Ormanın bir köşesinde yangın başladı. Sonra başka bir yerinde, sonra başka bir yerinde ve başka bir yerinde daha... 

Büyüdü yangın. 

Dağları aşan alevler önüne kattığını yuttu. Günlerce, aylarca yandı yavrusunu yitiren anaların yüreği gibi cayır cayır... Kuşlar yandı, börtü, böcek, tosbağalar, ceylanlar ve çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı insanlar yandı. Geçmiş yandı, gelecek yandı. Kalmadı ne elde, ne avuçta bir şey.

Alevler yerini göz gözü görmeyen, boğup öldüren, koyu gri pis bir dumana bıraktı. İnsanlar bir o yana koştu el yordamı ile bir bu yana. Karanlık kuyularda merdivensiz kalmışlardı. Toplu iğne başı kadar bir ışık yoktu, umut yoktu. Dumanlar ağır ağır dağılırken, göz alabildiğince ve düşlere sığmaz küldü her yan...

Sonra, dokuz gün sonra mucize oldu!

Kırmızı, kıpkırmızı bir çiçek açtı alevlerin yuttuğu kül denizinin ortasında.

Çiçeğin Latince adı Cyrtanthus Ventricosus... Doğal ortamı dışında yetiştirmesi neredeyse olanaksız ender çiçeklerinden biri.

Doğal ortamı neydi ki?

Önüne kattığını küle çeviren ateş ve boğucu duman!

Bitki bilimciler yıllardır araştırıyor. Ateşi de, dumanı da özel ortamlarda yaptı. Yok, ikna olmadı göstermedi kırmızı çiçeğini.

Kömürleşmiş, kül denizinde kırmızı çiçekler düşünün. Tek bir canlının kalmadığı ortamda rüzgarla nazlı nazlı salınsın! Peki o, alt tarafı kırmızı bir çiçek midir?

Hayır... 

Yaşamın yeniden başlangıcı! 

Çünkü kıpkırmızı açtığını gören Güneş Kuşları koşar ona, nektarından alıp beslenmek için. Gurur Kelebekleri heyecanla kanat çırpa çırpa soluğu onda alır. Kuşlar gagalarıyla, kelebekler incecik ayakları ile bu kırmızı çiçekten aldığı yaşamı uçabildikleri her yere taşır! Yok olan yeşil, yanan ağaçlar yavaş ama mutlaka geri gelir sonra!

***

Siz sandınız ki şiir gibi sözler yazıp, hamaset yapıyorum. 

Yapmıyorum! Hepsi gerçek, şiirsel değil bilimsel...

Güneş Kuşları gerçekten var, hem de 21 çeşit. Gurur Kelebekleri de öyle... 

Çiçekler gerçekten her yeri kömüre çeviren korkunç orman yangınlarından, günlerce kalkmayan dumanın ardından ve hiç şaşmıyor tam dokuz gün sonra küllerin arasından fışkırıp, rüzgarlarda salınıp yanan yere yaşamı geri getiriyor! 

Ateş Zambağı!

Sadece Güney Afrika’da yetişiyor, yangın olmazsa açmıyor... Güneş Kuşları da, Gurur Kelebekleri de bu ülkenin belli bir bölgesine özgü.

Daha doğrusu Anadolu’daki büyük yangına kadar öyle sanılıyordu!

99 yıl önce tam da bugün anayurdu Güney Afrika’dan binlerce kilometre uzakta başka bir anayurtta, bu topraklarda görüldü ilk kez...

Küle dönmüş memleketin her köşesinde al bayraklar açıldı, rüzgarlarda salındı.

Ateş Zambakları’nın mucizesi gibi görünüyordu ama aslında özgür, bağımsız, kendi kendini yöneten bir ulus hayalinin ardından ölümüne koşan; ateşi de, külleri de, dumanı da hesaba katan Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçeğiydi!

Tıpkı yangından 9 gün sonra açan Ateş Zambakları gibi Anadolu’nun ortasında, Ankara’da, küllerin arasından 29 Ekim günü Cumhuriyet Çiçekleri olarak yeniden doğdu! Sen yanmasan, ben yanmasam diyen Anadolu’nun Güneş Kuşları ve Gurur Kelebekleri yaşamak, yaşamı paylaşmak, aydınlığa ulaşmak için toplandı etrafına...

Her türlü cambazlığa, türlü oyuna, numaralara, bitmez tükenmez saldırılara, yüze gülerken arkadan kuyu kazmalara, mış gibi yapmalara, boş bulunup niyetleri kusmalara rağmen 99 yıldır Ateş Zambakları gibi küllerin arasından yeniden ve yeniden fışkırıyor.

Birileri onca emeği yaktığını, kül ettiğini, dumana boğduğunu, amacına ulaştığını sandı ama her defasında vız geldi, tırıs gitti kötülük ateşleri. Hep de öyle olacak!




Bakın pencereden, çıkın caddelere; açıyor inadına Mustafa Kemal’in yüreklere ektiği tohumlarından kıpkırmızı Cumhuriyet Çiçekleri.