Millî Mücadele Yolculuğu...… 1919 Ağustos ayının son haftasında, Sivas Kongresi’nin zamanı yaklaşmıştı. Mustafa Kemal Paşa, Temsilciler Kurulu üyeleriyle birlikte Erzurum’dan Sivas’a gitmeye hazırlanıyordu. Ancak önlerinde ciddi araç, para ve yiyecek sorunu vardı. Eldeki otomobillerin durumu iyi değildi. ★★★ O sıkıntılı günleri, Mazhar Müfit Kansu’dan dinleyelim: “Akşam yemeğinde Paşa, yine Sivas yolculuğuna değinerek sordu: ‘Hazır mıyız?’ Mazhar Müfit: ‘Elimizde döküntü hâlde üç otomobil var. Gövdeleri berbat, tenteleri yırtık pırtık. Güneşli havada sorun yok; fakat yağmur yağarsa kötü olur. Farları da yok. Karpit lambası kullanacağız. Gece yola devam etmek zorunda kalırsak karpit de yanmaz. Burada karpit bulma imkânımız da yok.’ ★★★ Mustafa Kemal: ‘Döküntü, yırtık pırtık, farları olsun olmasın gideceğiz. Ancak üç otomobil hepimizi ve eşyamızı taşımaya yeter mi?’ Mazhar Müfit: ‘Elbette yetmez… Üç-dört arabaya ihtiyacımız var. Bugün belediye başkanıyla görüştüm. Bize ucuza araba sağlayacak; fakat yaklaşık 400 liraya ihtiyacımız olacak. Yol boyunca ve Sivas’ta da paraya ihtiyacımız olacak. Kasamızın durumu ise belli!’ ★★★ Paşa’nın o anda üzgün bir yüz ifadesine büründüğünü, gerçekten üzülerek hissettim. Kaşlarını çatarak ve dişlerini sıkarak gözlerini masanın üzerinde duran kahve fincanına dikti ve hafif bir sesle: ‘Evet, bir de para sorunumuz var...’ dedi. ★★★ “Onun bu hâlini görüp de üzülmemek mümkün değildi. Bir milletin mücadelesi ve kurtuluşu uğruna üniformasından cebindeki 800 liraya kadar bütün maddi varlığını kaybetmişti. Bütün zekâsını, enerjisini ve manevi gücünü büyük idealine adamıştı. Böyle bir insanın, hiç olmazsa para düşüncesinden uzak tutulması gerekirdi. Bunca sıkıntının içinde, bir de parayı düşünmek zorunda kalmamalıydı. Bu nedenle Paşa’nın: ‘Evet, bir de para sorunumuz var...’ deyişindeki acıyı daha fazla hissetmemesi, üzülmemesi ve düşünmesine fırsat vermemek için: ‘Paşam, siz bu konuyla meşgul olmayın. Elbette bir çözüm düşüneceğiz’ dedim. Aklım çözüm aramakla meşguldü...… Satılacak veya paraya çevrilecek hiçbir şeyimiz de yoktu. Benim altın bir saat kösteğim vardı; hatta onu bile paraya çevirmiştim.” ★★★ Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri bu güçlüğü aşmak için harekete geçti. Emekli Binbaşı Süleyman Bey, biriktirdiği 900 lirayı yolculuk için verdi. Erzurumluların yaptığı yaklaşık 100 liralık katkıyla da gerekli para tamamlandı. Heyetin yol boyunca kullanacağı ekmek, peynir ve zeytin gibi yiyecekler de hazırlandı. ★★★ Bütün bu hazırlıkların ardından, Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki kafile, 29 Ağustos 1919’da Erzurum’dan Sivas’a doğru hareket etti. Yokluklar içinde, boynunda tutuklanma emriyle vatandan başka sevgili bilmeyen bir kahraman...… Mustafa Kemal Paşa...… 38 yaşındadır...… ★★★ 27 Eylül 1919, Sivas… Sivas Kongresi sona ermişti...… Sabaha karşı, saat üçe yaklaşırken Mustafa Kemal’in odasında toplanırlar. Sobayı yakmak için o gün alınan odunlar yaştır; bir türlü yanmaz. Ortaya getirilen kömür mangalının çevresine otururlar. Mustafa Kemal kahve istediğinde, emir eri Ali duraksar. Kahve vardır, fakat şeker yoktur. Paşa, kahvelerin sade getirilmesini söyler; ardından şeker aldırmadığı için Mazhar Müfit’e şakayla takılır. Mazhar Müfit, odasındaki çekmecede sakladığı üç parça şekeri getirtir. O gece kahveler, elde kalan bu şekerlerle içilir. Bir milletin kurtuluşuna yol aranan o odada, yokluk öylesine ağırdı ki kahveye atılacak üç parça şekerin bile hesabı tutulurdu...… ★★★ Bir milletin kurtuluşu için üç parça şekerin hesabını yapanlar...… Arkadaşları aç kalmasın diye, saatinin kösteğini satanlar...… Cumhuriyet, işte böyle yokluklar içinde, böyle ıstıraplar çekilerek kuruldu. Mustafa Kemal’in karargâhında, kasadaki her kuruşun hesabı tutulur; israftan titizlikle kaçınılırdı. ★★★ Bugün Türkiye, fon krizini konuşuyor. İsrafı konuşuyor… Emeklinin yoksulluğunu konuşuyor… Mustafa Kemal’in mirasını reddeden Butlan CHP’sini konuşuyor. Kişisel çıkarı için o kahramanlara sırtını dönenleri, nankörlük edenleri konuşuyor… İskeletsiz bir denizanası kadar bile dik duramayanları konuşuyor. ★★★ Üç parça şekerin hesabıyla kurulan bu Cumhuriyet’te… Binlerce şehidin kanıyla yeşeren bu topraklarda… Onlar sayesinde sahip oldukları makamları, kişisel çıkarlarına basamak yapanlar...… Bunun adı yalnızca nankörlük değildir...… Uğruna yokluk çekilen, can verilen emaneti çiğnemektir. Gelecek kuşakların yarınlarını çalmaktır. ★★★ Vatandan, milletten başka sevgili bilmeyen o kahramanlara nankörlük eden bu millet, gün yüzü görür mü? Görmez, görmeyecek...… Kurtarıcısına gösterdiği nankörlüğün bedelini, çocuklarının geleceğiyle ödeyecek.