UZUN süredir yüksek enflasyonla yaşıyoruz. Buna yaşamak denmez. Adeta hayatta kalma mücadelesi veriyoruz. Ama alışılmıyor. Çünkü, halkın büyük ekseriyetinin geliri göreceli olarak alım gücünü daha da kaybediyor. Mevcut veya hedeflenen TÜFE esas alınarak yapılan zamlar, dar gelirlinin temel harcama kalemleri karşısında kifayetsiz kalıyor. TÜİK verilerine göre bile yılın ilk beş ayında asgari ücretteki erime 4.663 lira, en düşük emekli maaşındaki erime ise 3.322 liraya ulaştı. Çoğu asgari ücret ve çevresinde yoğunlaşmış maaşa talim eden sabit gelirliler, en düşük emekli aylığı civarında bir gelirle hayatta kalmaya çalışan emeklilerin enflasyonu TÜFE’nin çok üzerinde. Çünkü bu kesimin en önemli iki harcama kalemi kira ve gıdadan oluşmaktadır. Bu kesim, ellerinde kalan son kaynakla da ulaşım ihtiyacını karşılamaya çalışmaktadır. Mayıs 2021-Mayıs 2026 dönemini kapsayan son beş yılda TÜFE artış oranı %662.96 iken: - Gıda enflasyonu %793.14 - Kira enflasyonu %1.183,07 olarak gerçekleşti. Dar ve sabit gelirliler yüksek enflasyon yaşanan bu dönemde TÜFE’nin çok üzerinde bir enflasyon altında ezildiler. Her ay gıdaya ve kiraya daha fazla kaynak ayırmak zorunda kaldılar. Gıda enflasyonunda Avrupa’da açık ara lideriz Gıda enflasyonu, küresel kaynaklı değil. Kendi iç dinamiklerimizin ve yanlış ekonomi ve tarım politikalarımızın sonucu. Aşağıdaki veriler bunu çok net ortaya koymaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından açıklanan gıda fiyat endeksine baktığımızda 2021 yılından Mayıs 2026 dönemine nominal gıda fiyat artışı sadece %4 olmuş. Bizdeki nominal artış ise TÜİK verilerine göre %793.14’tür. Uzun zamandır gıda enflasyonunda dünya liderler liginde ilk beşteyiz. Mayıs ayı itibarıyla tekrar dördüncülüğe çıktık. Önümüzdeki üç ülke Venezuela, Güney Sudan ve İran’dır. Bizi takip eden üç ülke ise Arjantin, Moğolistan ve Haiti şeklinde sıralanmaktadır. Gıda enflasyonunda Avrupa’daki konumumuz ise kolay kolay sarsılmayacak bir yerdedir. Savaştaki Ukrayna bile %7.9 gibi tek haneli gıda enflasyonuna sahipken Türkiye %34.86 oranla açık ara lider. İşin garibi bizde %34.86 enflasyonun yaşandığı aynı dönemde gıda fiyatları aşağıdaki ülkelerde artmamış azalmış: - İsviçre eksi yüzde 1.2 - Sırbistan eksi yüzde 1.5 - Macaristan eksi yüzde 2.1 - İsveç eksi yüzde 6.2 İnanılır gibi değil. Yukarıdaki tablonun tek izahı var: Yanlış yönetim. Çiftçiye destek değil borç veriyorlar Yüksek gıda enflasyonunun altında yatan pek çok neden var. Yönetenler çoğu kez bunları görmek istemiyorlar. Soruna miyop bakış açısı ve yanlış yöntemlerle yaklaşıyorlar. Gıda enflasyonunun üç harfli market zincirlerinin üzerine giderek indirilebileceği yanılgısına düşüyorlar. Sonra bir sabah kalkıyorsun tavukçular gözaltına alınmışlar. Yetmiyor, devlet marketçiliğe soyunuyor. Ama, işlettiği markette de fiyatlar diğer marketlerden pek farklı değil. Et ve Süt Kurumu kuruyorsun. Et ucuz olsun diye. Vata ndaş ucuz et yiyemiyor ama Et ve Süt Kurumu milyarlarca lira kâr açıklıyor. Tarım Kanunu’na amir hüküm koyuyorsun. Çiftçiye bütçeden her yıl milli gelirin %1’i kadar destek verilecek diyorsun. Sonra bu destek sözünü yerine getirmiyorsun. 2025 yılında çiftçiye Merkezi Yönetim Bütçesi’nden yapılan destek ödemesinin milli gelire oranı %0.25’te kaldı. 2024 yılında bu oran %0.21’e kadar düştü. Söz verilenin dörtte birinin ancak verildiği bir sistem söz konusu. 2006 yılından 2025 yılı sonuna kadar geçen dönemde çiftçiye eksik verilen tutarın bugünkü karşılığı 4.6 trilyon liraya ulaşmıştır. Yılın ilk beş aylık bütçe verileri açıklandı. Buna göre, ilk beş ayda bütçeden tarıma yapılan destek tutarı toplamı 98 milyar 879 milyon liradır. Peki aynı dönemde bütçeden faize giden tutar ne kadar biliyor musunuz? 1 trilyon 262 milyar 642 milyon liradır. Faize akıtılan kaynak, tarıma verilen desteğin 12.8 katıdır. Çiftçiye verilecek destek konusunda bütçede işler sıkı tutulurken, Ziraat Bankası’nın görev zararları tarihi seviyelere çıkmıştır. Devlet, Ziraat Bankası’na çiftçiye düşük ve uygun koşullu kredi verme görevi veriyor. Bu görev nedeniyle oluşan zararları da görevlendirme gideri altında Ziraat Bankası’na bütçeden ödüyor. Görevlendirme giderinin ismi eskiden görev zararıydı. Zarar kelimesi sevimsiz olduğu için değiştirdiler. Biz görev zararı kavramını daha yerinde buluyor ve onu kullanıyoruz. Bütçede görevlendirme gideri (eski adıyla görev zararı) olarak adlandırılan bu kalemin 2018’de sadece 2.4 milyar lirayken, 2025 sonunda 182.7 milyar liraya çıkması tam 76.1 katlık inanılmaz bir artışı gösteriyor. Devletin Ziraat Bankası eliyle çiftçiye hibe destek vermek yerine borç vermesi demektir. Ayrıca, bu düşük faizli ve uygun koşullu kredilere kimlerin erişebildiği hususu da ayrıca analiz edilmelidir. Bu kredilerin gerçek üreticiye, ihtiyaç sahibi çiftçiye etkinlik ve verimlilik esasına göre tahsis edilip edilmediği hususunun ciddi bir şekilde denetim ve takibi gerekir. Çünkü, bu yolla aktarılan kaynak geçen yıl 182.7 milyar liraydı. Bu yılın ilk beş ayında 80.2 milyar lirayı aştı. Yukarıdaki bir iki örnek bile, yaşadığımız gıda enflasyonunun tamamen yanlış ekonomi ve tarım politikalarının doğal bir yansıması olduğunu açık bir şekilde ortaya koymuyor mu?