Reklamsız Sözcü
UĞUR DÜNDAR

Atatürk’ün strateji dehasını belgeleyen bu olayı biliyor musunuz?..

31 Ekim 2018

Mustafa Kemal komutasındaki kuvvetlerimizin 30 Ağustos zaferiyle perişan ettiği Yunan ordusunu adeta süpürerek 9 Eylül 1922'de İzmir'e girmesi, İngilizlerin hiç beklemedikleri bir başarıydı. İngiliz gazetelerinin “Yunan ordusu bir gerilemeye maruz kalmıştır ama bunun boyutları abartılmaktadır” diye yazdıkları günlerde uğranılan felaket boyutundaki yenilgi, müthiş bir Yunansever ve Türk düşmanı olan İngiltere Başbakanı Lloyd George'u çılgına çevirmişti!..
Lloyd George, Sevr Antlaşması uyarınca Boğazlar çevresinde oluşturularak İngiliz, Fransız ve İtalyan askerleri tarafından savunulan “Tarafsız Bölge”nin uluslararası koruma altında olduğunu ileri sürerek Türk ordusunun bölge sınırlarına girmesini savaş sebebi saydığını ilan etmişti…
Lloyd George hükümetinin “Tarafsız Bölge”yi savunmak için Türklerle savaşı göze aldığını gazetelerden öğrenen İngiliz halkı şoke olmuştu. Zira kısa süre önce yaşadığı dünya savaşının açtığı derin yaraları sarmaya çalışan halk, tekrar savaşmak istemiyordu.

★★★

Ancak 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi'nden yaklaşık 15 gün sonra, 61 parçalık düşman donanması, Çanakkale Boğazı'ndan geçerek İstanbul önünde demirlemiş ve işgal kuvvetlerini karaya çıkartmıştı. Türk halkının varını yoğunu ortaya koyarak ve bir nesli feda ederek savunduğu Çanakkale'nin düşman donanması tarafından elini kolunu sallayarak geçilmesi ve işgal edilmesi, Türk halkında büyük bir acı yaratmıştı.
Osmanlı Hükümeti'nin 20 Ağustos 1920'de imzaladığı Sevr Antlaşması ise, Türk halkı için daha onur kırıcı sonuçlar doğurmuş ve İngiltere ile müttefiklerinin Boğazlar ve İstanbul üzerindeki hakimiyetini pekiştirmişti.

★★★

Mustafa Kemal'in İzmir'i kurtarmasından sonra, Anadolu'da o koskoca Yunan ordusundan bir kişi bile kalmamıştı. İzmir-Çanakkale hattındaki Yunan birliklerinin buharlaşması Türk ordusunun önünü açmıştı. Ancak İngiliz Hükümeti, dört yıldır işgal altında tuttuğu İstanbul'u ve Boğazları terk etme niyetinde değildi. Özellikle, İngiltere İmparatorluğu'nun Çanakkale'de ağır yenilgiye uğramasını hazmedemeyen Lloyd George, İstanbul'u ve Boğazları, “çürümüş, geri kalmış ve barbar bir ırk” olarak gördüğü Türklere bırakmamakta kararlıydı. Bu amaçla Mustafa Kemal'le savaşı, kabine toplantısında şöyle savunuyordu: “Gelibolu Yarımadası'nın Türklerin eline geçmesine asla izin vermeyiz. Bu dünyamızın en önemli stratejik noktasıdır. Boğazların Türkler tarafından kapatılması savaşı iki yıl uzatmıştır. Türklerin Gelibolu Yarımadası'na sahip olmaları akıl almayacak bir şeydir ve bunu önlemek için savaşmalıyız!..”
Winston Churchill de, Lloyd George'u güçlü ifadelerle destekliyordu.

★★★

İşte tam bu sırada İngilizlerin hiç beklemedikleri olaylar yaşanmaya başlandı. Fransızlar ve İtalyanlar Tarafsız Bölge'nin ön cephesindeki askerlerini çekerek İngiltere'yi yalnız bıraktılar. Arkadan, dominyonlar asker gönderme eğiliminde olmadıklarını açıkladılar. Hindistan, Kanada ve Avustralya, Londra'nın talebini reddettiler. Güney Afrika cevap dahi vermedi. Sadece Yeni Zelanda ve Newfoundland'dan olumlu cevap geldi.

★★★

Ancak, bu gelişmeler Türklere karşı nefret hisleriyle dolu Lloyd George'u etkilememişti. Mustafa Kemal'e savaş açmakta ısrarlıydı. O kadar ki, hükümeti bölgeye ilave savaş gemileri ve hava kuvveti gönderme kararı almıştı. Bu esnada, Türk ordusu “Tarafsız Bölge”yi kuşatma altına alacak şekilde ilerliyordu. Yunan ordusunu ezip geçen Türk askerlerinin ve komutanlarının morali zirvedeydi.

★★★

Lloyd George Hükümeti, İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington'a, “Tarafsız Bölge”nin boşaltılmasının Britanya İmparatorluğu'nu utanç verici duruma düşüreceği gerekçesiyle “Tarafsız Bölge”yi kuşatmaktan vazgeçmediği takdirde Türk askerlerine ateş açılacağı ültimatomunun verilmesini emretti. Ancak, General Harrington, akılcı bir muhakemeyle ve emre itaatsizlik pahasına, ültimatomu Türk tarafına iletmedi. Zira karşısında engin savaş deneyimine sahip 40 bin kişilik bir ordu vardı. İzmit civarındaki Türk ordusunun mevcudu da 50 bindi…

★★★

Bu sırada cephede bir taarruz öncesinde rastlanmayan garip şeyler yaşanıyordu. Resmi geçit düzenindeki Türk birlikleri İngiliz savunma hatlarına doğru, rap… rap… rap… sesleriyle ilerliyordu. Başkomutan Mustafa Kemal'in talimatı uyarınca, ilk ateş edenin kendileri olmayacağını göstermek için de tüfeklerini omuzlarına dipçikleri yukarı, namluları aşağı gelecek şekilde asmışlardı. Bu durumda General Harrington'un Mustafa Kemal ile bir uzlaşma zemini aramaktan başka çaresi kalmıyordu!..

★★★

Mustafa Kemal, her zamanki gerçekçiliğiyle, İngilizleri şereflerini yitirmiş ve utanç verici bir konuma düşürecek ölçüsüz bir harekete girişmekten sakınarak, meselenin siyaset yoluyla çözümlenmesine karar verdi. Doğu Trakya'nın Meriç'e kadar Türkiye'ye bırakılması şartıyla, Mudanya'da müzakerelere başlanmasını kabul etti. Buna göre, Türkiye ile Yunanistan arasındaki savaşa son veriliyor, Yunanistan Doğu Trakya'yı Türkiye'ye bırakıyor, Çanakkale ve İstanbul Boğazları'nda dar bir kıyı şeridi “Tarafsız Alan” olarak kabul ediliyor ve önemli konular, toplanacak barış konferansına bırakılıyordu.
İngiltere'nin Batı Anadolu'yu Yunanistan'a verme politikası bu şekilde iflas ediyor, bunun mimarı Başbakan Lloyd George da, Türklere olan sınırsız düşmanlığının ve hatasının bedelini istifa edip siyaset sahnesinden silinerek ödüyordu.

★★★

1922'deki “Çanakkale Krizi” de böylece Atatürk'ün strateji dehasını gözler önüne seren muhteşem bir örnek olarak tarihe geçiyordu…
Uğur Dündar'ın notu: Bir yazısından derlediğim bu çok değerli bilgiler nedeniyle bilge diplomat, emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ'a çok teşekkür ediyorum.

Uğur Dündar
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more