Sözcü Plus Giriş

Yaşar Aksoy yazdı… İzmir Direnişi’nin simgesi: Gavur Mümin

Duayen gazeteci Yaşar Aksoy, 9 Eylül İzmir’in kurtuluşunun yıl dönümünde milli mücadele yıllarında ismi efsanelere karışmış bir Türk subayı olan 'Gavur Mümin'in yaşamını kaleme aldı. Aksoy, "İzmir Direnişi’nin simgesi: Gavur Mümin" başlıklı yazısında gizli bir kahramanın hayatını gözler önüne seriyor.

Güncellenme: 08:16, 09/09/2020
Yaşar Aksoy yazdı… İzmir Direnişi’nin simgesi: Gavur Mümin

“Milli Mücadele yıllarında işgal edilmiş İzmir şehrinde gizli direniş hücrelerinde işgalcilere karşı yeraltı teşkilatı kuran ve işgalcilerin arasına karışarak Mustafa Kemal Paşaya bağlı casusluk faaliyetleri sürdüren, ismi efsanelere karışmış bir Türk subayının ibret verici yaşamını anlatacağız” diyen Yaşar Aksoy, ‘Gavur Mümin’in hayatına ışık tutuyor.

“IŞIKLAR İÇİNDE UYUSUNLAR”

Türk Kurtuluş Savaşı'nda “gizli istihbarat ve direniş teşkilatlarının” özgürlük mücadelesinde çok büyük ve unutulmaz hizmetleri gerçekleşmiştir. Karakol Cemiyeti, Felah Grubu, Müdafaa-i Milliye Teşkilatı (M.M.), İmalatı Harbiye Grubu, Muvenet-i Bahriye Heyeti, Namık Grubu, Ferhad ve Kerimi Grupları gibi teşkilatlar Anadolu'ya silah, mühimmat, subay ve asker kaçırılması gibi cesurane uğraşları sektirmeden yapmışlar, üstelik askeri istihbarat ve düşmanı arka cepheden vurma gibi ölümcül direniş hizmetleri gerçekleştirmişlerdir.

Haklarını ödeyemeyiz, tüm açık ve gizli üyelerine rahmet dileriz.

Işıklar içinde uyusunlar.

Gavur Mümin (Aksoy) (1892 İzmir – 1948 İzmir)

İZMİR'DE ÜÇ BUÇUK YIL SÜREN İŞGAL

Mondros Mütarekesi'nin 7. maddesine göre Osmanlı devletinin bazı bölgelerinin İtilaf Devletleri'nce işgali teminat altına alınmıştı. İzmir'in işgali de 7. maddeye göre planlandı ve gündeme geldi. 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması hükümleri içinde 7. madde şöyle idi:

Madde 7 – İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edici bir durum olduğunda herhangi bir strateji noktasını işgal hakkına sahip olacaklardır.

Bu maddeye dayalı olarak 5 Mayıs 1919'da Paris'te toplanan ABD Başkanı Vilson, İngiltere Başbakanı Lloyd George, Fransa Başbakanı Clemencau, İtalya Başbakanı Orlando, 12 Mayıs günü açıkladıkları karara göre, İzmir ve çevresini Yunanistan'a armağan ettiler ve 15 Mayıs günü Yunan birliklerince İzmir işgal edildi.

İzmir'in işgalinde başta gazeteci Hasan Tahsin, Miralay Süleyman Fethi, Kaymakam Dr. Şükrü Bey olmak üzere birçok vatansever şehit edildi. İsimleri tarihe geçti.

Bu işgal, 9 Eylül 1922'ye kadar devam etti ve şehir Türk Ordusu tarafından kurtarıldı. Gazi Mustafa Kemal Paşa yönetimindeki bu ordunun Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, 1. Ordu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa, 15. Süvari Kolordusu Komutanı Fahrettin (Altay) Paşa, tüm öncü tümen, tugay ve bölük komutanları, İzmir Hükümet Konağına bayrak çeken Yüzbaşı Şerafettin, Teğmen Ali Rıza (Akıncı), Teğmen Hamdi (Yurteri), kurtuluşun anıtlaşan isimleridir.

İzmir şehri emperyalist işgali döneminde 3 yıl, 135 gün boyunca Yunan idaresi altında her türlü baskıyı, zulmü, sansürü ve işkenceyi yaşadı.

Bu süre içinde şehrin içindeki inanılmaz cesaretli direniş hareketleri şimdiye kadar ayrıntılı bir şekilde ortaya konmadı. Bu direniş hareketinin önderi ve en çarpıcı siması Gavur Mümin sisler içinden sıyrılarak, artık 100 yıl sonra tarih sahnesine çıkmıştır.

Gavur Mümin'in gerçek yaşamı İzmir Direnişi'nden 100 yıl sonra Yaşar Aksoy tarafından belgelendi.

İZMİR'DE DİRENİŞ HÜCRELERİ

İzmir içindeki direniş örgütleri nelerdi? İzmir'de, Mütareke ve İşgal yıllarında Yunan işgalcilerine karşı direnen üç gizli örgütün tüm izlerini tespit edebiliyoruz:

* Eski İttihatçıların Gizli Teşkilatı:

Teşkilatı Mahsusa yöneticilerinden Kuşçubaşı Eşref'in temellerini attığı, Mütareke döneminde gazeteci Hasan Tahsin'in de içinde rol aldığı ve kurduğu “Hatıra” isimli nakliye şirketi ile Kuşçubaşı Eşref'in Söke'deki çiftliğine direniş için silah sevkiyatı yapılan, Çerkez Ethem'e silah ve mühimmat kaçıran, çoğunlukla eski İttihatçıların çalıştığı bu örgütün üyeleri, Enver ve Talat Paşaların ülkede kaçmadan önce, daha sonraki bir silahlı ayaklanma için kendilerine görev tevdi ettiğini belirttiler.

Bu örgüt, işgal ile birlikte bazı yöneticilerinin, Enver, Talat, Cemal paşalar ile Bahattin Şakir ve de gazeteci Hasan Tahsin'in şehit edilmeleriyle yara almış, ana ekseni Kuşcubaşı Eşref tarafından temsil edilen bir İttihatçılık davası gütmüştür.

* Müdafaai Hukukçuların Gizli Teşkilatı:

Mütareke döneminde İzmir'de etkin vatanseverlik uğraşları sergilemiş olan “Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti”nin Yunan işgali üzerine yeraltına çekilmesi ve yönetim merkezini İstanbul'a taşımasıyla oluşan bu örgütü Moralızade Halit ve Nail kardeşler yönetiyor, “Erkete” şiiriyle ünlenen kardeşleri milli şair Rifat Moralı da içlerinde bulunuyordu. İzmir'deki önemli adamları Karşıyakalı Tahir (Bor) Bey idi. Bu örgüte yardım eden bazı Levanten İtalyan kökenli İzmirliler, Milli Mücadele Tarihi'mize altın harflerle kazınmışlardır. Bu İtalyan kökenli vatanperver İzmirliler, başta Kont Sforza olmak üzere Avrupa'nın bazı ileri gelenlerini Türkler lehine etkilediler.

Gavur Mümin'in direkt Mustafa Kemal'e bağlı gizli örgütünün tüm liderleri. Aydın Teşkilat Başkanı Hadimizade Cevdet Bey, Manisa Teşkilat Başkanı Esrapçızade Mehmet Bey, Sultanhisar Teşkilat Başkanı Dürükzade Mehmet Fuat Bey ve Teşkilat Genel Başkanı Osmanzade Mümin bey. 22 Şubat 1923. İzmir Mumcu Kahvesi, Dana Bayramı. (Fotoğraf: Yaşar Aksoy Arşivi)

* Gavur Mümin'in İçinde Bulunduğu Resmi Teşkilat:

İçinde yönetici olarak Yunanlıların içine casus olarak sızmış olan Gavur Mümin (Mümin Aksoy), Hakim Hüseyin Fehmi, Askeri Hastane görevlisi Dr. Binbaşı Hasan Sükuti Bey, Doktor Menekşeli Hüsnü, Dava Vekili Bekir Behlül, Posta Müdürü Naşit, tüccardan Şamlı Yasin, İstanbul'dan tekrar sessizce İzmir'e dönen ve eczanesini yeniden açan Süleyman Ferit Eczacıbaşı, Eczacı Kemal Kamil Aktaş gibi önemli kişilerin bulunduğu ve efeler – halk – esnaf – köylü içine kadar yaygınlaşmış bu örgüt, yarı askeri, yarı resmi bir istihbarat ve operasyon örgütüydü.

Çok iyi bildiği Rumcanın ve Yunan dönemi Belediye Reisi Hacı Hasan Paşa’nın yeğeni olması nedeniyle Gavur Mümin'e; yenilmiş Osmanlı Devleti ile Yunan İşgal Ordusu arasında irtibat subaylığı görevini verildi. Hükümet Konağında bir odası vardı; akşamları Yunan subayları ile birlikte meyhane ve sefahat alemindeydi. Türkler ondan nefret ediyor ve “Gavur Mümin”, “Kirye Mümin” deyip hatta yüzüne tükürüyorlardı. Gavur Mümin, işgal sırasında İzmir’de kurulan ve Ege'de güçlü bir yeraltı örgütlenmesine sahip olan, asker-sivil karışımı Türk istihbaratının en önemli bir üyesiydi.

Yüksek Komiser Steryadis ve İşgal Kuvvetleri Komutanı Zafirios’un tam güvenine mazhar olan Gavur Mümin, elde ettiği önemli askeri bilgileri Ankara’ya ulaştırıyordu. İzmir Rıhtımına hangi Yunan savaş gemisi geldi, kaç Yunan birliği indi, ne kadar top tüfek karaya çıkarıldı, Sakarya cephesine giden Yunan birliklerinin miktarı, Yunanlıların kendi iç politik kavgaları, şehirdeki yabancı elçilerin tutumu gibi her şey öğrenilip Mustafa Kemal'e iletiliyordu.

Yunan Subayı üniforması taşıyan Gavur Mümin'in elebaşı olduğu bu örgüt içinde kömürcü, oduncu, kahveci, deveci, fırıncı, manav giysileri içinde çalışan bir çok ajanın bulunduğu, daha sonra onu yargılayan Yunan Mahkemesi'nin savcısı tarafından belirtilmişti.

GİZLİ ÖRGÜT NASIL ÇALIŞIYORDU?

Gizli örgüt üyesi olan İzmir Askeri Hastanesi Baştabibi Dr. Hasan Sükuti Bey'in hatıratı, Gavur Mümin'in hatıratı ve olayların tanığı olanların anlatımları ile gizli direniş örgütünün şehir içindeki Kuva-yı Milliye yanlısı çalışmaları gün ışığına çıkarılabilmiştir:

Bu anlatım ve belgelere göre gizli örgüt, terhis olmuş veya görevden kaçmış eski Osmanlı zabitleri içinde, şehre giriş yapan gemilerin izlendiği İzmir Gümrük Müdürlüğünde, Yunan kıtalarının sevk edildiği Basmane tren garında, Hilal-i Ahmer şubelerinde, kapatılmış olan Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti üyeleri ve İtalyan kökenli Levantenler arasında, gizlice yayınlanan İzmir'e doğru gazetesinin dağıtıldığı halk çevreleri ortamında, ismi İslam Kütüphanesi'ne dönüştürülen Milli Kütüphane çatısı altında, şehrin Rum ve Ermeni mahallelerinde dil bilen üyeleri vasıtasıyla, Galip Hoca'nın örgütlediği efelerle ve İzmir Müftüsü vatansever Rahmetullah Hoca ile irtibat ve faaliyet halindeydi.

Gavur Mümin'in madalyaları: Çanakkale Sancak Madalyası, Nişanı Ali İmtiyaz Madalyası, Altın Liyakat madalyası, İstiklal Madalyası, T.C. Devlet Savaş Madalyası.

GAVUR MÜMİN KİMDİ?

Kurtuluş Savaşı'nın 1 numaralı casusu ve esir edildikten sonra Yunan Ordusu Başkumandanı Trikopis ile takas edilen İzmirli Türk subayı Gavur Mümin'in destansı ve gizemli yaşamı, kahramanımızın gerçek hatıratı, fotoğraf albümleri, madalyaları, gizli belgeleri ve onu tanıyan yakın akrabaları ve canlı tanıklar üzerinden yapılan ve 40 yıl süren araştırmalar sonucunda “Gavur Mümin – Gazi Paşa'nın Casusu” (Kırmızı Kedi Yayınevi) ismiyle kitaplaştı.

Bu kitapta Çanakkale, Kanal Harekatı, Doğu cephesi gibi muharebelerde çarpıştıktan sonra, emperyalizmin işgali altındaki bir ülke ve şehirde, melon şapka hatta Yunan üniforması giyerek işgalcilere katılan ve yıllarca Gazi Mustafa Kemal'in casusluğunu yapan bir Türk subayının efsanelere ve karanlıklara karışmış çarpıcı yaşamı, vatan sevgisi ve Yunan zindanlarında işkence içinde geçen yılları anlatılıyor.

Bu kitapta yine ilk kez “Ulusal Kurtuluş” için canları pahasına mücadele veren gizli direniş örgütleri gündeme getirilerek nice isimsiz kahramana olan vefa duygusu pekiştirildi..

Direkt TBMM Başkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın özel istihbaratına bağlı olarak bir yerel direniş teşkilatı kuran ve Yunan Ordusu içine kadar sızarak casusluk ve direniş hizmetleri gerçekleştirmiş bir gizli kahramanı, bir mütevazi İstiklal savaşçısını, ismi sisler içinde kalmış efsanevi Gavur Mümin'i (Aksoy) gözler önüne serdiğimiz için mutluyuz.

Gavur Mümin kitabımın araştırma ve yazım aşamasında bana karşılıksız yardım edenlere sonsuz şükran borçluyum.

Öncelikle Gavur Mümin'in yayınlanmamış hatıratını bana teslim eden Osmanzade Ailesi, özellikle Osmanzade Orhan Aksoy, Samim Kocagöz, yazar Naci Sadullah, Attila İlhan, Samim Kocagöz'ün büyük oğlu Şükrü Kocagöz ve dedesi Fadıl Kocagöz, Ergun Hiçyılmaz, askeri belgelere ulaşmamı sağlayan Attila İmre, Yılmaz Özdil, Haluk Hepkon, Mehmet Ali Güller ve Yücel Arı'ya şükran borçluyuz.

MAREŞAL ÇAKMAK'IN HASSASİYETİ

Türk Basını'nın ve benim de içinden yetiştiğim Demokrat İzmir gazetesinin 1950-60-70'li yıllarındaki ilerici ve muhalif yazarı Naci Sadullah Danış, yakın akrabası Gavur Mümin için şunları yazmıştır:

“.. Yüzbaşı Gavur Mümin'in hikayesi, İzmir'in Yunan işgalindeki kara günlerinde meçhul kalmış bir Türk evladının gizli vatanperverliğinin hikayesidir. Gizli vatanperverlik tabiri şüphesiz yadırganacaktır. Ama sırtında Yunan subay elbisesi olduğu halde yapılan vatanperverlik elbet, gizli bir vatanperverlik olacaktı. Kurtuluştan sonra da bu vatanperverin gizli kalması daha da yadırganacak. “Neden herkes tarafından bilinmemiştir?..” denilecektir.

Bu Türk evladının yaptıklarının bilinmesini zamanın Genelkurmay Başkanı rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak mahzurlu görmüş, “İcap ettiği zaman vatan ondan gene böyle vazifeler isteyecektir” demişti. İşte bunun içindir ki bu kahraman Türk evladı bugüne kadar meçhul kalmış, fakat artık o da rahmetli rahmana kavuştuğu için bu mahzur ortadan kalkmıştır.

Yüzbaşı Mümin asıl hüviyetini o kadar mahirane saklamaya muvaffak olmuştur ki, İzmirli Türkler onu koyu bir Yunan taraftarı olarak bilmişler, öldürmek için zaman zaman teşebbüse geçmişlerdi. Bunun içindir ki ona “Türk Lavrens'i” demekte katiyen mübalağa yok, hatta eksiklik vardır. Onun mübarek ruhuna bir Fatiha gönderelim. O ve diğer vatanperver Türk evlatları nur içinde yatsınlar.” (Demokrat İzmir, 22.9.1968)

Naci Sadullah ustama sonsuz kez katılıyorum.

İZMİR'DE VEFAT ETTİ

Gizli faaliyetlerinin son aşamasında 29 Ekim 1921 tarihinde bir ihbar sonucu yakalanan, uzun işkencelerden sonra Yunanistan'a götürülerek, korkunç şöhreti olan Palamadi ve Payla İstratona hapishanelerinde zindanlara atılan, bu yüzden İzmir'in kurtuluşu olan 9 Eylül'ü göremeyen ve ancak 5 Nisan 1923 tarihinde Yunan Başkumandanı Trikopis ile takas edilerek, vatanına ve canından çok sevdiği İzmir'e dönebilen ve yeniden kuşandığı Cumhuriyet Türkiye’si askeri üniforması ile vatanına hizmete devam eden, 30 Ağustos 1946 da Albay rütbesine yükselen ve 24 ocak 1948 Tarihinde İzmir'de vefat eden Gavur Mümin'in (Aksoy) uyuduğu Balçova Kabristanındaki mezarını ziyaret ediyor ve ona rahmetler diliyoruz..

Vatan için tüm cephelerde savaştığı için hiç evlenmemişti, evlatları yoktu. Ama Osmanzade Ailesi'nin tüm çocukları ve torunları, onun evlatları idi.

Gavur Mümin'in kabri. İzmir Balçova kabristanı.

Yayınlanma Tarihi:05:00,