Sözcü Plus Giriş

Çanakkale ve Edirne illerinde bayram namazı saat kaçta? 2020 Diyanet Kurban Bayramı namaz vakitleri…

Çanakkale ve Edirne illerinde bayram namazı saatleri belli oldu. Kurban Bayramı için hazırlıklarını tamamlayan vatandaşlar bayram namazı kılarak ilk günü kutlayacak. Corona virüsü nedeniyle önlemlerin arttırılarak kılınacağı bayram namazı için Çanakkale ve Edirne illerinde yaşayanlar namaz saatlerini şimdiden araştırıyor. İşte 31 Temmuz 2020 Edirne ve Çanakkale bayram namazı saatleri...

01:39 -
Çanakkale ve Edirne illerinde bayram namazı saat kaçta? 2020 Diyanet Kurban Bayramı namaz vakitleri…

Kurban Bayramı namazı, bu sene pandemi nedeniyle geçtiğimiz yıllara göre daha az cemaat ile kılınacağı tahmin ediliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kurban Bayramı namazı için illerin namaz vakitlerini yayınladı. Diğer illerimizdeki gibi Çanakkale ve Edirne’de yaşayanlar da bayram namazının saat kaçta kılınacağını merak etmeye başladı. Çanakkale ile Edirne için Diyanet’in yayınladığı Kurban Bayramı namaz saatini yazımızda sizlerle paylaşıyoruz. İşte 2020 Çanakkale ve Edirne bayram namazı vakitleri…

EDİRNE’DE BAYRAM NAMAZI SAAT KAÇTA?

Kurban Bayramı namaz vakitlerinin belli olmasının ardından Edirne’deki Müslümanlar da bayram namazının saat kaçta olduğunu araştırıyor. Diyanet’in yayınladığı takvime göre, Edirne’de bayram namazı 31 Temmuz Cuma günü saat 06.41’de kılınacak.

ÇANAKKALE’DE BAYRAM NAMAZI SAAT KAÇTA?

Her ilde farklılık gösterebilen, bayram namazı için Diyanet namaz vakitlerini yayınladı. Çanakkale’de bayram namazı kılacak olanlar namazın saat kaçta olduğunu merak etmeye başladı. Diyanet’in takvimine göre, Çanakkale’de bayram namazı 06.45’te kılınacak.

İL İL BAYRAM NAMAZI VAKİTLERİ

ŞÜKÜR KURBANI NE DEMEKTİR?

Herhangi bir vesileyle Allah'a şükretmek için kesilen kurbana şükür kurbanı denir. Bir kimse arzu ettiği bir amaca ulaşması veya bir nimete nail olması sebebiyle şükür kurbanı kesebilir. Ancak böyle bir nimeti elde eden kişinin, adakta bulunmadığı sürece, kurban kesmesi zorunlu değildir. Ayrıca Hanefî mezhebine göre temettu veya kıran haccı yapan kişilerin, aynı mevsimde hac ve umreyi beraberce yaptıkları için Harem bölgesinde kestikleri kurban da bir tür şükür kurbanıdır.

ÖLÜ KURBANI DİYE BİR KURBAN ÇEŞİDİ VAR MIDIR?

Dinimizde ölü kurbanı veya kabir kurbanı diye bir kurban çeşidi yoktur. Ancak, sevabı ölüye bağışlanmak üzere kurban kesilebilir.
Ayrıca, kurban borcu olup, hayatta iken vasiyet eden kişinin bıraktığı miras yeterli ise mirasçıları tarafından vasiyetinin yerine getirilmesi gerekir. Tâbiînden olan Haneş'ten rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Ben Ali'yi (r.a.) iki koçu (birden) kurban ederken gördüm de kendisine; ‘Bu da nedir?' diye sordum. ‘Resûlullah (s.a.s.) (sağlığında) kendi yerine bir kurban kesmemi vasiyet etti. İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.' cevabını verdi.”.

Bu rivayette Hz. Ali, kurbanı kesme gerekçesi olarak Hz. Peygamberin (s.a.s.) kendisine bunu vasiyet etmesini göstermiştir. Dolayısıyla bu hadis, eğer vasiyeti yoksa ölü adına kurban kesileceğine delalet etmez. Buna göre vasiyeti yoksa ölen kimseler için mirasçılarının kurban kesmeleri gerekmez. Ancak bir kimse, sevabını ölmüş bulunan anne veya babasına yahut diğer yakınlarına bağışlamak üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir ve muhtaç kişilere bağışta bulunabileceği gibi, kurban da kesebilir. Ölenin kendisi için kurban kesilmesine dair vasiyeti yoksa kesen kimse, bu kurban etini fakirlere yedirebileceği gibi, kendisi ve zenginler de yiyebilir. Ancak ölen kişinin vasiyeti varsa, tamamen fakirlere yedirilmesi veya dağıtılması gerekir.

Foto: Shutter

EDİRNE’DEKİ BAZI CAMİLER

Yıldırım Beyazid Camisi: Edirne’nin XIV.yy’dan, en eski camisidir. Gerek planı gerekse sütun başlıkları yapının haç planlı bir Bizans Kilisesi olduğunu göstermektedir. Yıldırım Bayezid adına camiye dönüştürülürken (1400) temel dışında yeniden yapılmıştır.Yapım tarihini 1396 ya da 1399 olarak gösterenler de vardır. Kilise üzerine yeniden yapılan Caminin kıblesi yapının eksenine uymadığından mihrap haç kollarından birisinin köşesine konmuş, eğimli bir görünüş almıştır. Son cemaat yerinin iki yanında tabhane odaları (gezici dervişlerin kaldığı) vardır. Günümüzdeki biçimiyle, dört Kemerli, kubbeli ve tek minareli bir camidir. 1877-78 Osmanlı – Rus Savaşı yıllarında Ruslar camiyi erzak deposu olarak kullanmışlardır. Bahçesindeki mezarlarından birinin Fatih tahta geçtiğinde Edirne Sarayı Hamamında boğdurulan Sultan II.Murat’ın şehzadelerinden Ahmet’e ait olduğu söylenir. Yeri tam olarak bilinmeyen mermerden yapılmış ve birbirine geçme küpe şeklindeki asılı iki halka nedeniyle Küpeli Cami diyenler de vardır.

Selimiye Camii: Osmanlı İmparatorluğu'nun İstanbul'dan önce başkentliğini yapmış Edirne şehrindeki Selimiye Camii ve Külliyesi, 2011 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne dahil edilmiştir. Edirne'nin her yerinden tüm ihtişamı ile görülebilen, dört zarif minaresi, muhteşem kubbesi ile eşsiz bir yapı olan Selimiye Camii dünya tarihinin ünlü mimarlarından birisi olan Mimar Sinan'ın eseridir. Yapımına II.Selim'in emri ile 1568 yılında başlanan caminin inşası binlerce kişinin yoğun çalışması ile yedi yıl sürmüş ve 1575 yılında tamamlanmıştır. Osmanlı mimarisinin en önemli eseri olarak kabul edilen camiyi Mimar Sinan da “ustalık eserim” olarak tanımlamıştır.

Foto: Depo

Beylerbeyi Camisi: Tek ve yarım kubbeden oluşan bu cami, içinde çok ilginç Türk-İslam Mezartaşı örneklerinin bulunduğu bir mezarlığa sahip olup, günümüzde de ibadete açıktır. Hükümet Konağından Sarayiçi’ne giden caddenin sağındadır.1429’da, Sultan II.Murad döneminde Rumeli Beylerbeyi Sinaneddin Yusuf Paşa yaptırmıştır. Yan mekanlı, çokgen planlı tek kubbeli bir yapıdır. Sivri kemerli mermer Taçkapı ilginçtir. İçte büyük kemerin alt yüzünde rumi ve hatayi motifli kalem işi süslemeler göze çarpar. Son yıllarda yeniden yapılırcasına onarılmıştır. Caminin karşısında Sinaneddin Yusuf Paşa için yapıldığı sanılan yıkık Durumda bir türbe vardır. Sekizgen planlı taş yapıda sırlı tuğla dolgular tek süs öğeleridir. Mezarlık ortasında bulunan türbe önemli ölçüde tahrip edilmiştir. Halk Arasında bu türbenin İncili Çavuş’a ait olduğu inancı yaygındır.

Gazimihal Camisi: Gazimihal Camii-Büyük Resim için Tıklayın!Tunca Nehri’nin ve Gazi Mihal Beylerbeyi köprüsünün sağındadır. Mermer kapı üzerindeki yazıtta, 1422’de Mihal Bey’in yaptırdığı bildirilmektedir. Yan mekanlı (zaviyeli) camiler planındadır. Kesme taştan yapının önünde ağır payeli, beş bölümlü bir son cemaat yeri vardır. Tek kubbeli, tek minarelidir. Alçı mihrabındaki yıldızlar ve geometrik bölmelerden oluşan süsleme özgündür. Ancak, mihrabın alt bölümü su basması yüzünden oldukça bozulmuştur. Caminin kıble yönünde Gazi Mihal Bey’in mezarı bulunmaktadır. “Yapılış tarzı pek latif, hareminde beş kubbesi olan, ayrıca kurşun örtülü bir saçağı bulunan” bir cami olarak anılır.

Soğan Boğumlu Minare: Minaresi; soğan boğumlu taş külahlı örneklerin ayakta kalan tek ve en iyi olanıdır. 1953 depreminde hasar görmüştür.

Mezit Bey (Yeşilce) Camisi: 1440/41’de Sancakbeyi Mezit Bey yaptırmıştır. Yan mekanlı (zaviyeli) Camilerdendir. 1752 depreminden sonraki onarımda, minber eklenerek camiye dönüştürülmüştür. 1889’da yeniden onarılmıştır. Özgün mimarisi Yeşil çinilerle kaplı olduğundan Yeşilce adını almıştır. Küfeki taşından Mihrabın üst bölümünde kabartma frizi (bordürü) vardır. Yine bu bölüm de kalem işi süsleme izleri de görülür.

ÇANAKKALE TARİHÇESİ

Antik çağdan kalan Troya kalıntıları il sınırları içerisindedir. Bölgede ilk yerleşim yaklaşık 6000 yıl öncesindeki Bakır Çağı’na dayanır.[6] Fakat bu dönemde şehrin kimliği ve yaşayan insanların özellikleri hakkında pek bir şey bilinmemektedir. Yapılan kazı çalışmaları ve çeşitli araştırmalara göre, bölgedeki ilk kalıcı yerleşim izi Kumtepe civarında bulunmuştur. MÖ 4.800 – 4.000 arasına tarihlenen Kumtepe höyüğü, bu tarihten sonra da çeşitli yerleşim izleri içeren tabakalara sahiptir. Bölgedeki kazılar ilk olarak 1934 yılında Cincinnati Üniversitesi’nden J.L. Caskey ve J. Sperling tarafından yapılmıştır. MÖ 3000 yılında kurulan Troia geçirdiği bir deprem sonucu MÖ 2500 yılında yıkılmıştır.[8] Sonraki yüz yıllarda çeşitli göçlerle kavim dengesi değişen Çanakkale bölgesi, MÖ 7. yüzyılda Lidyalılar’ın hakimiyetine girmiştir. MÖ. 6. yüzyılın ortalarında bölgede Pers egemenliği başlamıştır. Perslerin önemli imparatorlarından Darius ve Xerxes bölgeyi stratejik bir nokta olarak görüp, burayı ellerinde tutmayı amaçlamışlardır. Yunan tarihçi Herodot’a göre Çanakkale Boğazı üzerinde Avrupa’ya geçmek için ilk köprüyü yapan Xerxes’tir. MÖ 386’da Spartalılar ile Persler arasında yapılan Kral Barışı sonucu Persler bölgede hakimiyetini güçlendirdi. MÖ 334 yılında Makedonya Kralı Büyük İskender bu bölgeyi Perslerin elinden almak istiyordu. Bu amaçla Çanakkale Boğazı’nı geçerek bugünkü Karabiga yakınlarındaki Kocabaş Çayı (Granikos)’nda iki ordu birbiri ile karşılaştı ve aldıkları büyük bozgun karşısında Persler bölgeyi Büyük İskender’in hakimiyetine bırakarak bölgeden çekilmek zorunda kaldılar. Ancak İskender’in ani ölümü üzerine bölgeyi ünlü komutanlarından Antigonos yönetmeye başlamıştır. O da uzun süre yönetemeden, Balkanlardan gelen Kelt kökenli Galatlar, bölgeye yerleşmişlerdir. MÖ 133’te Bergama Kralı III. Attalos’un vasiyeti üzerine Roma hakimiyetine giren Çanakkale, sonrasında Asia eyaletine bağlanmıştır. Roma İmparatorluğu’nun 395’te Doğu ve Batı diye ikiye ayrılmasından sonra, bölge daha sonradan Bizans adıyla anılacak olan Doğu Roma İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiştir. İmparator Justinian modern Eceabat yakınlarındaki Sestos bölgesinde boğazın kontrolünü sağlamak amacıyla kale inşa ettirmiştir. Bölgede ilk Türk hakimiyeti 11. yüzyıl sonlarında ünlü deniz komutanı Çaka Bey’in seferleri ile başlamıştır. Sonrasında Karesi Beyliği ile devam eden Türk hakimiyeti, 1361 yılında beyliğin savaşsız bir şekilde Osmanlı İmparatorluğu’na katılması ile bölgede yaklaşık 6 asır sürecek bir Osmanlı dönemi başlamış oldu.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more