Soldaki sağdaki, gazetecisi okuyucusu, genci yaşlısı, popçusu rapçisi memleket insanının son yıllarda en çok kullandığı ‘aynen’ kelimesi ile başlayayım...
Misal, Ajda Pekkan sözü müziği Şehrazat’a ait Aynen Öyle şarkısının nakarat kısmında ‘aynen öyle... aynen öyle’ diyordu 2008’de.
Ünlü rapçiler Heijan ve Muti ise 2023’te yaptıkları ‘Aynen’ şarkısında tek adam ve insanın gücüne giden yoksulluğun aynen devam ettiği memleketi anlattı...
Tatlı geldi sana para hışırtısı / Bi’gün biter adaletin kış uykusu / Abi de siz, kral da siz, paşa da siz, aynen / Bi’gün döner devran, sizi görürüm ben aynen / Biz kötüyüz, aynen / Biz kötüyüz, aynen.
Bir ülkede herkes politika ve siyasetçileri konuşuyorsa o ülkede gidişat dandik demektir!
Bu sözü geçen gün duydum. Aynen öyle, görüyor ve arttırıyorum...
Bir ülkede devamlı siyaset konuşuluyorsa uyanık birileri diğerlerine fena halde ‘cambaza bak’ numarası çekiyor demektir!
Yatıyoruz siyaset, siyasetçi. Kalkıyoruz kardeşim aynen öyle, aynen öyle...
Herkesin ortak derdi ise, ne olacak şu CHP’nin hali?
Sarayın derin kulis bilgiçleri(!) bile kulaklarını CHP’ye çevirdi, oranın derin kulisine daldı!
Dün Ekrem İmamoğlu’nun basın toplantısına davet edilen Türkiye’nin ‘en ünlü’ gazetecilerinin kendisine sordukları soruları dinleyince iç sesime yanıt verirken buldum kendimi: Aynen, aynen...
Aynen dedim ama bi sorun, neden?
Umutlandım!
Bir Timurlenk öyküsü ile anlatayım...
Timur’a sormuşlar, seni erlikten başbuğluğa yükselten nedir? Yanıt vermiş... Asla ümitsizliğe düşmedim. Bir karınca örnek oldu bana! Dara düştüğüm bir gün azılı düşmanlardan kurtulmak için harabeye sığınmıştım. Tam ümidimi kaybediyordum ki gözüm karıncaya ilişti. Karınca buğday tanesini sırtlamış yıkıntının üzerinden aşırmaya uğraşıyor, fakat tane kendisinden büyük olduğu için sonuna kadar götüremiyor buğday duvarın dibine düşüyordu. Karınca da her defasında sıfırdan başlıyordu. Ondaki bu azmi görünce bende bir ümit peyda oldu. Kendi kendime, bu karınca kadar da mı olamayacağım dedim!
Yüzyıllar sonra memleketin dara düştüğü günlerde Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim” sözü de var.
Aylardır CHP yazan, konuşan gazeteciler ‘değişim’ diyen, ‘CHP bir daha seçim kaybedemez’ diyen İmamoğlu’na tıpkı kaç seçim kaybettiğini kendisinin bile unuttuğu Kılıçdaroğlu’na yaptıklarını yaptılar.
Altından girip üstünden çıktılar, akla gelebilecek her türlü soruyu sordular.
İşte ben tam da burada umutlandım.
Seveni nefret edeni, yanlısı yansızı bir partinin yönetici tayfasına istedikleri soruyu, salondan, gazeteden, televizyondan kovulur muyum, cukkalı işlerden olur muyum diye endişe etmeden sorabiliyorsa ‘niye umutlu olmayayım ki’ dedim.
AKP’yi yönetenlere, vekiline, bakanına, valiye, müsteşara, yönetim kurulu üyesine, kaymakama, emniyet müdürüne, polise, bekçiye ‘başına açılacak işlerden’ korkmadan soru sorulabiliyor mu? Soranlar, Silivri için bavul hazırlamıyor mu?
“Hayat pahalılığının milletimizi bunalttığının farkındayız” diyen dünya liderine sorumlusu kim, pahalılığı uzaylılar mı getirdi, sorumlusu siz değil misiniz diye soran olsa kaç yazar?
Cuma günleri tatil olsun anlamında hutbe verdiren Diyanet İşleri başkanına mesela, ‘laik Türkiye Cumhuriyeti’nde bu ne iş’ diye hesap soruluyor mu?
Depremden üç gün sonra çadır satan Kızılay başkanına bin kez soruldu, yanıt var mı?
Her ballı ihale neden hep aynı 5 müteahhitte gidiyor diye istediğin kadar sor!
İşte bu yüzden tüm olumsuzluklara, ben yaptım olduculara, ‘tek adam’ özentilerine, milletin sesine kulak tıkayanlara, yenilmelere doyamayıp koltuğa yapışanlara rağmen çatır çatır soru sorulabilmesinden umutlandım!
Bugün soru sorulur, yarın daha iyisi neden olmasın dedim.
Zaten artık bir Atatürk gelmeyeceğine göre bizi isimler değil, hesap sorulabilen, herkese eşit işleyecek sistem kurtarır.
Yoksa?
Aynen devam edilir!
Aynen...
Haber Merkezi
- Yazıları büyüt
- Yazıları küçült
- Standart boyut