Ruhat Mengi
Ruhat Mengi

Yurt sorunu, kız öğrencilerde okula gitme oranını düşürebilir

Gelecek Partisi Genel Başkanı Sayın Ahmet Davutoğlu, SÖZCÜ’ye konuştu.

Davutoğlu, son günlerde tartışılan gençlerin yurt sorunu hakkında şu açıklamayı yaptı: Vatandaşlar kızı okulu kazandığı halde güvendiği devlet yurdunda yer olmadığı için göndermeyeceğini söylüyor…

Bugün konuğum; Ak Parti'de Dışişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı, daha sonra 2014-2016 yılları arasında Başbakan ve 2. Genel Başkan olarak görev yapmış olan, Gelecek Partisi Kurucu Genel Başkanı Sayın Ahmet Davutoğlu…

 Sayın Davutoğlu, bugün ülkemizin en önemli sorunlarının başında halkın geçim sıkıntısı, zamlar ve özellikle ev kiralarının aşırı artması geliyor. Vatandaş fahiş kiraları ödeyemiyor, üniversite öğrencileri kalacak yurt ve ev bulamayıp “Barınamıyoruz” hareketi başlattılar ve parklarda yatıyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” isimli bir kitap yazdı ve “Biz göreve geldiğimizde üniversite öğrencilerinin aldığı burs 45 Lira'ydı, şu anda 650 Lira” dedi. 20 yıl öncenin 45 TL'sinden söz edilmekte. İlk sorum; kitabın adı için ne düşünüyorsunuz, daha adil bir Türkiye bundan daha önce olabilir miydi, neden olmadı?

Bazı kavramlar vardır ki söylemsel değerinden çok eylemsel değeri önemlidir. Bir kavramı kitap başlığı olarak zikretmekle o kavramın gereğini yapmış olmazsınız. Mesela adalet böyledir, ahlak böyledir, erdem böyledir, adaletten bahsetmek değil adaletli olmak gerekir. Ben Başbakanlığı bıraktıktan sonra gençlerle sohbet ettiğim “Duruş” diye bir kitap yazdım. Orada da şunu söyledim; ahlakçı olmamak lazım, ahlaklı olmak lazım. Ahlakçı her gün ahlaktan bahseder ama ahlak ancak eylemle ortaya konan bir şeydir. Adalet kitap başlığı olmak için değildir, uygulamak içindir. Siz hiç adaletten söz etmeseniz bile adil bir insansanız herkes fark eder ama her gün adaletten bahseden birisi adaleti eylemlerine yansıtmazsa bunun bir değeri yoktur. Cumhurbaşkanı'nı dinlerken bu kitabı bütün dünya liderlerine dağıtacağını söyleyince üzüldüm. Çünkü o anda Türkiye'nin adalet, hukuk kriterleri açısından, özgürlük kriterleri açısından herhangi bir uluslararası kuruluşun sıralamasına baksa o liderler, görürler ki Türkiye'de bir adalet eksikliği var. Bütün Anadolu'yu dolaşıyorum, Türkiye'nin doğusunda batısında en çok şikayet edilen konulardan biri işsizlik ve ekonomik sorunlar, diğeri adaletsizlik ve hukuk sorunları. Şimdi, bir ülkede liderlik yapıyor olacaksınız ve ülkenin en fazla şikayet edilen konusu hukuksuzluk, adaletsizlik olacak, ondan sonra siz kitap yazacaksınız. Kitap yazarın kaleminden çıkmalı, birleri adına yazılmamalı. Adalet ancak eylemle ortaya konduğu zaman değer ifade eder, isim olarak zikredilip uygulamada görülmediği zaman duyanda bir burukluk oluşturur, maalesef tablo bu.

‘ÇİFTÇİNİN HALİ PERİŞAN'

Seçime daha en az bir yıl var gibi görünüyor, siz muhalefet partileri olarak halkın bu geçim sıkıntısı, kiralar ve öğrenciler konusunda seçime kadar ne yapabilirsiniz?

Sayın Cumhurbaşkanı eskiden birlikte çalıştığım birisi olarak, son dönemdeki demeçlerine, haline tavrına baktığımda şu anda mutlak anlamda bir uzlaşmazlık içindeyiz. Haline üzülüyorum. Çünkü Cumhurbaşkanı gerçeklikten kopmuş başka bir alemde yaşıyor. Bunun göstergelerinden biri Amerika'ya giderken “Çiftçi halinden memnun” diyor, şu anda hiçbir çiftçi halinden memnun değil, “tarım öldü” diyor, “hayvancılık öldü” diyor. Şeker pancar fiyatında yüzde 25'lik artış var, “Bu artış enflasyonun üstünde” diyor. Şeker pancarı üreten çiftçinin enflasyonu yüzde 19.25 değil, onlar araba veya makine almıyor, aldıkları gübre, yem, mazot, bunlarda enflasyon yüzde 150. Aynı şekilde öğrenci yurtları. Benim korkum ne biliyor musunuz; yurt eksikliği nedeniyle kız öğrencilerde okula gitme oranı düşebilir. Bir aile “erkek öğrenci başının çaresine bakar” diyebilir ama kızı için ancak güvenilir bir yurt varsa, hele de bir devlet yurdu varsa gider oraya teslim eder ama başka yere bırakamaz. Yanıma bir baba geldi, “devlet yurtlarında yer bulamadık, ev tutacak param yok, kızımı göndermeyeceğim” diyor. Son 15 günlük il ziyaretlerimin ana gündem maddesi yurt meselesiydi. Ama Cumhurbaşkanı tüm bu olaylardan kopuk, artık muhalefet etmekle çözülebilecek bir durum değil. Biz anlatıyoruz, tabloyu ortaya koyuyoruz ama öyle anlaşılıyor ki sadece bir yandaş kanal izliyor, çevresi de onun moralini diri tutabilmek için diğer açıklamalardan haberdar etmiyor, bunun başka izahı yok. 2015'te ben Başbakanken bir kere burslarda düzenleme yapabildim, 2015'te öğrenci kredisi 360 Lira'ymış, 153 Dolar yapıyor. Şimdi ise 650 Lira, 80 Dolar yapıyor. Cumhurbaşkanı artık gerçeklerden koptuğu için siyaset de üretemiyor, siyaseti sadece “algı oluşturma” olarak görüyor.

İŞSİZLİK, EKONOMİ VE ADALETSİZLİKTEN ŞİKAYET DORUKTA
Ahmet Davutoğlu, “Bütün Anadolu'yu dolaşıyorum. En çok şikayet edilen konular, işsizlik, ekonomi, adaletsizlik” dedi.

BAHÇELİ, ERDOĞAN'A ‘SEROK ERDOĞAN' DENDİĞİNDE NEDEN SİNİRLENMEDİ?

 Devlet Bahçeli sizin Diyarbakır'da yaptığınız konuşmayı sert eleştirdi, özellikle “Serok Ahmet” sözüyle ilgili hakaretler içeren bir açıklama yaptı, siz de sert cevaplar verdiniz. Diyarbakırlılara Kürtçe cevap vermiş, onların haklarının verilmesi gerektiğini vurgulamıştınız. Acaba Kürtçe konuşmaya gerek kalmadan Kürtlere ve Türklere birlikte hitap ederek Diyarbakır'ı kazanmak mümkün değil mi?

Bu tartışmalar bana hiç etki yapmaz. Ben Konya'nın Toros Dağları'nda doğmuş bir Türkmen çocuğuyum, Kimliğim konusunda hiçbir zaman gocunmadım ama bütün  vatandaşların kimliklerine saygı duydum. Birisi kendisini Kürt hissediyorsa, Zaza hissediyorsa, Boşnak hissediyorsa saygı duyarım, dillerin ise hepsine saygı duyarım. Bizim bütün insanlık birikimine saygı duymamız lazım, insanı sevmeyen kendi milletini sevemez, milliyetçilik de yapamaz. Kürt vatandaşlarımızın Kürtçe konuşma hakları da dahil her konuda demokratik bir ülkede ne hak tanınıyorsa o hakların verilmesini Başbakan'ken de savundum akademisyen olarak da savundum. Sayın Bahçeli “Serok Ahmet” ifadesini kullanarak Kürtçe'ye hakaret ediyor. Bir de şu çelişkisi var tabii, Erdoğan'a “Serok Erdoğan” dediklerinde sessiz kalıyor. Meselesi benimle, neden biliyor musunuz, bu tür uç noktaları en çok kullanan bunlardır, Kürt aşırıları için de, Türk aşırıları için de böyledir. Bunlar Kürtlerin sevdiği bir Türk'ü istemezler, Türklerin aşırısı da Türklerin sevdiği bir Kürt'ü istemez. İsterler ki Kürtler bir tarafa oy versin, Türkler bir tarafa oy versin.

‘Rus uçağını düşürdük' açıklaması

 Suriye olayında “Şam'da namaz kılınması” sözü size mal edildi, Rus uçağının düşürülmesinde “Emri ben verdim” sözünüz hala tartışılıyor. Ne diyorsunuz?

Şam'da namaz kılmak sözü Tayyip Erdoğan'a aittir, bunu daha önce söyledim. Uçak konusunu da yine birçok kez açıkladım; Türkiye sınırları mutlak olarak korunur. Bahsi geçen uçağın kimliği belli değil, Rus uçağı olduğu belli değil ve bizim hava sahamızı ihlal ediyor. Olay 11-12 saniyede oluyor, o anda kararı ben mi vereceğim, angajman kuralı diye bir şey var. O gün sabah 9.30'da Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar beni aradı ve ‘bir Rus uçağını düşürdük' dedi. Putin'e ben ve Sayın Erdoğan ayrı ayrı söyledik; bu sınırı geçmeyin, istenilmeyen bir olay olur dedik. Hava sahası bizim hava sahamız. ‘Hudut Namustur' deniyor ya, konu budur. Ben “Cumhurbaşkanı'na bilgi verin ama hemen açıklama yapmayın” dedim. Ama 15 dakika sonra Cumhurbaşkanı hemen “Bir Rus uçağını düşürdük” diye açıklama yaptı, o açıklama ile Ruslarla ilişkiler krize girdi. O günkü Güvenlik Toplantısı'nda Genelkurmay Başkanı “pilotla ilgili spekülasyonlar yapıldığını” söyledi. Ben de “Tetkik edin herhangi bir FETÖ irtibatı varsa cezai işlemi yapalım, yoksa ben TSK'yı sahipsiz bırakmam, çıkar “Talimatı Başbakan olarak ben verdim derim” dedim. Tetkik edilip FETÖ irtibatı yok dediklerinde de “Bunun sorumluluğu bana ait, talimatı ben verdim” dedim. Bu talimat o anda verilen talimat değil, kaldı ki o anda da duysam vurun derdim, Türkiye hava sahası yol geçen hanı değil.

4 bakanın Yüce Divan'a gitmesi konusunda anlaşmıştık, uymadı!

 Uzun yıllar Ak Parti'nin içindeydiniz. İlk kırılma noktanız 17-25 Aralık Yüce Divan Meclis yoklaması sırasında İngiltere'ye gitmeniz miydi, size başbakanlık teklif ederken “başkanlık sistemine karşı çıkmamanızı” istemişti, başkanlık sisteminin gündeme gelmesi miydi?

Ben hep parlamenter sistemi savundum ama o günlerde, Başbakan olduktan sonra başkanlık siteminin olabileceğini de söyledim, hatta komisyon kurdurdum. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine karşı çıktım çünkü o başkanlık değil, güçler birliğine dayanan otoriter bir başka modeldi. Ben şöyle gördüm; bir ülkeyi yönetiyorum artık, her konuya müdahale etmeliyim çünkü ben hesap vereceğim. Bunlardan biri “4 bakanın Yüce Divan'a gitmesi” meselesidir, orada beni üzen sadece Yüce Divan konusu değil, Sayın Cumhurbaşkanı ile mutabakat sağladıktan sonra bunun yapılmamış olmasıydı. Şunu da düzelteyim; Meclis oylaması sırasında İngiltere'de olmamın sebebi uluslararası seyahatlerin aylar öncesinden belirlenmesidir, yani ben o günü seçmedim o güne denk geldi. Orada bir görüş ayrılığı başladı ama esas 2015'te Şeffaflık Yasası'nı gündeme getirdiğimde, bütün bunları gördükten sonra şuna inandım; Türkiye'de ciddi bir sistem ve sisteme güven problemi var, İhale Yasası'nda, İmar Yasası'nda sıkıntılar var, şeffaflık konularında ve siyasi ahlakta sıkıntılar var, bunları dile getirmeye başladım. Bu rahatsızlık doğurdu, esas yolumuzun ayrıldığı yer bu!

Acaba Sayın Erdoğan 17-25 Aralık soruşturması için önce kendisi komisyon kurdurup sonra neden vazgeçti? Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın “Ben bütün talimatları Cumhurbaşkanı'ndan aldım, o dosyadaki her şey doğrudur” dediği bir durumda o komisyon nasıl araştırma yapabilirdi?

17-25 Aralık'tan sonra 4 bakan istifa etti, bu zaten bir soruşturma yürütüleceğine işaret ediyordu. Bakanlar niye istifa eder, soruşturmanın selameti açısından. Hiçbir şey yok idiyse bakanlar kalsaydı. 17-25 Aralık benim de içinde bulunduğum hükümete karşı bir darbe teşebbüsüdür, seçimle iş başına gelmiş bir hükümet yargıda ve Emniyet'teki paralel, otorite dışı bir takım yapılar tarafından bekletilen dosyalarla doğrudan bakanları suçluyorsa… Bakanlar başbakanlara hesap verir ama bürokrasi bu hesabı soramaz.

En ücra ilçede Sedat Peker sorusu

 Erdoğan Bayraktar'ın son açıklamalarından sonra bu davanın devam etmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?

Tabii, bir iddia varsa, deliller ortaya konmuşsa buna bakılır. O deliller doğru mu değil mi ona yargı karar verir. Aynı şekilde Sedat Peker'in iddiaları da, hepsi havada kaldı. Aralarında cinayet var, intihar var, aralarında Marina'ya çökme var, şu var, bu var hepsi kaldı.

Cumhurbaşkanı'na biri twitle sert bir eleştiri yaptığında hemen işleme geçiyor savcılar ama Sedat Peker'in iddialarındaki ciddi olaylar için hiçbir hareket yok. Milletin vicdanı kanıyor, bugün Anadolu'ya gittiğinizde herkes bunu konuşuyor, bu dosyaları örtmeniz bir şey çözmüyor, daha da kötü yapıyor. Adaklı, Bingöl'ün çok ücra bir ilçesi. 50 yıldır oraya kimse gitmemiş. Orada bile insanlar “Sayın Başbakanım, bu Sedat Peker'in söylediklerine niye bir şey yapılmıyor” diye soruyor. Veya “128 milyara ne oldu” diyor. Erdoğan Bayraktar'ın da, Sedat Peker'in de, Sezgin Baran Korkmaz'ın da, hepsiyle ilgili süreç başlatılmalı. Soruşturma başlatacak savcı tarihe geçer.