Sözcü Plus Giriş
YILMAZ ÖZDİL

33 şehit daha

29 Şubat 2020

Hani şu boş sandukalarını sırtlayıp getirdiğimiz Süleyman Şah Türbesi var ya… İşte o Süleyman'ın aslında hangi Süleyman olduğu belli değildir, kimine göre Osman Gazi'nin dedesidir, kimine göre Kılıçarslan'ın babasıdır, iki Süleyman arasında 150 sene vardır!

Türbeyi Suriye'nin Karakozak köyünden aldık, Eşme köyüne getirdik.

Ama aslında, türbenin yeri zaten Karakozak köyü değildi.

Caber Kalesi'ndeydi.

Gel gör ki, aslında Caber Kalesi'ndeki yeri de orijinal yeri değildi.

Çünkü…

1938 yılında türbenin muhafız birliği için karakol inşa edilmişti.

Ama, küçük bi pürüz vardı…

Karakolu türbenin yanına inşa etmemişlerdi.

Yaklaşık 500 metre uzağına inşa etmişlerdi.

Bir sene sonra 1939'da, karakolun yanına yeni türbe binası inşa ettiler.

Karakolu türbeye getireceklerine, türbeyi karakola götürdüler.

Kabiri taşıdılar!

Gel zaman git zaman, Suriye hükümeti “ben buraya baraj yapacağım, Caber Kalesi sular altında kalacak, türbenizi alın gidin” dedi.

Bu nedenle, 1973 yılında türbeyi gene yerinden söktük.

Tee 15 kilometre uzağa, Karakozak köyü'ne taşıdık.

Peki, niye Karakozak köyünü seçtik derseniz…

Bir albay kafasına göre seçti!

Türbenin taşınması için Türkiye'den gönderilen heyette, içişleri bakanlığımızı albay Necabettin Ergenekon temsil ediyordu.

Küçük bir pürüz vardı…

Suriye'ye giderken yanlarına Ankara Anlaşması'nı almamışlardı.

Nasıl olsa Şam Büyükelçiliğimiz'de vardır diye düşünmüşlerdi.

Ama maalesef anlaşma metni büyükelçiliğimizde de yoktu iyi mi…

Ankara Anlaşması türbenin iki ülke arasındaki hukuki durumunu belirliyordu.

E bu durumda neye göre karar vereceklerdi?

Suriye hükümeti üç farklı yer gösterdi, birini tercih edin dedi.

Albay Necabettin Ergenekon seneler sonra verdiği röportajda şöyle anlatacaktı: “Bunlardan birini seçin dediler, seçeneklere baktık, hakikaten çok güzel manzaralı bir yer seçtik, olay böylece kapandı.”

Caber Kalesi'ni kaptırmıştık ama…

Süleyman Şah türbesi su kenarına, Fırat kıyısında manzaralı bir yere geçmişti.

Türbede kimin yattığı belli değildi.

Türbenin yeri orası değildi.

Albay Necabettin Ergenekon'un soyadı da aslında Ergenekon değildi!

Baltacı'ydı.

1960 senesinde üsteğmenken, kendisiyle aynı soyadını taşıyan ve hiç sevmediği biriyle karıştırılıyordu, bu yüzden mahkemeye başvurarak, Baltacı soyadını Ergenekon yapmıştı.

Çakma Ergenekon'du.

Gel gör ki, sonradan aldığı Ergenekon soyadı, başına büyük bir iş açtı.

Ergenekon terör örgütü'nün isim babası diye iddianameye girdi!

Çünkü…

Kanada'da yaşayan Ergenekon hahamı Tuncay Güney, söz konusu terör örgütünün isminin, Veli Küçük'ün komutanlığını yapan albay Necabettin Ergenekon'dan geldiğini öne sürmüştü.

Ergenekon davası komple sahte çıktı.

Varolmayan örgütün isminin Necabettin Ergenekon'dan geldiğini iddia eden Tuncay Güney de zaten haham değildi.

(Tuncay Güney, Necabettin Ergenekon'un oğluyla tanışıyordu.

Volkan Kemal Ergenekon, subaydı.

Askerlere dini propaganda yapmak suçundan yargılanmış, hapis cezaları almış, ordudan ayrılmıştı.

Azerbaycan'a gitmiş, İran'da casus şüphesiyle gözaltına alınmıştı.

İran'dan dönünce, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın kendisine İstanbul'da suikast düzenlediğini iddia etmişti.)

(Volkan Kemal Ergenekon'un eşi, subay kızıydı.

Eşinin babası, Veli Küçük'ün devre arkadaşıydı.

Veli Küçük'le kayınpederi vesilesiyle tanışıyordu.)

(Peki, sahte haham Tuncay Güney'le nereden tanışıyordu?

Necabettin Ergenekon'un oğlu “cinler alemi”yle alakalı kitaplar yazıyordu, Tuncay Güney de fetocuların Samanyolu televizyonunda program yapıyordu, kendisini konuk olarak almıştı.

Orada tanışmışlardı.)

(Tuncay Güney eşcinseldi.

Kendisi açıklamıştı.

Ama, tesettürlü bir kızla evlendi.

Necabettin Ergenekon'un oğlu, Tuncay Güney'in düğününe katıldı, reşat altını taktı.)

(Tuncay Güney altı ay sonra eşini terkedip yurtdışına kaçtı, kendini haham ilan etti, Necabettin Ergenekon'un oğlunun Veli Küçük'le beraber Azerbaycan'da darbe yapmaya çalıştığını öne sürdü.

Asrın liderimizin altına kendi zırhlı mercedesini tahsis ettiği fetocu savcı Zekeriya da, bunları iddianameye monte etti.)

(Fetocu savcı Zekeriya herkesi şakır şakır tutuklatırken, sahte haham'ı tanık yaptı, cevaplaması için 37 adet soru gönderdi.

Küçük bir pürüz vardı…

Kanada'da sahte haham'ın ev adresi olarak gösterilen adres, Akp yandaşı gazetede çalışan muhabirin kardeşine aitti.)

(Herşey baştan sona yalandı ama… Ergenekon-Balyoz kumpaslarıyla mermi bile sıkmadan Türk Silahlı Kuvvetleri imha edildi.)

(Atatürkçü subaylar, yurtsever kadrolar hapislere tıkıldı, kendi canıyla uğraşan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Doğu Akdeniz, Suriye ve Irak'taki gelişmelere odaklanması engellendi, beş milyon Suriyeli “demografik dinamit” olarak memlekete sokuldu, paralı asker haline getirilen gariban Türk çocukları, Arap bataklığına sürüldü.)

Kafanız mı karıştı?

Hadi burda bekliyorum, gidin en baştan okuyun gelin.

Geldiniz mi?

O halde devam edelim.

Ortadoğu denilen coğrafyada a'dan z'ye her şey belirsizdir.

Fludur.

Doğru bildiklerin yanlıştır, asla göründüğü gibi değildir.

Yanılsamalar çölüdür.

Tek gerçek vardır…

Oradan mutlaka uzak durulmalı, adım bile atılmamalıdır.

CIA'in FSB'nin MI6'in Mossad'ın oyun alanına İETT'yle girmek, intihardır.

Ha bu arada…

Süleyman Şah türbesi'nin Caber Kalesi'ndeki orijinal adresinin toprağı nerede biliyor musunuz?

Anıtkabir'de!

Mustafa Kemal Atatürk rahmetli oldu.

Mozolenin altındaki kabir odasında defnedildi.

Türkiye'nin bütün şehirlerinden, Selanik'te dünyaya geldiği evin bahçesinden ve Süleyman Şah türbesi'nden birer avuç vatan toprağı getirildi, pirinç vazolara konuldu, Atatürk'ün kabrinin etrafına dizildi.

Her tarafı belirsiz olan Süleyman Şah türbesi'nin, tartışmasız tek doğrusu, Anıtkabir'dedir.

Zaten, çıkarırsan Atatürk'ü…

Geriye işte anca bu akp kalır!

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more