Sevgili okurlarım, bizim bildiğimiz bir Türkiye Cumhuriyeti vardı ama böyle değildi. Biz orada yaşardık. Orada insanlar daha mutluydu, en azından hak, hukuk ve adalet kavramları böylesine ayaklar altında çiğnenmezdi. Yine yakınmalar olurdu ama biz toplum olarak böylesine çürümemiştik. En azından demokrasi kavramı böylesine yozlaşmamıştı.

Şimdi size hepimizin bildiği bir gerçeği bir kez daha anımsatayım.

Şu anda memlekette en korkutucu olan şey CHP’li bir belediye başkanı olmak! Her an tutuklanabilirsiniz hem de hırsız-rüşvetçi damgası yiyerek!.

Bu başkanların işi gerçekten zor. Bazıları görevden alınıyor, bazıları tutuklanıyor. Her birinin ‘suçu’ belli!

Rüşvet!

Konuya sadece büyükşehir belediyeleri açısından baktığımızda halen tutuklu olan, görevden alınan, ya da aylar sonra salıverilen CHP’li başkanlarına bakalım:

İstanbul, Adana, Bursa, Antalya...

Ankara’ da neler olacağı bilinmiyor. İzmir’in bundan önceki başkanı tutuklu.

Bunlara İstanbul’daki ilçe belediye başkanlarını da ekleyin.

Esenyurt, Beşiktaş, Beykoz, Şişli, Beylikdüzü, Büyükçekmece, Gaziosmanpaşa, Avcılar, Şile, Beyoğlu, Bayrampaşa, Ataşehir...

Ama liste bu kadarla bitmiyor. Bir ekleme daha yapalım:

Bolu, Uşak, Seyhan, Ceyhan, Kuşadası, Eşme, Manavgat, Görele.

Adıyaman tutukluydu, tahliye edildi.

Bu başkanların tamamı vatandaşların verdiği milyonlarca oyla seçilmişti.

Ama onlar bir takım yargı kararları ya da idari kararlarla görevden alınıyor. İktidar açısından bakıldığında beş dakkada Beşiktaş’lık basit bir iş!

Hapishaneler onlar ve ekipleriyle dolu. İnanılacak gibi değildir.

★★★

Varsayalım bunların tamamı hırsızdı! Varsayalım hepsi suç işlemişti.

Peki ama madalyonun bir de öbür tarafı var!

Memleketin dört bir yanındaki AKP’ li belediyelerde acaba hiç mi suç işlenmemişti! Onların tümü sütten çıkmış ak kaşık mıydı?

Adamına göre muamelenin bu kadarı olmaz. Gerçekten olmaz. Örneğin Mansur Yavaş Ankara’da haykırıyor, savcılıklara suç dilekçeleri veriyor...

Melih Gökçek’in Ankara Büyükşehir’deki  ‘marifetlerini’ sürekli gündeme getirip yakınıyor ama bizim iktidar kulağının üzerine yatmış, bir tek yanıt bile veremiyor.

Mansur Yavaş eğer iftira atıyorsa, yalan söylüyorsa onu da görevden alın...

Ama doğruları söylüyorsa gereğini yapın kardeşim.

Bu nasıl bir devlet yönetimidir, hukuk ve adalet nasıl böylesine çiğnenmektedir!

★★★

Bu iktidar işlerin üstesinden gelemeyeceğini artık anladı. İşte bu yüzden her alanda  sertlik sergiliyor.

Ama o eski cicim ayları artık bitti gitti.

Devlet bütçesinin en büyük kaynağı  zamlar ve ağır para cezaları oldu.

Şu akaryakıt zamları hepimize gerçekleri gösteriyor.

Bu zamların neye göre yapıldığını bilen var mı?

Dahası var, vatandaşı soymak için o konuda da tezgah kuruyorlar! Dünyada petrol fiyatları düşerken bile bizde zam yapılıyor.

★★★

Bütçenin ikinci büyük gelir kaynağı devlet mülklerinin satışı.

Akla gelen her şeyi ve her yeri hiç utanmadan, hiç sıkılmadan ölmüş eşek fiyatına satıyorlar.

En değerli binalar, arsalar, araziler, köprüler, otoyollar hepsi ayrı ayrı satışta.

Meğer devletimiz öylesine zenginmiş ki, sata sata bitirmek mümkün olmuyor. Üstelik hiçbir satışın hesabı sorulmuyor. Sorulduğu takdirde yanıt hemen hazır!

‘Açık arttırmaya koyduk, piyasa değerleri üzerinden sattık!..

Size şimdi hemen, geçmiş yıllardan küçücük bir satış örneği vereyim. Okuyun da yüzünüz kızarsın.

Türkiye’nin en büyük kağıt üreticisi SEKA vardı.

Bu kuruluşu da özelleştirme bahanesiyle sattılar ve kapattılar.

SEKA’nın Balıkesir fabrikasını da listeye koydular. Kentin hemen yanıbaşında onlarca dönüm arazisi, fabrika binaları, atölyeleri, lojmanları, makineleri, hammadeleri ve her şeyi ile koskoca bir sanayi kuruluşu... Cumhuriyet’in bize bir armağanı.

Peki sizce kaça sattılar? Tahmin edin bakalım...

Sadece 1 milyon 50 bin dolara!

Büyük kentlerde orta halli bir apartman dairesi fiyatına.

Peki kim satın aldı burayı?

Şimdi de yayınlanmakta olan iktidar yandaşı bir gazetenin sahibi!

★★★

Şimdi maden işçileri protesto yürüyüşlerinde... Her zaman olduğu gibi karşılarına yine polis ve jandarma çıkarıldı.

Dayak yiyorlar, üzerlerine biber gazı sıkılıyor.

Suçları ne?

Maaşlarını aylardan beri alamamak.

Size 2026 yılındaki Türkiye’den kısacık bir kesit sundum!