Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Onca hot zot ettiler, sonra da Amerikan askerini içeri soktular

14 Ağustos 2019

ANALİZ

Onca hot zot ettiler, sonra da Amerikan askerini içeri soktular

BBakın yine haklı çıkmadım mı?
Anlatmaktan dilimde tüy bitti.
“Bütün o efelenmeler, Avrupa'ya Amerika'ya efelenmeler aslında bir oyun. Dışarıya karşı şahinmiş gibi gösteriler yapıp aslında içeriyi kandırmaya çalışıyorlar. Başta Amerika diğer ülkeler bunu bildiklerini için seslerini çıkarmıyorlar. Türkiye'nin dünyada küçücük bir onuru da güvenirliliği de kalmadı” dedim mi demedim mi?
En son yine “bir gece ansızın gelebilirim” şarkılarını söylemeye başladıklarında da “Aynı oyun yine sahnede. Belki Amerika'dan bir izin koparırlarsa zararsız bir bölgeye girip çıkarlar, halka da bunu destan gibi anlatırlar” dedim.
İşte sonuç ortada.
Amerika ona bile izin vermedi.
İşi şansa bırakmadı.
Onca efelenmeler, Amerika'ya dikkat çekmelerin hepsi yalandı yutuldu ve bitirildi.
O Dışişleri Bakanı'nın daha iki gün önceki tafrasını duymadık mı sanki?
Ne diyordu; “Amerika da olsa fark etmez, artık sabrımız kalmadı, kimseyi dinlemeyiz.”
Geldiğimiz nokta ise şu; Şanlıurfa'da ABD ile Türkiye arasında varılan mutabakat sonrası kurulan ‘Müşterek Harekat Merkezi'nde görevlendirilecek ilk Amerikalı askerler kente ulaştı.
Ortak harekat merkezi ne işe yarayacak?
Türkiye ile Suriye sınırındaki 15 kilometrelik koridorda, PYD'lilere dokunmamamız için önlem alınacak.
Bu bilgi bizzat Barzani bölgesindeki Kürt medyası tarafından veriliyor.
Irak Kürt bölgesinde yayın yapan bazı medya organları, Türkiye'nin PYD'ye yönelik bir operasyon yapılmayacağı yönünde Amerika'ya güvence verdiğini ileri sürüyor.
Amerikan kaynaklarına dayandırılan haberlere göre; Amerika bunu “DSG'nin güvence altında olduğu” biçiminde dile getiriyor. Tabii DSG demek aslında PYD demek.
Yani bunun tam tercümesi PKK'nın devamı dediğimiz PYD'ye dokunmayacağımızı bildirmişiz.
Harika değil mi?
Kendi sınırlarımızın egemenlik hakkının Amerika'ya devredilmesidir bu.
Ne yazık iktidarın bu kadar aymaz davranmasına karşı neredeyse hiçbir tepki gösterilmiyor.
Uyuyan muhalefet bu duruma tepki göstermek yerine, yine aynı eyyamcılıkla “İçerde birbirimize gireriz ama dış konularda tek vücut oluruz” saçmalığı ile sorumluluktan kaçıyor yine.
Türkiye'nin getirildiği bu halden kurtarmak giderek daha da zorlaşıyor.
Bir süre sona hepimiz kafamızı duvarlara vuracağız da o zaman çok geç olacak.

BAŞIMDAN GEÇENLER

Mezarlıklarımızın bakımsız olması çok kötü

Bayram günü anne-babamın ve eşimin babasının yattığı Ihlamurkuyu Mezarlığı'nı ziyaret ettik.
Burada ve diğer mezarlıklarda gördüğüm ve hep canımı sıkan manzara yine aynıydı.
Mezarlıklarımız çok bakımsız.
Eğer mezar sahipleri kendi mezarlarına sahip çıkıp etrafı biraz güzelleştirmese mezarlıklarımızın hali gerçekten daha da perişan olacak.
Nedir şikayet?
Yollar kirli.
Mezar aralarındaki geçişler daha da kirli.
Bu kir, piknikçilerin bıraktığı türden çöpler değil.
Ağaç yaprakları, mezar kazılarından artan toprakların etrafa yayılması çevreyi çok kötü gösteriyor.
Yağmurlu bir günde mezarlıklara giderseniz üstünüz başınız çamur olmadan çıkamazsınız.
Çok zor değildir herhalde mezar aralarını ve mezarlık içindeki yolları bu açıdan temiz tutmak.
İstanbul'daki gayrimüslimlerin mezarlıklarına bir bakın. Sanki bir sergiye girmiş kadar temiz ve titiz oldukları göreceksiniz.
İstanbul'un yeni belediyesinin bu konuya el atacağını umuyorum.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Bir dakikada seçilen hakimlerden adalet beklemek saflıktır

Bir emekli hakim okurum mesaj atmış.
Mesajına şöyle bir soru ile başlamış; “Hakim ve savcı seçimi ile Kazdağları, Cerattepe, Yeşil Yol, Soma, Ermenek, tutuklu gazeteciler ve avukatlar ve yazarlar, Aladağ yangını, Osman Kavala ve Av. Selçuk Kozağaçlı, Tahir Elçi soruşturması arasında bir ilişki var mı?” Bu cümleyi okuyunca hem şaşırdım hem meraklandım.
“Bakalım konu nereye gidecek?” diye düşündüm.
Sonra şöyle devam etmiş emekli hakim; “Hepimiz yargıdan, yargının asli karar vericileri olan hakim ve savcılardan şikayetçiyiz. Peki, ama hakim ve savcıların nasıl seçildiğinden halkın haberi var mı? Yazılı sınavda ilk 200'de yer alan ve derece yapanların mülakatta elendiğini biliyor musunuz?”
Sonra şu bilgiyi vermiş; “Mülakat Kurulu, Adalet Bakanı'nın görevlendireceği bir bakan yardımcısı başkanlığında, Teftiş Kurulu Başkanı, Ceza İşleri, Hukuk İşleri ve personel genel müdürleri olmak üzere toplam beş üyeden oluşmaktadır.”
Emekli hakim okurum en vurucu cümleyi buraya saklamış; “Peki mülakat kaç dakika sürüyor biliyor musunuz? Sadece 1 dakika!”
Gerçekten bu nasıl iştir? 1 dakikada adayın tüm nitelik ve özelliklerini ölçmek mümkün mü?
Emekli hakim okurum, “Mülakat heyetine göre mümkünmüş ki 1 dakikada ölçmüşler ve yazılı sınavda ilk 200 içinde yer alan birçok adayı eleyip 1700'den sonra gelen adayları seçmişler!” diyor ve şunu soruyor;
“Böyle seçilen hakimden, savcıdan adalet beklemek safdillik olmaz mı? Hakimin-savcının nasıl seçildiğini dert edinmezsek,  Kazdağları, Cerattepe, Yeşil Yol, Soma, Ermenek, tutuklu gazeteciler ve avukatlar ve yazarlar, Aladağ yangını, Osman Kavala ve Av. Selçuk Kozağaçlı, Tahir Elçi soruşturmalarında asla adil sonuçlar alabilir miyiz?”

ŞAŞIRDIM

O afişlerde sadece ‘cumhurbaşkanı' yazmalıydı

İstanbul caddeleri yine Tayyip Erdoğan fotoğrafları ile donatıldı.
Sanıyorum diğer illerde de durum aynıdır.
Erdoğan hepimizin Kurban Bayramı'nın “mübarek” olmasını diliyor.
Bu kez seçim propagandasındaki gibi eli göğsünde Erdoğan fotoğraflarına maruz kalmadık.
Erdoğan'ın vesikalık bir fotoğrafı kullanılmış bu afişlerde.
Bu bayram kutlamalarında dikkatimi çeken, beni hem şaşırtan hem de canımı sıkan bir nokta var.
Kutlamanın altına nedense bir de imza atılmış.
Diyor ki, “Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı-AK Parti Genel Başkanı”
Elbette biliyoruz Erdoğan'ın aslında AKP Genel Başkanı olduğunu.
Cumhurbaşkanlığı görevini tam bir partili olarak yapıyor elbette.
Ancak böyle bir dini günde sadece cumhurbaşkanı yazmak yerine neden parti genel başkanı olduğunu da vurgulamak ihtiyacını duymuş acaba?
Parti başkanlığını elinden alıp kaçıran yok ki.
Bir dini bayramda sadece ‘cumhurbaşkanı' unvanı kullanması aslında Erdoğan'ı yüceltirdi.
Oysa Erdoğan, bayramı bile bütünleştirici değil ayırıcı, milleti birbirine düşürücü bir araç olarak görmüş demek ki.
Ne yazık.

KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Bir belediye başkanı bayram ziyareti için bakanlıktan neden izin ister?

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, Kurban Bayramı nedeniyle Çocuk Sitesi ve ÇODEM'i ziyaret etmek istemiş.
Mızraklı bu ziyareti yapabilmek için Aile Bakanlığı'ndan izin istemiş.
Bakanlık ise hiçbir gerekçe göstermeden, “Talebiniz uygun bulunmamıştır” diyerek ziyarete izin vermemiş.
Bu nasıl iş anlamadım.
Öncelikle AKP'li bakandaki kibre bakar mısınız?
Bir kere bakanlık neden böyle bir ziyarete karşı çıkar?
İkincisi bir büyükşehir belediye başkanı, kendi kentindeki çocuk merkezine izinle mi girer?
Türkiye'de akıl almaz işler oluyor.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more