Paraya pula büründü Vakıf diye göründü!

Büyük demedim, küçük demedim, önemsiz saymadım bu konuda son 20 gündür çıkan bütün gazete haberlerini kestim, sakladım. Tekrar okudum. Bazı cümlelerin altını çizdim.  Kendine ait bir varlığı olmadığını ve “yokluk ve hiçlik bilincine” ulaştığını anlatmak için şiirler yazan halk ozanı Yunus Emre'den özür dilerim. Beni bağışlasın. Şu başlığı buldum.

Paraya pula büründü.

Vakıf diye göründü.

TÜGVA (Türkiye Gençlik Vakfı) Cumhurbaşkanı'nın oğlu da kurucular arasında başrolü oynamış. O yönetiyor.

01 Adana.

Adana'dan başlayalım.

TÜGVA Adana şubesine il başkanı yapıldı. Kısa süre il başkanı oldu ve Cumhuriyet Savcılığı'na atandı. Yerine yeni başkan geldi. Bir süre başkanlık yaptı. O da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na daire başkanı oldu. O daire başkanı olunca yerine bir yeni başkan atandı. Bir süre oyalandı ve o da Adalet Bakanlığı'na müşavir oldu.

Adana böyle…

Kastamonu'ya gelelim.

Kastamonu Belediyesi'ni AKP'li Belediye Başkanı Tahsin Babaş yönetirken; 2015 ve 2017 yıllarında 5.700 metrekare arsa üzerine yapılmakta olan bir binayı 25 yıllığına ve baştan aşağı çok lüks yenilemesi yapılan 3 katlı konağı 10 yıllığına ve yine mülkiyeti belediyeye ait çadır kafeyi de 10 yıllığına TÜGVA'ya “bedelsiz olarak” tahsis etti. AKP'li İçişleri Bakanlığı da bu uzun süreli bedelsiz tahsislere hemen onay verdi.

★★★

81 ilde.

570 ilçede.

Binaları, bahçeleri…

Yurtları, salonları…

Malları, mülkleri var.

Hepsi ya devlet kurumlarından, bakanlıklardan ya da AKP'li belediyelerden tahsis edilmiş, bağışlanmış, sahiplendirilmiş mülkler. TÜGVA, 8 yılda 81 ilde ve 570 ilçede “gençlik merkezleri” kurdu. 8 yıl içinde devlet kurumlarından, devlet şirketlerinden, bakanlıklardan, belediyelerden ne kadar “mal-mülk-bağış-sponsorluk ve harcama desteği” aldığı açıklanmıyor. TÜGVA kendi internet sayfasına koyduğu bilgilere göre: Milli Eğitim Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, TİKA, Yurtdışı Türkler Başkanlığı TÜGVA'nın baş ortakları, destekçileri arasında yer almışlar. Yine devlet şirketlerinden THY, Türk Telekom, Halkbank, Ziraat Katlım Bankası TÜGVA'nın sponsorları olup yapılan bir harcamaya para desteği sunmuşlar. TÜGVA kurulduktan üç yıl sonra 2016 yılında “vergi muafiyeti” getirildi. Vergi de vermezler arasına alındı. Meclis'te milletvekillerinin soru önergeleri ile dile getirdikleri bilgilere göre başta TÜGVA olmak üzere TÜRGEV, KADEM, ÖNDER, Ensar, İlim Yayma, Aziz Mahmut Hüdayi,  Birlik Vakfı, Darul Funun İlahiyat, İstanbul Enderun, Önder İmam Hatipliler gibi vakıflara son 10 yıl içinde 22 milyar 400 milyon TL tutarında kamu kaynağı aktarıldı. Bu para 100 üniversitenin bütçesinden daha fazla.

Kayırmayla büyüdüler.

Kollamayla serpildiler.

Yeni paralel oldular.

★★★

İstanbul'a gelelim.

İstanbul Belediyesi AKP'li başkanlar elinde yönetilirken, son Atatürkçü, son Kemalist Çelik Gülersoy'un halkın parası saydığı Turing Kurumu geliriyle ve “halkın parası yine halka dönsün” anlayışıyla onardığı, Büyükada İskele binasının üst katını TÜGVA'ya tahsis etti. TÜGVA da orayı “kına gecesi düzenleyen” başka bir kâr amaçlı işletmeciye kiraya verdi. Yeni seçilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi yönetimi, TÜGVA'dan belediye binasını geri almak istedi.

Yasal yollar denendi.

Mümkün olmadı.

TÜGVA binayı vermedi.

81 ilde sabah namazında gençleri toplayıp camilere gittiler ve cami içinden İstanbul Belediyesi yeni yönetimine karşı açıklamalar yaptılar. Böylelikle bir yazarın tespit ettiği gibi “TÜGVA'nın faaliyet gösterdiği binalar ile camiler aynı kutsal mekanlardır” demiş oldular.

★★★

Yine İstanbul'da kalalım.

İstanbul Bayrampaşa'da.

Belediye yönetimi AKP'li başkanın elindeyken; belediye kasasından her ay 44.000 TL aktararak (yılda 538 bin TL eder) kiralanmış bir binayı TÜRGEV'e “al sen bunu kullan” diye verdiler. Bayrampaşa Belediyesi'nin CHP Meclis üyesi Atilla Özen de “kimse bu yurdun ne yaptığını bilmiyor…” diye açıklama yapınca binada asılı TÜGVA tabelası kalktı yerine otel tabelası konuldu.

TÜGVA idi…

Otel oldu…

Ne gizleniyor?

İstanbul'da dahası var: İstanbul Belediyesi iktidar partisi AKP yönetiminde iken TÜGVA'nın yönetici kadrosunun belediyeden maaşa bağlandığı ortaya çıktı. Belgelere göre, TÜGVA'nın şimdiki başkanı Enes Eminoğlu, 2015 yılında Belediye İmar Müdürlüğü'nde işe alındı. Aylık 12.600 TL maaş, 730 TL sosyal yardım, 6.000 TL yönetici tazminatı, üç ayda bir 6.000 TL yönetici ikramiyesi, üç ayda bir de 12.600 ikramiye aldı. Eski TÜGVA Genel Merkez Müdürü Salih Çil ise İBB'de 2011 işe başlatıldı. İSPER adlı belediye şirketinde genel müdür oldu. Altına makam aracı verildi. Özel sağlık sigortası ve telefon gideri belediye şirketinin kasasından karşılandı ve aylık 14.450 TL maaş, 5.890 TL huzur hakkı, 729 TL tazminat 5.690 TL yönetici tazminatı ikramiyesi, üç ayda bir 14.450 TL ikramiye, 597 TL yemek yardımı aldı.

Çok örnek var.

Birini daha yazayım.

TÜGVA eski Yurtlar Sorumlusu M. Übeydullah Hocagil, yine belediye şirketi İSPER'de 2015 yılında işe yerleştirildi. Aylık 10.500 TL maaş, 729 TL sosyal yardım, 3.780 TL yönetici tazminatı, üç ayda bir 3.780 TL yönetici tazminatı ikramiyesi, üç ayda bir 10.500 TL ikramiye, 597 TL yemek yardımı aldı.

Ala ala beslendiler.

İstanbul Belediyesi AKP'nin elinden gidince bunlar yeni yönetimce ortaya çıkartıldı. Diğer AKP'li belediyelerde kimin ne kadar maaşla kaç yıl çalıştığını, işe gelerek mi maaş aldıklarını yoksa bankamatik maaşlısı mı olduklarını toplum henüz bilmiyor.

★★★

Bir de bir belge sızdı.

Eskiden TÜGVA'nın üst yönetiminde bulunmuş Tamer Ersoy bu belgelerin doğru olduğunu açıklayıp savcıları göreve çağırdı. Hiçbir savcı henüz çıkmadı. Belgelerdeki iddialara göre TÜGVA, kaymakamlıklara, orduya, yargıya, polise yapılacak atamalar için isim listeleri önermiş, göndermiş, telkin etmiş. Yani Fetullah'ın FETÖ olmadan önceki hali şu anda Türkiye'de yaşanıyor.

Bir belge daha çıktı.

Bakanlıklar TÜGVA, Ensar, Birlik Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, İmam Hatip Mezunları Derneği ve bilenen diğerleriyle “yüzlerce protokol” imzalamışlar. Ancak bunlar halktan gizleniyor. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı Ensar vakfı ile bir protokol yapmış. Emekli Yargıtay Üyesi Ali Suat Ertosun da ülke sevgisinden ve hak, adalet, hukuka olan yüksek saygısından ötürü Milli Eğitim Bakanlığı'nı mahkemeye vermişti. 4 yıldır uğraşıyor ama Milli Eğitim Bakanlığı o protokolün metnini mahkemeye göndermiyor. Yine Milli Eğitim Bakanlığı, TÜGVA ile bir protokol imzalamış ve “orta okul ile liselerde Medeniyet ve Düşünce Kulübü” kurulmasını TÜGVA'ya bırakmış. Okullarda 1 milyondan fazla öğretmenimiz var. Böyle bir kulübe ihtiyaç varsa Bakanlık bunu niçin TÜGVA'ya bırakıyor. Ne ödeniyor. Burada medeniyet ve düşünce adına ne öğretiliyor. Eğitim Sen, bunun durdurulması için Danıştay'da dava açtı ve imam hatip okulları hariç tüm okullarda yürütmeyi durdurma kararı çıktı. Fakat yeni Milli Eğitim Bakanı ile yardımcısı yürütmeyi durdurma kararına karşı harekete geçtiler. Milli Eğitim Bakanlığı, Ensar Vakfı'na devlet okulları içinde “ana okulu açma” protokolü yapmış. Her türlü masrafı Bakanlık (yani devlet) karşılıyor, gelirini Ensar Vakfı alıyor.

Para pula büründü.

Vakıf diye göründü.

Orduya, polise…

Yargıya, devlete…

Adam sızdırıyor.

Fetullah modeli.

★★★

Prof. Dr. Esengül Balcı, doktorasını eğitim-öğretim üzerine yaptı. Başarılı, başarısız eğitim sistemlerini kıyaslayan bilimsel çalışmalara imza attı. Bizim eğitim sistemimizde tarikatların etkisini inceledi. “Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği” başlıklı araştırmasını yayınlayınca ders verdiği üniversitenin rektörlüğü; “araştırmayı hangi amaçla, kimlerle ve izin almadan” yaptığı gerekçesiyle Balcı hakkında soruşturma başlattı. O da üniversiteyi bıraktı ama araştırmalarına devam ediyor. Son durumu şu sözlerle özetledi: “15 Temmuz'da Genelkurmay Başkanı olan şimdiki Milli Savunma Bakanı'nın boynuna palaskayı kim geçirdi? Yaveri… Yaver, emir alması gereken amirini öldürmeye çalıştı. Peki, bu yaver emri kimden aldı? İlkokul mezunu bile olduğu şüpheli ağlak bir vaizden. Yarın “Darül Harp” yani İslam dışı devlet (gavur memleketi) gördükleri Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı bu tarikatlardan herhangi birinin şeyhi aynı emri verebilir. Devletin kritik kurumlarına yerleştirdikleri insanlar amirinin emrini mi dinler, yoksa şeyhin emrini mi? Olay bu kadar nettir aslında.”

Loading...