Büyük tehlike kapımızda

Sevgili okurlarım, istisnasız bütün dünya adına korona, ya da Covid-19 denilen bela ile mücadele etmeye çalışıyor.

Zengin ülkeler doğal olarak daha başarılı, fakirler bu salgının ağırlığı altında eziliyor ama sesleri fazla duyulmuyor.

Bela şimdi yeniden kapımızda.

Alınan önlemler yetmiyor.

Bizim hükümet geçtiğimiz aylarda çok önemli bir karar almıştı. Bu karar kamuoyunda hemen hiç tartışılmadı.

Özellikle Rus ve Ukraynalı turistlere kapılarımızı açtık.

Hiçbir denetim olmadan.

Pasaportunu cebine koyan herkes elini kolunu sallayarak deniz ve güneş için Türkiye'ye geliyor.

Bu sezon şimdiden milyonlarcası geldi bile.

Bundan sonra da gelmeyi sürdürecekler.

Hiçbir denetim zaten yoktu, bundan sonra da olmayacak.

★★★

Salgın Antalya ve Akdeniz'de hızla yayılıyor…

Bizimkiler bu gerçeği istedikleri kadar gizlemeye kalkışsın, durum ne yazık ki böyle.

Yöredeki hastanelerle birlikte yoğun bakımlar da tıklım tıklım dolu.

Hastalığı kapanlar acele tarafından ülkelerine gönderiliyor ama her şey iş işten geçtikten sonra oluyor.

★★★

Hükümet, daha doğrusu Saray bu kararı niçin aldı?

Kapıları niçin açtı?

Turizm sektörü kanlansın ve canlansın diye.

Turistler özellikle Rusya ve Ukrayna'dan kafileler halinde gelecek ve bizi paraya boğacaktı. Hesap buydu.

Gerçekten de geldiler.

Turizm sektörü bu yaz iyi para kazandı. Sezon sonuna kadar da kazanmayı sürdürecek.

Özellikle Kemer yöresindeki bazı süper lüks otellerin sahibi olan bizim Turizm Bakanı çok memnun!

Aldırdığı kararlar parasal açıdan ona da çok yaradı.

★★★

Rusya ve Ukrayna'dan son birkaç hafta içerisinde Türkiye'ye gelen turistler şimdi çok memnun.

Bir yanda denizin ve güneşin keyfini yaşıyorlar ama madalyonun öbür tarafında başka bir gerçek var.

Kendi ülkelerinde salgın olanca hızıyla sürüyor…

Ve şimdi o salgını, virüsü Türkiye'de yayıyorlar…

Gidecekler, yerlerine yenileri gelecek. Kısır döngü çalışıp duracak.

Peki biz ne yaptık?

İnsanlarımızın canını bazı sektörleri ekonomik çıkmazdan kurtarma pahasına tehlikeye soktuk.

Korkarım, bu ihalenin sonunda kazançlı çıkan korona salgını olacak.

★★★

Sevgili okurlarım, iş sadece bu kadarla bitse yine iyi…

Türkiye'nin dört bir yanında hastaneler tıklım tıklım dolu.

Gece gündüz iktidar borazanlığı yapan yandaş televizyon kanalları ve gazeteler bile artık bu tehlikeyi görmezden gelemiyor.

İl sağlık müdürleri, devlet hastanelerinin başhekimleri ve sorumluları dahil herkes vatandaşlara aynı çağrıda bulunuyor:

“Yoğun bakım yataklarımız dolu. Mecbur kalmadıkça hastanelere gelmeyin. Ameliyatlarımız ertelenmiştir.”

★★★

Her yer, kafeler, restoranlar, akla gelen her yer açıldı!..

Üzerimizde artık hiçbir kısıtlama yok.

Pek çok ülke kapandı ama biz inadına açıldık.

Kapanma istemek hoş bir şey değildir de bana öyle geliyor ki toplum olarak epeyce rehavete kapıldık.

Ceplerimizde buruşuk maskelerle dolanıp duruyoruz!

★★★

Sağlık Bakanlığı tarafından her gün açıklanan resmi korona ölüm rakamları tehlikenin kapımızı nasıl çaldığının bir numaralı göstergesi.

Her gün 250'ye yakın insanımız bu salgın nedeniyle can veriyor.

Oysa bu rakam (eğer üzerinde oynama yapılmıyor idiyse) birkaç hafta öncesine kadar 30-40 dolaylarında idi.

Bu anormal artışın nasıl patladığını bilen yok. Açıklama yapan herhangi bir sorumlu kuruluş da yok!

★★★

6 Eylül'de okullar açılacak…

Ve istesek de istemesek de salgın giderek daha ciddi boyutlara ulaşacak.

Siz bakmayın her gün il il yayınladıkları renkli haritalara!

Onlar işin palavrası!..

Gerçekler bambaşka.

Büyük tehlike kapımızda.