6 Mart 2026. Atina’dayız. Trump’ın oğlunun eski nişanlısı ve ABD’nin şu anki Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle’ın sofrasındayız. Karşısında Yunan Enerji Bakanı ve Amerikalı yetkililer var. Konu Romanya… Enerji politikaları ve sıvılaştırılmış doğalgaz, yani LNG konuşuluyor. Kadehler tokuşturuluyor. Söz, “Rumen hükümetinin sonunun yaklaştığına” geliyor. Sonra çekici kadın büyükelçi Guilfoyle keyiften öyle bir cümle kuruyor ki, modern diplomasinin ardındaki şantaj ve tehdit ağını bütün çıplaklığıyla ortaya seriyor: “Bunu istediğimiz her ülkeye yapabiliriz. Burada Yunanistan’da da yapabiliriz.” Masadaki Yunan Enerji Bakanı Stavros Papastavrou irkiliyor. “Yunanistan’da seçilmiş bir hükümeti ABD deviremez” diyor. ABD’li kadın elçi kahkahayı patlatıyor: “Bunu Romanya’da çoktan başardık şekerim!” ★★★ Bu yemekten üç hafta sonra, 31 Mart’ta büyükelçi Guilfoyle bu kez Bükreş’te. Bir enerji konferansına katılıyor. O gece Isoletta adlı İtalyan restoranında Rumen hükümetindeki koalisyon ortağı parti liderleriyle yemek yiyor. Masada Sosyal Demokrat Parti lideri Sorin Grindeanu, aynı partinin iki numarası Enerji Bakanı Bogdan Ivan ve cumhurbaşkanlığı danışmanı Florin Vladica var. Ve birkaç hafta sonra ne oluyor? Pahalı Amerikan LNG’si konusunda ayak sürüyen, hatta “Bizim ABD gazına ihtiyacımız yok, üstelik ihraç eder durumdayız” diyen Romanya hükümetinin altından sandalye tık diye kayıyor. 20 Nisan’da sosyal demokratlar desteğini çekiyor. Üç gün sonra bakanlarını hükümetten alıyorlar. 5 Mayıs’ta sosyal demokratlarla aşırı sağcı milliyetçiler ‘her ne hikmetse’ birleşiyor ve verdikleri güvenoyu önergesiyle hükümeti düşürüyorlar. Romanya’dan şimdi Amerika’nın arka bahçesine geçelim. Brezilya’ya. ★★★ 9 Temmuz 2025’te Trump, Brezilya Devlet Başkanı Lula’ya bir mektup gönderiyor. Normalde böyle mektuplarda ne konuşulur? Çelik. Kahve. Vergiler. Ticaret. Ama Trump başka bir şey konuşuyor. Jair Bolsonaro’yu. Brezilya’nın eski devlet başkanını. Trump, Bolsonaro hakkında yürütülen davayı “cadı avı” ilan ediyor. Ardından Brezilya’dan Amerika’ya giden mallara yüzde 50 gümrük vergisi uygulayacağını açıklıyor. Burada çok önemli bir nokta var. Amerika’nın Brezilya’yla ciddi bir ticaret açığı yok. Tam tersine Amerika yıllardır Brezilya’ya karşı ticaret fazlası veriyor. Yani konu “Brezilya bizi ticarette kazıklıyor” değil. Konu, “Bolsonaro’ya dokunmayın, o benim dostum...” Bir başka değişle, Brezilya’daki bir ceza davasının faturası Brezilyalı kahve üreticisine, çelikçiye, uçak üreticisine kesiliyor. Yetmiyor. Bu kez Bolsonaro davasını yürüten Yüksek Mahkeme Yargıcı Alexandre de Moraes hedefe konuyor. Amerika önce Moraes’in vizesini iptal ediyor. Ardından dünyanın diktatörleri, uyuşturucu baronları, Rus oligarkları ve ağır insan hakları ihlalcileri için kullanılan Magnitsky yaptırımları devreye sokuluyor. Düşünün. Brezilya’nın kendi Yüksek Mahkemesi’nde, Brezilya’nın eski devlet başkanını yargılayan Brezilyalı bir hâkime Amerika ekonomik yaptırım uyguluyor. Seyahat özgürlüğünü kısıtlıyor. Mallarına, banka hesaplarına tedbir koyuyor. Washington bununla da yetinmiyor. Bolsonaro’nun oğlu Eduardo Bolsonaro o sırada Washington’da kendi ülkesindeki hükümete karşı Amerikan yönetiminin baskısını artırmak için görüşmeler yapıyor. Ama mesele yalnızca Bolsonaro da değil. Lula’nın başka bir “günahı” daha var. BRICS. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika ve gruba katılan diğer ülkeler dünya ticaretinde dolara bağımlılığı azaltmanın yollarını tartışıyor. Trump da çıkıp açıkça tehdit ediyor, “Doların yerine başka bir para birimine yönelirseniz yüzde 100 gümrük vergisi uygularım” diye... Sonra 2026 seçimleri yaklaşıyor. Brezilya istihbarat teşkilatı ABIN, başkent Brasilia’ya gelen Fransız ve Alman istihbaratı ile toplantı yapıyor ve “Amerika’dan Brezilya seçimlerine müdahale var” diyor. Kullanılan kelimelerden biri “lawfare.” Yani Yargı, bürokrasi ve kamuoyu mühendisliği üzerinden siyaset üretmek, demek. Sadece yargı yok. Evanjelik kiliseler var. Brezilya’da nüfusun dörtte birini aşan Evanjelik cemaatler, Amerikan menşeili aşırı sağ ağlar üzerinden seferber ediliyor. Trumpçı Amerikan sağının diliyle Brezilya’daki Evanjelik sağın dili neredeyse birebir aynı. Aile. Din. Kürtaj. Komünizm korkusu. “Ülkeyi solculardan kurtarma” söylemi. Ve geldik 4 Ekim 2026’ya. Brezilya sandığa gidiyor. Jair Bolsonaro hapiste. Aday olamıyor. Ama oğlu Flavio Bolsonaro yüzde 47 alıyor. Lula yüzde 45’te kalıyor. Seçim ikinci tura kalıyor. Bolsonaro’nun Liberal Partisi de Kongre’de büyük bir dalga yakalıyor. Senato’daki sandalye sayısını iki katına çıkarıyor. Temsilciler Meclisi’nde ülkenin en büyük siyasi gücü haline geliyor. Şimdi ikinci tur 25 Ekim’de. Atina’daki o yemek masasını yeniden hatırlayın. Romanya’da Amerikan LNG’sine direnen bir hükümet. Brezilya’da Trump’ın kankasını yargılayan, BRICS’i büyüten, dolara meydan okuyan Lula. İki ülke. İki ayrı siyasi kriz. Ama kullanılan yöntem aynı... Sonuçta halk sandığa gidiyor. Hükümetler düşüyor ve herkes dönüp şunu söylüyor: “Ne müdahalesi kardeşim? Halk oy verdi.” Eskiden darbelerin üzerinde parmak izi kalırdı. Şimdi eldiven takıyorlar.