Sözcü Plus Giriş

Uzm. Dyt. Dilşat Baş: Kanser hastalarının yüzde 25’ini yetersiz beslenmeden kaybediyoruz

23. Ulusal Kanser Kongresi'ne katılan Uzm. Dyt. Dilşat Baş, kanser hastalarının doğru beslenme açısından bilgilendirilmesinin hayati bir önemi olduğunu vurguladı. "Kanser hastalarının yüzde 25'ini, kanserden değil sadece yetersiz beslenmeden kaybediyoruz" diyen Baş, tedavi süresince ve sonrasında yeterli beslenmenin, hem iyileşmeye yardımcı olabildiğini hem de hastalığın tekrarlamasını önleyebildiğini söyledi. Baş, beslenmenin kanser tedavisindeki önemi nedeniyle, Türkiye'de onkoloji diyetisyenliğine daha fazla önem verilmesi gerektiğinin de altını çizdi. İşte onkoloji diyetisyeni Dilşat Baş'tan kanser hastalarının dikkat etmesi gereken püf noktaları ve kanserden koruyan öneriler...

Eser AKGÜL
21:10 -
Uzm. Dyt. Dilşat Baş: Kanser hastalarının yüzde 25’ini yetersiz beslenmeden kaybediyoruz

23. Ulusal Kanser Kongresi, geçtiğimiz hafta Antalya’da düzenlendi. Türk Pediartik Onkoloji Grubu Derneği (TPOG), Türk Tıbbi Onkoloji Derneği (TTOD) ve Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği (TROD) iş birliği ile ulusal çaptaki en kapsamlı onkoloji kongresi olan 23. Ulusal Kanser Kongresi’ne bin 580 uzman katıldı.

Kongreye katılan Uzman Diyetisyen Dilşat Baş ile, bilgi birikimlerini paylaştığı ‘Beslenmenin Kanser Tedavisindeki Gücü’ kitabı hakkında konuştuk. Baş, kitabının kanser hastaları için basit ve etkili beslenme rehberi niteliğinde olmasını hedeflediğini söylüyor; içeriğinde hastalara özel tariflerden, en sık sorulan soruların cevaplarına, tedavi süresince ortaya çıkabilecek iştahsızlık, kabızlık, tat ve koku duyusundaki değişikliklerle nasıl başa çıkılabileceğine kadar pek çok konu hakkında bilgi veriyor.

Kongrede sorularımızı yanıtlayan Uzm. Dyt. Dilşat Baş, doğru beslenmenin tedaviye etkisi hakkında çarpıcı bir bilgi de paylaştı: Biz hastalarımızın yüzde 20-25'ini sadece yetersiz beslenme yüzünden kaybediyoruz.

İşte onkoloji diyetisyeni Dilşat Baş’tan önemli bilgi ve öneriler:

TEDAVİLER BESLENMEYİ NASIL ETKİLİYOR?

Öncelikle kanser hastalığının kendisinin beslenmeyle ilgili olumsuz etkileri var. Bir kere tümör hücresinin vücuttaki hareketi, hastanın iştah mekanizması üzerinden beslenmeyi etkiliyor; mide bulantısı, iştahsızlık ve yeme güçlüğüne sebep oluyor. Yani daha tanı anında, hiçbir tedaviye başlamadan önce, kanser zaten bu etkilerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bir de tümörün bulunduğu yere göre etkileri var. Örneğin tümör midenin giriş bölümünde, mide ile yutak arasındaysa yutma zorluğuna sebep oluyor, midenin çıkışında ise sindirim güçlüğüne sebep oluyor, kolonda ise tıkanıklık yaptığı için yine şişkinlik, beslenme güçlükleri ve kabızlığa sebep oluyor. Akabinde eğer larenks türünde bir kanserse yutma güçlükleri ve ses kısıklığı ile karşı karşıya kalıyoruz. Mesela meme kanserinde beslenmeye dair bir sorun olmuyor ama onlarda da bazen başta fark edilmeyen bir kilo kaybı yaşanabiliyor.

Akabinde cerrahi müdahalenin, kemoterapi, radyoterapi ve immünoterapinin beslenmeye dair yan etkileri oluşabiliyor. Mesela kemoterapi iştahsızlık, bulantı, kusma, tat değişikliği gibi sorunlara sebep olabiliyor. Tat değişikliği önemli bir konu; yediğiniz şeylerin tadını alamadığınızda onu yemeye devam etmiyorsunuz. Hasta tadını saman gibi alıyor ve o yüzden de yemek istemiyor ve bu da beslenme yetersizliğine sebep olabiliyor. Ayrıca ağrılar da hastayı çok olumsuz etkiliyor. Bir de iştahsızlık öyle yıkıcı bir mekanizma ki iştah azaldıkça yeme isteği, kilo kaybı sürekli birbirini tetikliyor ve hasta bir kısır döngüye giriyor.

“HASTALARIN YÜZDE 25’İNİ KANSERDEN DEĞİL, YETERSİZ BESLENME YÜZÜNDEN KAYBEDİYORUZ”

Biz hastalarımızın yüzde 20-25'ini sadece yetersiz beslenme yüzünden kaybediyoruz. Yani hasta kanserden ölmüyor, beslenme yetersizliği yüzünden ölüyor. Bu çok önemli bir oran. Bu yüzden eğer hastayı doğru beslersek, yani tanı anı itibariyle ona nasıl besleneceğini öğretir, doğru zamanda doğru desteği yaparsak, enteral beslenme ürünlerini hastanın ihtiyacı olduğu zaman diliminde kullanırsak bu oranı azaltabiliriz. İştahsızlık oluşmadan önlem aldığında hasta daha güçlü oluyor ve erken önlem beslenme yetersizliğini önlememizi veya minimize etmemizi sağlıyor.

Mesela bir baş-boyun kanserinde, radyoterapi ve kemoterapi eş zamanlı alan hastalar için beslenme yetersizliği kaçınılmaz oluyor, çünkü bu hastalarda yutma güçlüğü ortaya çıkıyor. Ama baştan itibaren hastanın yutağını nasıl koruyacağını anlatabilirsek o zaman o radyoteraopinin derin ve yıkıcı etkileri başlayana kadar hastayı güçlendirmiş oluyorsunuz. Kilo kaybetse bile çok az oranda bir kilo kaybı yaşamasını sağlayabiliriz. Bu yaptığımız doğru hamle ile hastanın tedavide kesinti yaşamasını engelliyor ve böylece onkoloğu da hedeften uzaklaşmıyor.

“TÜRKİYE’DE ÇOK AZ ONKOLOJİ DİYETİSYENİ VAR”

Bu konuda tek bir reçete yok. Ama beslenme konusu hastanın bütün olarak değerlendirilmesini gerektiren bir şey. Hastanın başlangıçtaki beslenme durumu, hastanın alacağı tedavilerin neler olduğu, onların kombinasyonu, dozları bizim için önemli. Ancak en önemli şey hastaya baştan itibaren beslenme planı oluşturup her adımda takip etmek.
Her kanser hastası diyetisyene yönlendiriliyor mu? Hayır! Şu an için Türkiye’de öyle bir uygulama yok. Zaten ne yazık ki diyetisyenler sadece estetik kaygılarla kilo vermek için gidilen bir birimmiş gibi algılanıyor. Ama örneğin meme kanseri hastalarında yağlanmayı engellememiz çok önemli çünkü yağlanma meme kanserinde hastalığın tekrar ortaya çıkma riskini artıran faktörlerden bir tanesi. Konu kanser olunca diyetisyenin çok önemli bir rolü var.

Türkiye’de onkoloji diyetisyeni çok az ne yazık ki. Ama iyi haber şu ki, sayımız artacak. Çünkü dernek olarak bu konuda eğitimler yapmaya başladık. Gördüm ki artık bu alanda çalışmak isteyen çok diyetisyen var. Diyetisyenler bu kitaba da çok sahip çıktı. Çünkü bu kitabı bir diyetisyen okuduğunda bir kanser hastası takip etmemiş bile olsa, karşısına gelen hastaya öneriler verebilir. Türkiye’de hem doktorun hastayı diyetisyene yönlendirmesi hem de daha çok diyetisyenin bu konuda bilgili olması gerekiyor. Artık hastaları daha uzun yaşatabiliyoruz ve onlar uzun yaşadıkça yapacağımız işler artıyor, diyetisyene artık daha fazla iş düşüyor. Beslenmeyi planlayabilmek ve doğru öneriyi verebilmek için kişiyi anlamanız gerekiyor. Sadece sağlık olarak da değil; o hastanın evinde ne oluyor, ne pişiyor onu anlamaya çalışıyoruz aynı zamanda. O yüzden ilk muayeneden itibaren uzun uzun konuşuyoruz hastalarla. O zaman daha doğru öneriler verebiliyoruz. Eline bir liste verip göndermek yerine, konuşarak detaylı bilgiler almak onları rahatlatıyor ve önemsendiklerini hissediyorlar. Böylece hastalar da önerilerimize uymaya çalışıyorlar.

KANSERDEN KORUYAN ÖNERİLER

Dünya Kanser Araştırma Fonu’nun kanserden korunmak için net önerileri var. Bu öneriler kanser hastaları için de geçerli:
*Sağlıklı ağırlığınızda olun,
*Fiziksel aktiviteyi artırın,
*Kırmızı eti haftada 500 gr’dan fazla tüketmeyin. İşlenmiş eti ise tamamen hayatınızdan çıkarın,
*Alkol tüketmeyin,
*Şekerli yiyecek ve içecekleri mümkün olduğunca almayın,
*Tuzlanmış ve tütsülenmiş yiyeceklerden uzak durun. Turşular probiyotik diye çok öneriliyor ama tuz tüketimini artırmış oluyor. Bunların tüketimine dikkat etmek gerekiyor,
*Annelere bebeklerini emzirmeleri öneriliyor,
*Kanserden korunmak için vitamin ve mineral takviyesi kullanmayın. Eksikliği tespit edilmemiş hiçbir vitamini, minerali takviye olarak almayın. Mesela çok önemli bir beta karoten çalışması var. Bu çalışmada düz mantık üzerinden gidilmiş. Havuç gibi beta karoten içeriği yüksek olan besinleri çok tüketen bireylerde akciğer kanseri riskinin düşük olduğu tespit edilmiş. Sonra da beta karoteni takviye hap olarak vermişler. Ancak bu çalışma belirli bir yerde durduruldu çünkü beta karoteni hap olarak alan ve sigara içen bireylerde akciğer kanseri riskinin yükseldiği görüldü. Beta karoten doğal olarak havuç, şeftali, karpuz, tatlı patates gibi besinlerle aldığında riski düşürüyor ama hap olarak alındığında düz mantık işlemiyor. Çünkü o sebze ve meyvelerin içerisinde sadece beta karoten yok; aynı zamanda fitokimyasallar var, posa var… Onlar birlikte bir sinerjik etki oluşturuyorlar.

Diğer büyük çalışma da B grubu vitaminleri üzerinde yapılmış. Uzun süreli B grubu vitamini takviyesi alan bireylerde kanser riski arttığına dair bulgulara ulaşıldı. 10 yıl düzenli B grubu vitamini takviyesi alanlarda kanser riski artı. O nedenle eksikliği tespit edilmemiş hiçbir takviyeyi almamamız gerekiyor.

“POSA OLMADAN PROBİYOTİKLER İŞLEMEZ”

Sağlıklı beslenme çok çeşitli gıdalar tüketmek hedef olmalı. Olması gereken tabak modelinin yarısı mevsim sebze ve meyvesi, yarıdan daha azı protein grubu (her gün bir yumurta, haftada 500 gram kırmızı et, haftada iki öğün balık, kuru baklagil, yemiş, tam tahıllı ekmek) olmalı. Bunlar temel enerji ve posa kaynakları. Posa olmadan probiyotikler vücudunuzda işlemiyor. Bağırsak florasını düzeltmenin yolu posadan geçiyor. Eğer çölyak hastası değilseniz bunları yiyin. Glutensiz diyetler var ama gluteni çıkarıp yerine ne konuluyor? Yağ mı şeker mi… Bu çok önemli. Glutensiz diyetin sağlıklı bireylerde sağlığı daha da iyileştirici bir özelliğinin olmadığı tespit edildi. Süt, yoğurt ve peyniri doğru miktarda tüketmeniz de önemli. Bunların yanında su tüketimini de unutmamak gerekiyor.

Ne yazık ki mucize besin, süper besin diye bir şey yok. O süper besinler aslında bizim sağlıklı beslenme modelimizin hayatımıza geçirilmiş hali. Vücudumuzda bir detoksifikasyon mekanizması var. Ama o detoks içecekleri ile olmuyor. Biz eğer az önce anlattığım sağlıklı beslenme planını düzenli bir şekilde hayatımıza geçirirsek tam detoks budur. Bu bir haftalık, üç günlük bir şey değil. Özellikle tedavi altında olan hastalarımıza en yararlı şey bile olsa hiçbir yiyeceği yüksek miktarda tüketmemelerini öneriyoruz. Yiyecekler karşım halinde güçlüler, tek başına değil.

İLGİLİ HABER'Türkiye'de yılda 4 bin 700 çocuğa kanser tanısı konuluyor''Türkiye'de yılda 4 bin 700 çocuğa kanser tanısı konuluyor'
Son güncelleme: android-time 00:23 26.04.2019
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more