Prof. Ercan anlattı: Deprem afete nasıl dönüşür?

17 Ağustos 1999’da merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde meydana gelen 7,5 büyüklüğündeki depremin 22’nci yıldönümünde Jeofizik Yüksek Mühendisi ve Deprem Bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, depremin afete nasıl dönüştüğünü SÖZCÜ’ye açıkladı.

Prof. Ercan anlattı: Deprem afete nasıl dönüşür?

Depremin güneşin doğması, kışın gelmesi gibi doğal bir olay olduğunu söyleyen Prof. Övgün Ahmet Ercan, “Deprem yerde biriken gerginliğin birdenbire boşalmasıdır. Boşalma sarsım, ısı, ışın üreterek gerçekleşir. Depremin boşalttığı gerginliğin ölçüsüne büyüklük(M), yüzeyde yaptığı değişiklik ile yıkıma depremin gücü(şiddet) ya da yıkım gücü denir” dedi.

DEPREMLERİN GÖREVLERİ

Doğada her olgu ile olayın, Yer'in gelişmesi ile evriminde bir katkısı olduğunu da sözlerine ekleyen Ercan depremlerin görevlerini şöyle sıraladı:

* Yeri kırarak, gözenek ile geçirgenliği arttırıp, yeraltı su yataklarının oluşmasını sağlar.
* Kaynak, pınar sularını oluşturur.
* Dağlar, koyaklar(vadiler) ile ovaları oluşturur.
* Toprağı belleyerek soluk almasını, karışmasını, tarım veriminin artmasını sağlar.
* Toprak ıslaklığının artmasına ortamın ormanlaşmasına sağlar.
* Kırık kuşakları ile çukurluklarda ırmakların oluşmasına, sulamaya yardımcı olur.
* Göller, boğazları, geçitleri oluşturur.
* Yeraltı üngürleri (mağaraları), yeraltı su göllerini, obrukları oluşturur.
* Kaplıca, ılıca, sıcaksu ile kızıkları(jeotermalleri), seraları, yerden ısınmayı sağlar.
* Tözlerin(madenlerin) oluşmasını sağlar.

DEPREMLERİ İNSANLAR KIRANA DÖNÜŞTÜRÜR

Depremlerin yararlarını saymakla bitmeyeceğini de sözlerine ekleyen Övgün Ahmet Ercan, “Depremlerin yararlarını saymakla bitmez. Ne var ki, bunları bilmeden depremin yarattığı sarsıntı dalgalarının yaptığı yıkım ile onun sonucu oluşan yaralanma ile ölümlere bakarak depremlere bir kıran(afet), bir öcü gibi bakılır. Depremleri kırana dönüştürenler kişioğludur. Bunlar, 1. Geçmişten esinlenmemek, 2. Eğitimsizlik, 3. Bilimsizlik(Kırığın işleyişi, yerleşimlerin konumu, yer-yapı niteliği) 4. Yazgıcılık(kadercilik-dini inanç), 5. Nüfus artışı, 6. Yoksulluk, 7. Çıkarcılık ve 8. Yönetim-Siyasiler olarak sayabiliriz” diye konuştu.

GEÇMİŞTEN ESİNLENMEMEK

Depremin bir yasası olduğunu söyleyen Ercan şöyle devam etti:
“Bu yasa, ‘Eğer bir bölgede deprem olmuşsa gelecekte de en az o büyüklükte bir deprem görecektir' şeklinde. Buradan kalkarak, deprem olacak yerlerin jeofizik haritalarından, ayrıca çıkarttığım il, ilçe, bucak deprem çekince haritam kullanılarak deprem çekincesi olan yerleşim alanları seçilir. O kentte beklenen en büyük deprem ile deprem yaratacak kırık(lar) bellidir. O kentlerde depremin en çok yıkım yaptığı yerlere yerleşilmez.

Eğitimsizlik: Yapının maliyeti vardır, ancak yitirilen canın maliyeti ölçülemez. Bilinmesi gerek, yer-yapı durumu, deprem gelemden alınacak önlemeler, deprem sırasında, göçük altında, kurtulunca yapılacaklar ile davranışlar. Deprem alıştırmaları. Deprem konusunda bilgilenme okumaları yapılmalıdır.

Bilimsizlik(Kırığın işleyişi, yerleşimlerin konumu, yer-yapı niteliği): Kırığın türü, işleyişi, boşalma süresi, deprem odağı derinliği ile sizin uzaklığınız, olduğunuz yer ile yapının davranış özellikleri etkiler. Deprem bölgesinde alan kullanımı, hangi semtlerde, ne tür yapılarda yıkıcı olduğu bilinmelidir. Deprem olmadan önce, sağlam yerde sağlam yapılma yöntemlerine uyulmalıdır.”

YAZGICILIK (KADERCİLİK-DİNİ İNANÇ)

Diğer faktörleri de irdeleyen Prof. Ercan, “Dini inançlar şunu vurgular: ‘Kimse Tanrıca önceden belirlenen süreden ne bir dakika uzun, ne de bir kısa süre yaşar. Herkesin başına gelenler yazgısıdır, bunun dışına çıkılamaz.' Dinsel olarak buna inanan kişi depremde ölümü önceden kabullenir. Ölümünün kötü yerde, kötü yapıda oturmuş olmasına değil, Tanrıya bağlar. Başına gelenlerin işlenen suçlar olduğunu, ölümünün ise cezalandırma olduğuna inanır. Gerçek yaşamın burası değil, öldükten sonra başlayacak yaşam olduğuna inanır. Bu akıl, bilim dışı anlayış kişi ölümlerinin önüne geçmeyi engeller. Önlemler alınmadığından sarsıntı da kırana dönüşür” ifadelerini kullandı.

NÜFUS ARTIŞI

Türklerin yüzde 22,8'i 0-14 yaşında çocuk, yüzde 67,7'si 14-64 yaş arası yetişkin, yüzde 9,5'dan çoğu 65 yaş üzeri olduğunu belirten Ercan, “Birim alana düşen kişi sayısı arttıkça deprem ölümleri artar. Türkiye'de km kareye düşen ortalama kişi oranı 110 kişi, İstanbul'da 3 bin, Kocaeli 553, İzmir 336, Yalova 326, Erzincan 20, Tunceli 11, Konya 58 kişidir. Dolayısıyla, aynı büyüklükteki Anadolu'da olan deprem İstanbul'da 300 kat daha ölümcül olur. 553 kişi yoğunluklu depremde Gölcük'te 1999 M7,5'da 17 bin 800 kişi öldürdüyse, İstanbul'da aynı koşullarda 6 kat daha ölümcül olması beklenir. Köylerde yaşayanların oranı yüzde 7,2'ye düşerken, kentin çarpık yerlerine yerleşenlerin oranı yüzde 93'ü bulmuştur. Nüfus artış hızı ise 2019'a dek yüzde 1,39 iken 2020'de yüzde 0,55'e düşmüş. Her yıl ortalama 500 bin kişi artmaktadır. Kırsal kesimden gelenler genelde birinci önemde deprem bölgeleri olan; İstanbul, İzmir, Yalova, Kocaeli, Yalova, Adapazarı'na yerleşmektedirler. Bu göçenler yoksul, bilgiden yoksun, yazgıcı, çaresiz kesimlerdir. Bu durum da depremin kırana dönüşmesine başlıca etkendir” dedi.

YOKSULLUK

“TÜİK verilerine göre 2020'de evgil(aile) başına aylık gelir 5 bin 833 TL, kişi başına aylık ortalama gelir 2 bin 750 TL'dir” diyen Prof. Ercan şöyle sürdürdü:
“Yoksul kişiler, sağlam yerde, sağlam yapıda oturamazlar. Buradaki evlerin kirası 3 ile 5 bin üzerinedir. Oysa emekli aylığı bin 600 TL, yüzde 49'unun aylık geliri ise 3 bin 100 TL'dir. 2020 yılına göre Türkiye'de kişi başına ulusal gelirden aldığı pay 8 bin 500 dolardır (Yaklaşık olarak 72 bin 250 TL/yıl, 6 bin 20 TL/ay.) Oysa bu gelir eşit dağılmamaktadır. Türkiye'de bir kişinin depremden korunması için gereken en az aylık 24 bin 500 TL/ay'dır.(2 bin 882 dolar/ay). Bu durumda Türkiye'de deprem güvenliği olan kişi oranı yüzde 2 dolayındadır. Türkiye'de toplam gelirin yüzde 6,2'sini en alt yüzde 20, üst yüzde 20 ise yüzde 47,2'sini alıyor. Yoksulluğu belirten Gini katsayısı 0,397'dir(0- eşitlikçi, 1- eşitsiz). Kişi başına yoksulluk sınırı 7, 116 TL'dir. Yüzde 14,7 si yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır, yoksulluk oranı ise yüzde 21,2'dir ki bunların deprem güvencesi yoktur.

Depremlerin yıkım eşik değerleri de ulusal gelirden aldıkları paya göre değişmektedir. Ulusal gelir arttıkça, depremde ölüm sayıları düşmektedir. 2020 verilerine göre; Ermenistan (4 bin 300 dolar, >M4.0), İran (5 bin 800 dolar, >M4,5), Türkiye (7 bin 714 dolar M5,7), Rusya (10 bin dolar, M5,8), Yunanistan (18 bin 200 dolar, M6,3), İtalya (30 bin dolar M6,5), Japonya (39 bin dolar M7,3), İsrail (41 bin 560 dolar, M7,3), ABD (63 bin dolar, M7,5). Demek ki yoksulluktan kurtulmadıkça, depremlerin kıyıcı olmasından kurtulma olasılığı yoktur.”

ÇIKARCILIK VE YÖNETİM-SİYASİLER

Karşılığını alsa bile yapımcıların kötü gereç kullanarak, belediyeye verdikleri tasarımla, uygulamanın ters düşmesi aşırı kazanç beklentisinin buna neden olduğunu söyleyen Deprem Bilimci, “Ayrıca, ‘her yere yapı dikilebilir' söyleminden kalkıp, depreme çok duyarlı ırmakların çatalağızlarına, doldurulan bataklıklara, oynak, duraysız, sulak tarım alanlarına yeni yerleşimler geliştirilmektedir. Bu durum tarım alanlarını yok ettiği gibi, besinde dışa bağımlılığı arttırırken, yoksulluğu da kamçılamaktadır.

Yönetim-Siyasilere gelince: Kötü yerlerde kötü yerleşimleri önlemeyen belediye başkanları ile üst yöneticilerdir. İmar Barışı son günlerde deprem ölümlerini arttıracak en büyük rüşvet tabanlı gelirdir. Ne yazık ki bunun bedelini barışan kişilerle, Türk halkı canıyla, malıyla ödeyecektir. 1999'dan beri toplanan deprem vergilerinin bu yolda kullanılmaması başlıca sorgulanması gereken konudur” diye konuştu.

İstanbul depremi için tarih verip uyardı: Bu ilçelerde oturanlar dikkat! İlginizi Çekebilir İstanbul depremi için tarih verip uyardı: Bu ilçelerde oturanlar dikkat!