Sözcü Plus Giriş
YILMAZ ÖZDİL

sinov’ak

15 Ocak 2021

Dünya Sağlık Örgütü, Çin'den yayılan virüs nedeniyle uluslararası acil durum ilan etti. Asrın liderimiz “ben her sabah bir kaşık dut pekmezi alırım, virüslere karşı tavsiye ederim” dedi.

 10 Ocak'ta Bilim Kurulu'nu oluşturdular, bir ay sonra, yani salgının başladığını bile bile 22 bin vatandaşın umreye gitmesine izin verdiler.

 Virüs 115 ülkeye bulaşmıştı, Yunanistan'da Bulgaristan'da İran'da Irak'ta Suriye'de Ermenistan'da Gürcistan'da Rum Kesimi'nde, bütün sınır komşularımızda ölümler vardı, “bizde yok” dediler.

 Dünya Sağlık Örgütü pandemi ilan edene kadar, Türkiye'deki vakaları gizlediler.

 11 Mart'ta Dünya Sağlık Örgütü küresel salgın ilan etti, yani bütün dünyaya bulaşmış olduğunu ilan etti… Aynı gün, 11 Mart'ta, sağlık bakanımız Türkiye'de ilk vakanın görüldüğünü açıkladı!

 Şeker fabrikalarını satmayın diye yalvardık, oralı bile olmadılar. Halbuki, şeker fabrikaları sadece şeker üretmez, etil alkol de üretir. Akp'nin sattığı şeker fabrikalarında etil alkol üretimine son verildiği ortaya çıktı. Netice? Etil alkol karaborsaya düşünce, kolonya da karaborsaya düştü, 15 liralık ürün 75 liraya fırladı.

 Etil alkol ihracatını durdurmayı bile akıl edemediler, geç kaldılar.

 Etil alkol karaborsaya düşünce, tıpkı kolonya gibi dezenfektanlar da karaborsaya düştü. Vurgunculara gün doğdu, merdivenaltı üretim başladı, etil yerine metil alkolü kakaladılar, zehirlenmeler yaşandı.

 2019 yılı şubat ayında Türkiye'den bir adet bile maske almayan Çin hükümeti, 2020'nin şubat ayında Türkiye'den 200 milyon maske aldı. Sayın hükümetimiz “bunlar niye maske stokluyor” diye merak etmedi. 200 milyon maskeyi gönderdikten 15 gün sonra nihayet jetonları düştü, maske ihracatına yasak getirildi.

 Maske kriz oldu, piyasada bulunamadı, tanesi 25 kuruşken, eczanelerde para üstü olarak, hediye olarak dağıtılırken, aniden tanesi 5 liradan 10 liradan satılmaya başlandı.

 Ticaret bakanımız “maske satacağız” dedi. Sadece bir gün sonra asrın liderimiz çıktı, sanki satacağız diyen kendileri değilmiş gibi, “parayla maske satışı kesinlikle yasaktır, bedava dağıtacağız” dedi.

 O güne kadar iyi kötü maske buluyorduk, “bedava” dediği anda piyasadan yok oldu, vatandaş suratına atkı sarmaya başladı.

 Umreden dönen vatandaşları hiçbir kontrole tabi tutmadan evlerine gönderdiler, virüsten ölenler oldu, bütün sansür gayretlerine rağmen medyaya yansıdı, önlem alıyormuş gibi yaptılar, son gelen üç bin umreciyi üniversite yurtlarına doldurdular, güya karantinaya aldılar, hepsini biraraya doldurdukları için bulaşmamış olanlara da bulaştı, umrecileri apar topar yerleştirmek için üniversite yurtlarında kalan binlerce öğrencimizi geceyarısı sokağa attılar, çocuklar memleketlerine gitmek için otobüs bulana kadar parklarda yattı.

 Yandaş medyaya tuhaf akademisyenler çıkardılar, koronavirüsün söylendiği kadar tehlikeli olmadığını “grip kadar” olduğunu anlattılar.

 Koronavirüsün sarı ırk'ı siyah ırk'ı etkilediğini, genetik olarak Türk ırkı'na zarar vermediğini, bunu bilimsel olarak kanıtladıklarını, Türkiye'ye gelse bile salgın haline dönüşmeyeceğini anlatan bile oldu.

 İtalya'da İspanya'da ABD'de virüs bulaşmış bebekler olduğu halde “hükümetimizin okulları kapatmayarak çok isabetli bir karar aldığını, virüsün çocuklara kesinlikle bulaşmadığını” anlatanlar oldu.

 Dünyada koronavirüs önlemi olarak konut kredisi veren ilk ve tek ülke olduk.

 Hem “evde kal” kampanyası başlattılar, hem şehirden şehire uçmamızı teşvik etmek için uçak biletlerindeki vergiyi düşürdüler.

 Hem “evde kal” kampanyası başlattılar, hem fabrikaları, bankaları, vesaireyi kapatmayarak “çalışanlar işine gitsin” dediler.

 65 yaşındakilere sokağa çıkma yasağı getirdiler. Dünyanın en saçma kararı olduğu için, dünyada sadece Türkiye'de uygulandı.

 65 yaşındaki vatandaşların sokağa çıkmasını yasakladılar ama, emekli maaşlarını nasıl alacaklarını düşünmediler… Vatandaşlar mecburen evinden çıkıp bankaya gitti, yasağı deliyor diye ihbar edenler oldu, karakolluk olanlar oldu.

 Okulların komple sterilize edildiğini, öğrencilerimizin sağlığı konusunda hiç merak edilmemesi gerektiğini, derslerin devam edeceğini açıkladılar. Ertesi gün okulları kapattılar!

 Şehirden şehire uçalım diye uçak biletlerindeki vergiyi indirdiler, bir hafta sonra yurtiçi uçuşları yasakladılar.

“Uçak yerine şehirlerarası otobüsle seyahat edebilirsiniz” dediler, otogarlar ana baba günü oldu, otogarları kapattılar.

Güya İran sınırımızı kapatmışlardı. “Güya sınır kapısını kapattınız ama, kaçak mülteci girişi şakır şakır devam ediyor” diye yazdım. İçişleri bakanımız yandaş televizyona çıktı, “ahlaksız gazeteci bu iddianı kanıtla” dedi. 24 saat geçmedi, Van'da minibüs devrildi, içinden 55 kişi çıktı, hepsi kaçak göçmendi, İran sınırından gizlice girdikleri için hepsi karantinaya alındı.

“İstanbul'dan sonra en çok ölüm İzmir'de” diye yazdım. Akp İzmir milletvekilleri “ajan” olduğumu söylediler, “sizi temin ederiz ki, yozdil'in söyledikleri yalan” dediler. Bilahare, İstanbul'dan sonra en çok ölümün İzmir'de olduğunu bizzat sağlık bakanı açıkladı.

Bütün gelişmiş ülkelerin hükümetleri vatandaşlarına nakit para yardımı yaparken, bizimkiler iban numarası verip, üste para istedi.

Chp'li belediyelerin vatandaşa yardım dağıtmak için topladığı bağışlara el konuldu.

Hükümet ısrarla “umreden dönenler virüs getirmedi, virüsü Avrupa'dan gelenler getirdi” derken, Akp Isparta milletvekili zart diye tweet attı, “şehrimizde 268 pozitif vaka var, bunların 245'i yurtlarda misafir ettiğimiz umreden dönen vatandaşlarımız” dedi.

Sonra ne dediğinin farkına vardı, tweetini apar topar sildi.

Yandaş televizyona çıkan bilim kurulu üyesi profesör “maske takmanıza gerek yok” dedi. Sonra, aynı profesör aynı televizyona çıktı, “takmayın” diyen başkasıymış gibi, “mutlaka maske takmanız lazım” dedi.

“Elimizde herkese yetecek kadar test kiti var” dediler. Olmadığı ortaya çıktı. Çin'den aldılar, Çin'den gelene kadar test yapamadılar.

Bilim Kurulu'nu salgın var diye 10 Ocak'ta kurdular, test kitlerini tee 2.5 ay sonra anca getirebildiler.

Test yapılamadığı için vatandaşlar göz göre göre hayatını kaybederken, yandaş müteahhide kutu kutu test kiti verildiği ortaya çıktı. Akp milletvekili oğlunun test kiti sattığı ortaya çıktı.

Kara kuvvetleri komutanı Aytaç Yalman koronadan öldü. Korona değil dediler. Saygı Öztürk ortaya çıkardı, Sözcü gazetesi manşet yaptı, itiraf etmek zorunda kaldılar.

Millet can derdindeyken, Kanal İstanbul ihalesi yaptılar. Bu rezalet üzerine ulaştırma bakanını görevden almak zorunda kaldılar.

Camileri kapattılar, şov yapmak için sarayda VIP cuma namazı kıldılar.

İlk vakayı 10 Mart'ta açıkladılar, hangi şehirde olduğunu açıklamadılar, “hangi şehirde olduğunu açıklarsak o şehirden kaçmaya çalışanlar olur, bütün ülkeye yayılır” dediler. 20 gün sonra “bütün ülkeye yayıldı” dediler!

20 yaş altındakilere sokağa çıkma yasağı getirdiler. Ertesi gün, 20 yaş altındakiler çalışıyorsa işe gidebilir dediler.

İl pandemi kurulları oluşturdular. Tabip odalarını almadılar.

Maske meselesi komediye dönüştü… Bedava maskeyi “Ptt dağıtacak” dediler, ertesi gün “eczaneler dağıtacak” dediler, sonra “e-devletten kendiniz sipariş edeceksiniz” dediler, sonra “telefonunuza kod numarası gelecek, o kodla eczaneden alacaksınız” dediler, sonra “eczanelerden değil işyerlerinizden alacaksınız” dediler, en son “bedava verilmeyecek, bir liraya satılacak” dediler.

“Sahra hastanesine gerek yok, fazla fazla yatağımız var” dediler, sonra Atatürk Havalimanı'nı yıkıp, sahra hastanesi yaptılar.

“İşten çıkarmayı yasakladık” dediler, ücretsiz izne çıkarılanlara 39 lira 24 kuruş verdiler… Normalde işten atılırsan 2 bin 354 lira işsizlik maaşı alıyordun, işten atılmanı yasaklayıp 1.170 lira verdiler.

“İki milyon kişiye Ptt aracılığıyla biner lira vereceğiz” dediler, vatandaş Ptt'ye koştu, kalabalık oldu diye Ptt'leri kapattılar.

Çin'den ithal edilen test kitlerinin tırışkadan test yaptığı ortaya çıktı, doğruluk oranının yüzde 40 olduğu anlaşıldı.

Çin'den alınan tırışkadan test kitleri nedeniyle sağlık bakanlığında dört bürokrat istifa ettirildi, “istifaların aynı anda olması tesadüf, test kitleri yüzünden değil dediler, üstünü örttüler.

Bilim bakanınımız “koronaya karşı yerli ve milli ilaç icat ettik” dedi. Altı ay geçti, nerede o ilaç?

Sokağa çıkma yasağı ilan edilsin diyenlere “vatan haini” dediler. Bir hafta sonra sokağa çıkma yasağı ilan ettiler.

İki günlük sokağa çıkma yasağını, yasağın başlamasına iki saat kala duyurdular, millet marketlere hücum etti, iki ayda yayılan virüs iki saatte yayıldı… İçişleri bakanına “niye geç haber verdiniz?” diye sordular, “erken haber verseydik, marketlere hücum olurdu” dedi!

İçişleri bakanımız twitterdan istifa etti, asrın liderimiz kabul etmeyince istifa etmeyi bile başaramadı.

Sokağa çıkma yasağını, İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere 40 milyondan fazla nüfusu yöneten Chp'li belediye başkanlarına haber vermediler.

Sokağa çıkma yasağında bile, geçmediğimiz köprülerin, girmediğimiz tünellerin, uçmadığımız havalimanlarının parasını ödediler.

Gerçek ölüm sayılarını gizlemek için, defin raporlarına “covid” yazmadıkları, “bulaşıcı hastalık” yazdıkları ortaya çıktı.

Sağlık bakanımız, ölüm sayılarını gizlemediklerini, hatta 2019 yılına göre ortalama ölüm sayısının bile azaldığını açıkladı… Yani utanmasa “korona ömrü uzatıyor” diyecekti!

Üniversite sınavını, sınava üç ay kala bir ay ileri attılar, sınava iki ay kala bir ay öne çektiler… Az daha “sizin sınav geçen ay yapıldı” diyeceklerdi!

“Toplum sağlığı inşaata benzemez, hastane binası yapmak maharetse, hekimleri değil, müteahhitleri sağlık bakanı yapalım” diye yazdım. Hayaldi gerçek oldu… Futbol liglerinin başlamasına sağlık bakanı değil, müteahhit Nihat Özdemir karar verdi.

Alışveriş merkezine gitmeyi, kapalı alanda topluca dolaşmayı serbest bıraktılar, tek başına açık havada yürüyenlere sosyal mesafe cezası kestiler.

Bilim kurulu üyesi profesör itiraf etti, “bugüne kadar alınan kararları biz vermedik, haberimiz yok” dedi. Böylece bilim kurulunun aslında ne biliiim kurulu olduğu ortaya çıktı.

Restoran ve kafelerde müziği yasakladılar, kebapçıya pizzacıya gitmende sakınca yoktu ama, yemek yerken müzik dinlersen virüs bulaşıyordu!

Uzaktan eğitim başladı, bismillah, başlar başlamaz sistem çöktü… Milli eğitim bakanımız “sistemin çökmesi bizim açımızdan olumlu bir gelişme, demek ki talep var” dedi.

“ABD'ye maske yardımı yaptık, tıbbi cihaz yardımı yaptık, dünya lideriyiz” filan diyorlardı… ABD'nin Ankara büyükelçisi, Türkiye'deki devlet hastanelerinin Amerikan ilaç firmalarına 2.3 milyar dolar borcu olduğunu, bir yıldır ödenmediğini, bu biriken borç artık derhal ödenmezse Türkiye'ye ilaç satışının durdurulacağını açıkladı!

Şeffaf yönetim sergiliyor denilen sağlık bakanımız “her vaka hasta değildir” dedi, “ulusal çıkarları” korumak için, testleri pozitif çıkanları bile hasta saymadıklarını açıkladı.

“Dünya sağlık sistemimizi kıskanıyor” denilirken, pantolon yerine entariyle dolaşmak isteyen, hekimden çok meczup görüntüsü veren tarikatçıyı GATA'ta başhekim yardımcısı yaptıkları ortaya çıktı.

Grip mevsimi geldi, siparişte geç kaldılar, grip aşısı bulunamadı.

Okulları açtılar, sağlık bakanımız “açılan sınıflarda açılmayanlara göre vaka düşüşü görüyoruz” dedi, alkışladılar, bir hafta sonra okulları apar topar kapattılar.

Sağlık bakanımız “yerli aşıda sonuca çok yakınız” dedi. 4 ay geçti.

Sayın medyamız, sağlık bakanımızın Nobel'i hakettiğini yazdı.

Asrın liderimiz “yerli aşımızı yılın ilk aylarında milletimizin hizmetine sunacağız” dedi. 5 ay geçti.

Bütün dünya Biontech, Moderna, Astrazeneca aşısı aldı, bizimkiler Çin aşısı aldı.

Brezilya 10 dolara, Endonezya 13.5 dolara aldığını açıklarken, bizim Çin aşısını kaç paraya aldığımız açıklanmadı.

Sağlık bakanımız, “Biontech gibi yeni nesil aşıları değil, geleneksel yöntemlerle üretilen inaktif aşıyı tercih ediyoruz” dedi… Bir hafta sonra, “Biontech'le anlaştık, yılbaşına kadar 25 milyon doz gelecek” dedi. Yılbaşına kadar 25 milyon değil, 25 bin adet Biontech geldiği ortaya çıktı. Bu 25 bin adet Biontech'in kimlere vurulduğu açıklanmadı.

Bize aşı satan Çin firmasının, daha önceki aşılarında, klinik testler sonuçlanmadan onay alabilmek için rüşvet verdiği ortaya çıktı.

Yerli aşı için yılbaşını işaret eden asrın liderimiz, yılbaşı gelince ileri attı, “yerli aşımıza nisan ayında kavuşacağız” dedi.

“Turkuaz tabloda vaka sayısını açıklamıyoruz, sadece hasta sayısını açıklıyoruz” diyorlardı, şak… Vaka sayısını açıklamaya başladılar, 3 binlerde zannedilen vaka sayısının 30 binlerde olduğu anlaşıldı.

Turkuaz tabloda iyileşen hasta sayısı 460 binden bir gecede 1 milyon 580 bine yükseldi, bir gecede 1 milyon 120 bin kişi iyileşti!

“Uzaktan eğitimde dünyaya örnek olduk” dediler, üç milyon öğrencimizin Eba Tv'ye erişemediği, yani her beş öğrencimizden birinin uzaktan eğitim alamadığı ortaya çıktı. Ders bile göremeyen bu çocuklarımıza nasıl not verilecek? Sınava nasıl girecekler?

Covid'i sağlık çalışanları için meslek hastalığı ilan ettiler. Ama, illiyet şartı koydular… Yani, hastanede covid'li hastaları tedavi etmeye çalışırken hayatını kaybeden sağlık çalışanlarına “koronayı hastaneden kaptığın ne malum, ispat et bakayım” diyorlar.

Aşıyı üreten Çin firması bile henüz kendi sonuçlarını açıklamazken, bizim sağlık bakanlığı yüzde 91.5 oranında koruma sağladığını açıkladı.

Bizde yüzde 91.5 koruma sağladığı söylenen aşının, Endonezya'da yüzde 63, Brezilya'da anca yüzde 50 koruma sağladığı ortaya çıktı.

Böylece… Maske bile yüzde 60 koruma sağlarken, maskeden bile daha az koruyan aşıyı dünyada sadece Türkiye'nin aldığı ortaya çıktı.

Arnavutluk'a hediye hastane yaptıran asrın liderimiz “bizim için leblebi çekirdek” dedi. Leblebi çekirdek muamelesi yaptığımız Arnavutluk hükümeti 500 bin doz Biontech aldı, aşılamaya başladılar.

Sayın medyamız satın aldığımız aşının Çin'de 10 milyondan fazla kişide denendiğini yazarken, bilim kurulu üyesi profesör Ateş Kara “bu aşının Çin'de 300 bin nüfuslu bir kasabada denendiğini biliyoruz, bize söylenen bu, resmi bir şey yok” dedi.

Çin hükümeti Çin'de üretilen bir başka aşıya onay verdi. Bizim sayın medyamız, sanki bizim aldığımız aşıya onay verilmiş gibi yazdı.

Asrın liderimiz, gazetecilere köme ve pestil ikram etti, “bunu yiyene korona bulaşmaz” dedi.

Sağlık bakanımız “aşılamaya 11 Aralık'ta başlıyoruz” dedi. Başlamadı.

Sağlık bakanımız “ilk aşı 25 Aralık'ta vurulacak” dedi. Vurulmadı.

Sağlık bakanımız “50 milyon doz gelecek” dedi, gele gele 3 milyon doz geldi. Üstelik bendeki bilgiye göre 644 bin doz geldi.

Maskeleri bile askeri kargo uçağıyla gönderirken, Çin aşılarını yolcusu olmayan yolcu uçağının bavul bölümünde getirdiler. Niye?

“Aracı şirket yok” dediler, aşı paketlerinin üstünde aracı şirketin etiketi var.

İngiltere'de virüsün mutasyona uğradığı tespit edildi, “bizde yok” dediler. Bizde olduğu ortaya çıkınca “İngiltere'den gelen 15 kişide çıktı, karantinaya aldık, başkalarıyla temas etmelerini önledik” dediler. Muş'ta Malatya'da Bolu'da olduğu ortaya çıktı.

Ve, Çin devleti bile henüz bu aşıya resmi olarak yaygın kullanım onayı vermemişken, Türkiye onay verdi, aşılama başladı.

Salgın sürecini işte böylesine muhteşem yönettiklerine göre, aşılama sürecinin de muhteşem olacağını şimdiden söyleyebiliriz sanırım!