Bu konuda, etkin ve nesiller boyu devam edebilecek nitelikte önlemler almak yerine, komik, kadınları daha da zor duruma düşürebilecek saçma sapan uygulamalar yapıyorlar.
Yeni saçmalık, ‘Pembe Taksi Uygulaması’.
Sadece kadınlar ve ailelerinin kullanabileceği ilk Pembe Taksi Sivas’ta plaka almış.
Bu, öncelikle kadını her zamanki gibi izole ederek, hayatın normal, günlük akışından uzaklaştırarak tacizciye engel olmadan, her zamanki gibi kadının hayatını zorlaştırarak çözüm arayan bir uygulama olmuş.
Sen evladına taciz etmemeyi öğretmeye uğraşma ama kadın normalden daha çok dikkat çekecek olan pembe (bu arada pembe ne ya?) bir taksiye binmek zorunda kalsın. Oldu!
Bu saçmalığın bir başka tuhaf yönü de hizmetin 08.00- 20.00 saatleri arasında verilebilecek olması. Yani diyor ki sevgili devlet baba nezaketle, “Eğer sen saat sekizden sora sokakta olursan, ben de sana seni ‘sözde’ tacizden koruyacak taksi hizmeti filan vermem. Kır bacağını, erkenden evine gir. Ne işin var gece vakti sokaklarda?”...
Pembe Taksi demek ayrımcılık demek. Sokakta daha çok göze batıp parmakla gösterilmek demek. Bir nevi damga...
Özel çağrı yöntemiyle kadınlara hizmet veren ve sıradan taksilerden farkı olmayan bu uygulama belki birçok kadının hoşuna gidebilir.
Ama en basitinden, Pembe Taksi araçlarının trafikte taciz edilmeyeceğinin garantisini kim verebilir?
İşte tüm bu sebeplerden dolayı, bu saçma sapan ve devletin kadına şiddet, taciz konularına nasıl sorunlu baktığının acıklı bir özeti bu Pembe Taksi fikri.

Kalben’le tanışmak için güzel fırsat
Müzik konusunda beni çok etkileyen bir kişiyle karşılaşınca herkes onu sevsin istiyorum. Ben o, “Aman abi herkes keşfetmesin sadece ben seveyim” insanlarından değilim.
Bu aralar dinlediğim tek albüm olan Kalben’in ‘Kalben’ isimli albümünün tanıtım konseri bu akşam İKSV’de. Haber vereyim dedim...

Hâlâ santral peşindeler
Korku ve endişeyle izliyorum Suriye sınırımızda olanları. Ülkenin oy uğruna mezhepçilikle ve müthiş bir hesapsızlıkla sürüklendiği bataktan ödüm kopuyor.
Dün Sözcü’nün manşetinde diğer gazetelerde göremeyeceğiniz şekilde anlatılmıştı durum.
Benim de bu sırada dikkatimi İHA’nın servis ettiği bir başka haber çekti. Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın açıklamalarına göre Rusya ne olursa olsun Akkuyu Nükleer Santrali’nden vazgeçmezmiş. Şimdilik ertelense bile mutlaka daha sonra devam edermiş.
Bir krizle ilişkilerimizin bu kadar gerilebildiği bir ülkeye hâlâ nükleer enerji santrali yaptırma aşkı, hele de bunu ülkenin cennet köşelerinden birine inatla koydurma aşkı anlaşılabilir gibi değil.
Ne kadar ironiktir ki, Yıldız’ın sözünü ettiğim açıklamasının yayınlandığı anda Fransa nükleer enerjisini azaltma ve bazı santralleri kapatma fikrini tartışmaya başlamıştı. Almanya’yı zaten biliyorsunuz.
Of of! Ülkemizde böyle güneş ve rüzgar varken nükleer enerji takıntısını anlamak çok güç...