurdukları liderle birlikte kendileri de “kutsal mazlum”! Örneğin…
-Kökü dışarıda üst akıl sadece lidere değil, onlara da düşmandır!
-Gayri milli sosyete sadece lidere değil, onlara da düşmandır!
Dışlanmışlıklarının, ezilmişliklerinin sebebi, lidere yani kendilerine karşı çıkanlar/enselerine vurulacak olanlardır! Liderlerinin düşmanları yok etmek/saf dışı bırakmak için yaptığı aşağılamayı elleri patlarcasına alkışlarlar.
Bu hıncın dışavurumudur. Gladyatörlerin dövüştüğü Roma arenasındaki taraftarlar gibi başparmağını aşağıya doğru tutarak “öldür, öldür” (ya da günümüzde olduğu gibi “hapset, hapset”) diye bağırırlar!
Ölümü/hapsi istenen kişilerin 80 yaşına yaklaşmış sanatçılar olmasının hiç önemi yoktur. Fanatik taraftar, ne bununla ne de sanatçıların sözlerinin gerçeğiyle ilgildir; ruhsal tatmin peşindedir!
Ah! Metin Akpınar'ın ne dediğini keşke samimiyetle anlayabilselerdi. Çünkü, hınç tek taraflı değil; hor görme, dışlama, kin duyma tek taraflı değil. Bulaşıcı bir hastalık!
Ne yazık ki… “Bizim Mahalle” de hınç kültürünün esiri olmaya başladı. “Öldür” diyen o başparmakları burada da görüyoruz. Yalana inanıp onu yayma konusunda hiç geri kalmıyor bizim cenahtan kimileri! İşte…
Metin Akpınar sözleriyle -tarihten örnekler vererek- bu tehlikeli gelişmeye dikkat çekti. Ancak oy kazanmaya malzeme yapıldı! Çünkü:
AKP iktidarı/Erdoğan'ın büyük başarısıdır bu; hınca-nefrete dayalı duygular üzerinden karşıtlık yaratıp seçim kazanmak!
Doğru ile, hakikat ile bağımızı kaybettirdiler.
Seçim sandığının gözü çıksın; ülkeyi paramparça etti!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more