Portre yazarı Mehmet Aycı 2.5 yıl çalışarak 41 bölümden oluşan, “Benzemez Kimse Sana Bir Erdoğan Portresi” isimli kitabı yazdı.
Unutulmaz sözleri, bakış açısı, kıvrak manevra yeteneği, hitabet tarzı ile çok farklıydı; gerçekten kimseye benzemiyordu.
Dönemin başbakanı Çiller, 3. köprünün yapılacağını açıklayınca, dönemin İstanbul belediye başkanı olarak, “3. köprü İstanbul için cinayettir” dedi! Millet, “İyi ki 3. köprü katliamına direnen Erdoğan var” dedi!
Erbakan’ı terk edip parti kurma aşamasına gelindiğinde şunu dedi Hocasına Erdoğan: Artık antika saraylarına çekilip otursalar daha değerli olacaklar!
Avrupa’dan delikanlılık bekliyoruz... İşinize bakın... Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok... Ticaretten kazancım olmasa Başbakanlık maaşıyla geçinemem... Ben çevrecinin daniskasıyım... Demokrasi bizim için amaç değil araçtır... dedi.
2010 referandumundan önce, “Hayır diyen darbecidir” dedi. Referandum bitti, “Bugün evet diyenler de, hayır diyenler de kazanmıştır” dedi!
2011 yılıydı, “MHP’nin bir defa Hocaefendi’ye saldırısı gerçekten bana göre ihanet derecesindedir. Bu hiç ahlaki değil. Çok çirkin bir şey. Hocaefendi işi gücü bırakmış da Bahçeli ile mi uğraşacak? Bir defa onun bulunduğu makam, meşgalesi böyle bir şeye müsaade etmez. Bahçeli’nin kendisini check etmesi lazım” dedi! Millet hafif hafif afallamaya başlamıştı.
Kız mıdır kadın mıdır bilemem... Onuncu Yıl Marşı okumakla Türkiye raylarla örülmüyor. Neyi ördün yahu, neyi... Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıyım... Saygı duruşu sap gibi durmaktır... Çok okuyan arkadaşlar şimdi sefilleri oynuyor... İyi bir sanatçısın terbiyesizlik yapma... Lan bana Anayasa’yı öğretme. Hadi ananı da al git, artistlik yapma! Hitabet sanatıydı...
Şöyle dedi: “İki tane ayyaşın yaptığı yasa muteber de dinin emrettiği bir yasayı neden reddediyorsun...” Soma’da konuşurken biri yuh çekince şunu dedi: “Ülkenin başbakanına yuh çekersen tokadı yersin!”
Devam etti...
“Twitter falan hepsinin kökünü kazıyacağız” dedi... “Portakal mıdır, mandalina mıdır, narenciye midir nedir! Sokağa çağırıyor. Haddini bil haddini... Bilmezsen haddini, bu millet patlatır enseni” dedi... “Ne diyorlar domates, ne diyorlar patlıcan, ne diyorlar patates, ne diyorlar sivri biber... Yav düşünün be düşünün, bir merminin fiyatı nedir düşünün” dedi.
“Ezberleri bozuyoruz” diyordu her fırsatta. Ezber bozdu.
“Ben konu mankeni değilim” dedi... En çok da, “Sen kimsin yav” dedi... Şöyle seslendi bir ara, “TÜSİAD ve yavruları size sesleniyorum!” “Türkiye’de bir defa kriz yok, ekonomiyle ilgili bir manipülasyon var” dedi. “Bir adam gibi ölmek var, bir de madam gibi” dedi...
Ve, hitabet sanatının ustalık eserleri çıktı ortaya...
Sezen Aksu’nun şarkısından etkilenip, “O dilleri yeri geldiğinde koparmak bizim görevimizdir” dedi... Düşük maaşlar yüzünden istifa eden doktorlara da, “Varsın gidiyorlarsa gitsinler” dedi...
Türk halkına bir haller oldu sonra! Tepkiler dinmedi, söylenenlere şaşırmaya, hatta ‘bu nasıl dil böyle’ diye sorulmaya başlandı!
AKP Genel Başkan yardımcısı Mehmet Özhaseki, ‘kendi fikrimi açıklıyorum’ diyerek izah etmeye çalıştı durumu: Cumhurbaşkanımızın tavrı kendine hastır. Halk diliyle konuşur!
***
Ben de kendi fikrimi açıklıyorum o zaman...
Erdoğan’ın ağzından çıkan her kelimeyi düne kadar ‘leb demeden’ alkışlayanların ‘iş cüzdana dokununca’ anlamakta zorlanması bu topraklara has bir tavırdır! Halkın kullandığı dil iktidarı değiştirene kadar hiç değişmez!
Bkz: Türk Siyasi Tarihi...
Erdoğan’ın tarzı Erdoğan’ın dili!