Maça şiir gibi başlamak... Lizbon’da sanki evinde oynar gibi harika bir giriş yapmıştı Galatasaray. Sporting iki pas bile yapamıyordu. Torreira’nın çabasıyla ve savunmayı zorlamasıyla erken gelen gol, keyifli başlangıcı süslemişti. Golden sonra kendi yarı sahasına kapanan bir Galatasaray da görmedik. Okan Buruk rakibin şifresini 45 dakika çözer gibi olmuştu ama maç 90 dakika. Sporting’in birinci bölgesine yaptırdığı pres bir süre işe yaramıştı. Torreira, Sara ve Batrakov orta alan paylaşımında iyi gözükürken, Yunus ve Barış rakip savunmanın dengesini yaptıkları koşularla bozmuşlardı. Sane bu iyi oyuna daha fazla katkı sunsa ilk devre ortaya çok daha iyi bir sonuç çıkardı. Savunmanın tek hatasıyla Sporting, iyi oynamadığı ilk devre beraberlik golünü Catamo ile bulmuştu. Sporting ikinci devre oyun anlayışını değiştirdi. Bu defa onlar pres yapmaya ve oyunu iyice sertleştirmeye çalışıyorlardı. Suarez, bence tartışmalı olan penaltıdan takımını öne geçirdi. Her şey kötü gidiyordu. Zalazar’ın serbest vuruştan gelen golü umutları azalttı. Acaba santrfor bölgesinde Barış tercihi yerine Deniz ile başlasa ne kaybederdi Okan Buruk? Maçı seyrederken bu soru hep aklımdaydı. Leao da oyun olarak sıfır çekti. Osimhen yoksa bu tarz maçlarda ne kadar uğraşırsan uğraş, bir yere kadar gidebiliyorsun. Maçın bitimine 5 dakika kala İlkay oyuna girdi. Şarjı bitmiş herhalde. Kalan kısa zamanda ne yapabilirdi ki? Genel manzara şöyle: Bu kadro ile ilerlemek çok zor hatta imkânsız.