Sözcü Plus Giriş

Prof. Dr. Şevket Pamuk: ‘YÖK’ü kaldıracağız’ dediler, YÖK bile az geldi

50 yıllık Boğaziçi Üniversitesi’nde 25 yıldan fazla görev yapan Prof. Dr. Şevket Pamuk, rektör atamasını SÖZCÜ’ye değerlendirdi:“ 40 senedir her muhalefet partisi, 'YÖK’ü kaldıracağız' der. İktidara geldikten sonra YÖK’ün sağladığı kontrol mekanizmaları çok hoşlarına gider. AKP de böyle oldu. AKP’ye YÖK bile az geldi, tüm yetkiler Cumhurbaşkanı’nda toplandı."

Yusuf DEMİR
Güncellenme: 13:21, 09/01/2021
Prof. Dr. Şevket Pamuk: ‘YÖK’ü kaldıracağız’ dediler, YÖK bile az geldi

AKP milletvekili aday adayı Melih Bulu'nun, Cumhurbaşkanı tarafından Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü'ne atanması yoğun tepkilere neden oldu.

Öğrenciler günlerdir polis ablukasında atamayı protesto ediyor. Öğretim üyeleri çok tedirgin… Rektörlük binası önünde ilk günden bu yana tepkilerini bir şekilde gösteriyorlar.

Boğaziçi Üniversitesi'nin duayen hocalarından Prof. Dr. Şevket Pamuk bu hassas dönemde SÖZCÜ'ye konuştu. Prof. Dr. Pamuk, 50 yıllık tarihe sahip Boğaziçi Üniversitesi'nde 25 yıldan fazla öğretim üyeliği, yöneticilik ve senato üyeliği yapmış, kurumu en iyi tanıyan bir isim olarak hem düşüncelerini, hem duygularını SÖZCÜ'ye anlattı.

“ATANAN İSİM SÜRPRİZ OLDU”

Öncelikle atamanın ardından içerde neler oluyor, öğrencilerin, öğretim üyelerinin ruh hali nasıl?
Bunlar beklenmedik gelişmeler. Öğretim üyeleri arasında, var olan, 4 sene önce atanan rektörün Cumhurbaşkanı tarafından tekrar atanacağı gibi bir izlenim vardı. Onun için de bir girişim, hazırlık yapılmadı. Sonra birden bire bu haber geldi. Sürpriz oldu.

Şimdi hızlı bir, alışma, tepki gösterme ve arayış dönemi yaşanıyor… Nasıl yapalım, ne yapalım şeklinde zoom üzerinden toplantılar yapılıyor. Benim birimimde de mezunlar ve öğrenciler bir toplantı yaptık. Öğrencilerle konuştum. Onlar da çok tedirgin.

“DEMOKRASİLERDE ÜNİVERSİTELER ÖZERKTİR”

Üniversiteler neden özerk olmalı?
Üniversiteler liselerden farklı. Yükseköğretimde tek tip bilgi kabul görmüyor. Üniversiteler yeni düşünceler yeni bilimsel bulgular elde eden ve bunları toplumun hizmetine sunan kurumlar. Onun için hem eğitim öğretim açısından hem araştırma açısından üniversitenin içinde farklı düşüncelerin birlikte olması gerekiyor.

Ve bunun için de yukarıdan siyasi iktidar ya da bir idarenin, “Şunları yapacaksınız” şeklinde baskısının olmaması, üniversitede bilimsel idari özerklik ve manevra alanı olması şart.
Özerklik dediğiniz şey işte buradan kaynaklanıyor. Siyasi rejimin demokratik olduğu ülkelerde üniversiteler özerktir.

“1983'TE BENZER BİR MÜDAHALE OLMUŞTU İSTİFA ETTİM”

Son yaşadığımız atama yeni bir şey değil aslında… Birçok üniversitede bu yaşandı…
Haklısınız bu ilk değil. Türkiye’de üniversitelerin kurumsal özerkliği olması meselesi fikri bir türlü kök salmamıştır. Ben tüm yaşamım boyunca bunları gördüm yaşadım. 1980'lerde YÖK kurulduğu zaman yine böyle bir müdahale olmuştu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde, Mülkiye'de ekonomi hocasıydım. YÖK geldi. 1402 ile çok sayıda üniversite öğretim üyesi ve binlerce öğretmen askeri rejim sırasında görevlerinden alındı. O dönemde ben görevden alınmadım ama artık bu üniversitede olmaz diyerek istifa ettim. Sonra yurtdışına gittim. 1994'te 11 yıl aradan sonra Boğaziçi Üniversitesi'ne geri döndüm.

“YÖK'ÜN SAĞLADIĞI KONTROL MEKANİZMALARI HOŞLARINA GİDİYOR”

Siz bunun bireysel mücadelesini vermişsiniz yani…
Siyasi otoritenin Türkiye'de üniversitelere müdahalesi sürecinde 1981 yılında YÖK'ün kurulması ayrı bir aşama… Ülkemizde 40 senedir her muhalefet partisi, “Biz iktidara geldiğimizde YÖK'ü kaldıracağız” der. Sonra iktidara geldikten sonra YÖK'ün sağladığı denetleme, kontrol mekanizmaları çok hoşlarına gider. Ondan vazgeçemezler.

“AKP'YE YÖK BİLE AZ GELDİ”

AKP de böyle oldu. AKP ilk kurulduğunda, “Biz YÖK'ü kaldıracağız” vaadinde bulundu. Ondan sonra iktidara gelince önce kullandılar, sonra YÖK bile az geldi. Son dönemde “Başkanlık Rejimi” ile birlikte, rektörlerin belirlenmesi sürecinde YÖK'ün işlevleri giderek azaltıldı. Tüm yetkiler Cumhurbaşkanı'nda toplandı sonuç olarak…

Ve son dönemde biliyoruz Cumhurbaşkanlığı, AKP'de siyaset yapmış, yapmaya teşebbüs etmiş, başarılı başarısız siyasetçileri üniversitelere rektör olarak atıyor. Boğaziçi Üniversitesi'ne yapılan atama da bunlardan biri oldu. Rektör olarak atanan kişi esas olarak AKP'de siyaset yapan bir kişi…

“DIŞARDAN REKTÖR ATAMAKLA DAHA İYİ OLAMAZ”

Boğaziçi bugüne kadar doğru mu yönetiliyordu, şimdi yeni rektörle kötüye mi gidecek?
Son dönemde zaten müdahale olmuştu. Uluslararası sıralamalara bakalım. Türkiye'de kamu üniversiteleri arasında Boğaziçi Üniversitesi en yukardaki birkaç üniversiteden bir tanesi çıkıyor.
Daha iyi olabilir mi, tabi daha iyi olabilir. Ama bu dışarıdan birisini atamakla olacak bir şey değil.
Yönetim “Biz bunu daha iyi biliriz” diyerek kararları kendi vermeye başlayabilir. Bu şimdiye kadar özveriyle çalışmakta olan, yönetime katkıda bulunan hocaları soğutacaktır. Bu motivasyon kaybı olacaktır.

“EN KAYGI VERİCİ OLAN LİYAKATSİZ ÖĞRETİM ÜYESİ ATANMASIDIR”

En büyük kaygılardan biri, başka üniversitelerde AKP'li siyasilerin rektörlük yaptığı başka üniversitelerde görülen şey; AKP'ye yakın veya AKP'de siyaset yapmış kişilerin üniversiteye öğretim üyesi olarak atanması. Bu üniversiteye yapılacak en kötü şeylerden biridir. Tarifi mümkün değil. Bu en kötü şey.. Siz bir bölüme bir iki kişi, hiç liyakat bakımından yeri olmayan kişileri getirip koyarsanız, ondan sonra o bölümde her şey bozulur.

Bunun sonucu sadece liyakatli öğretim üyelerinin üniversiteden ayrılması değil, varolan öğretim üyelerinin motivasyonları da düşecektir. Kurumsal enerji kaybolacaktır.



“BOĞAZİÇİ'NİN ZOR YILLARI”

Boğaziçi Üniversitesi 50 yıllık bir üniversite… 1970 yılında Eski Robert Kolej Yüksekokul'un dönüştürülmesiyle kuruldu.. O zamandan beri kendini yönetti. Rektörler kendi içinden çıktı. Bir istisna var; 12 Eylül döneminde, dışarıdan bir rektör atandı. İTÜ'den bir profesör iki dönem 8 yıl Boğaziçi Üniversitesi'nde dışardan atanmış rektör olarak görev yaptı. O dönem Boğaziçi'nin zor yılları olarak bilinir. Büyük motivasyon kaybı olmuştur.

“ELİTİST DİYENERİ MEZUNİYET TÖRENİMİZE BEKLİYORUZ”

Bu süreçte, bazı kesimler, Boğaziçi Üniversitesi’ni “elitist “olmakla suçladı… Öyle mi gerçekten?
Hayır, burası zengin çocuklarının okuduğu, yüksek kesimin okuduğu bir okul kesinlikle değil. Kamu üniversiteleri ücretsiz veya ücretlerin çok cüzzi olduğu okullar. Onun için çok mütevazi aileler, zor koşullarda büyük fedakarlıklar yapıp çocukları iyi yetiştirebiliyorlarsa, o çocuklar geliyorlar. Elitist diyenler bizim mezuniyet törenlerine gelsinler çok isterim. Bütün Türkiye'yi orada görürsünüz..

Hocaların ise yaptığı bilimsel işte elit olması lazım. Hocalarımız hepsi iyi işinde iyi olmak zorunda…Ama siyasi düşünceleri çok farklı olabilir. Zaten bunlar pek konuşulmaz. Sizin iyi bir üniversite olma iddianız varsa, bilimsel olarak elit, bilimsel olarak yüksek bir kalite sınırı koymak zorundasınız. Başka türlü iyi üniversite olamazsınız. Ortalama olanlar da girsin derseniz olmaz. Dünyanın en iyi üniversitelerine “Bunlar elitist” diyebilir misiniz…

“GERİ DÖNÜLMEYECEK ZARARLAR OLUŞABİLİR”

Toplumun gözünde Boğaziçi'nin farklı bir algısı var. Belki bir başka üniversite olsa bu kadar tepki olmayacaktı. Neden?
Çok uzun yıllar, üzerinde özenilen, taş üzerine taş konulan, bir kurum burası. Ama bozması da, yıkması da çok kolay. Yani siz yaparken zor, yıkarken kolay bir şeyle karşı karşıyasınız. Onun için sanıyorum böyle tepki oluyor.
Dışardan gelen yönetim bir iki tane, çok zarar verecek uygulama yapsa, geri dönülmeyecek zararlar oluşabilir. Onun için burada çok hassas bir durum var. Bizim ülkemizde kurumları oluşturmak ve yaşatmak çok zor.
Boğaziçi Üniversitesi'nin iyileştirilecek yanları var. Mutlaka daha iyisi olabilir. Ama bazı işler yanlış giderse, bu varolan değerler de, bu değerli kurum da tahrip olur, ondan çok çekiniyorum.

ŞEVKET PAMUK KİMDİR?
1968'de Robert Lisesi'nden mezun oldu. Yale'de Ekonomi Lisansı aldı. Sırasıyla Ankara, Pennsylvania, Villanova, Princeton, ODTÜ, Michigan, Nothwestern, London School of Economics anda Political Science ve Boğaziçi üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı. Çok sayıda uluslararası birlikte yöneticilik üstlendi. Çok sayıda uluslararası ödüle layık görüldü. Boğaziçi Üniversitesi Akademik İşlerden Sorumlu Rektör Yardımcılığı görevini üstlendi. Osmanlı-Türkiye iktisat tarihi üzerine çeşitli dillerde pek çok makalesi ve kitabı yayımlandı. Osmanlı ekonomisi üzerine yazdığı ilk kitap olan Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme, 1820-1913 (1984) İngiltere'de de yayımlandı. Daha sonra tamamladığı Osmanlı İmparatorluğu'nda Paranın Tarihi (1999) başlıklı kitabı Türkiye'de, ABD'de ve İngiltere'de ödüller kazandı. Pamuk'un 2014 yılında Türkçe olarak yayınlanan son kitabı ise Sanayi Devriminden bu yana Türkiye'de iktisadi gelişmenin 200 yıllık serüveni üzerine odaklanıyor. Pamuk 1999 yılından bu yana Dünya İktisat Tarihi Derneği'nin Yönetim Kurulu üyesidir. 2003-05 döneminde Avrupa İktisat Tarihçileri Derneği'nin başkanlığına, 2012-14 dönemi için de Asya İktisat Tarihçileri Derneği başkanlığına seçildi. 2008-13 arasında Londra Ekonomi Okulu and Political Science'da öğretim üyeliği yaptı ve aynı kurumda ilk başkanı olarak Çağdaş Türkiye Çalışmaları Kürsüsünü yönetti. Pamuk Bilim Akademisi kurucu üyesi Türkiye ve Academia Europea (Avrupa Bilimler Akademisi) üyesidir. Avrupa iktisat tarihçileri tarafından yayımlanan European Review of Economic History dergisinin editörlüğünü yapıyor. Şevket Pamuk 1994 yılından üç yıl öncesine kadar Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü öğretim üyesi olarak görev yaptı. Bu görevi halen yarı zamanlı sürdürüyor.

 

Yayınlanma Tarihi:12:28,