Muktedirlerin üslup ve davranışlarını anlamak zor değil.
Güç ve iktidarı ellerinde tutmak için “ne gerekiyorsa yaparız” anlayışı içindeler.
Fakat kraldan çok kralcı bazı ilim erbabı insanların tutumu “yok, bu kadar da olmaz” dedirtiyor insana.
İlahiyatçı Hayrettin Karaman Hoca’nın, “yolsuzluğa hırsızlık demenin yalan ve iftira olduğunu açıklayacağım” ifadesini okuduğumda, gayri ihtiyari “Hoca şaka yapıyor!” dedim.
İslam tarihi boyunca iktidarlara hizmet eden fıkhi hükümlerin nasıl çıkartıldığını, biraz mezhepler tarihi okuyan herkes bilir. Sünnet namazların camide kılınmasından tutun da, ulü-l emr’e itaat meselesine kadar; toplumun zihnini tutsak kılacak ne varsa “fetva” vermekten kaçınmayan, Kur’an yapraklarını mızrakların ucuna taktırıp, hileli siyasetin başarısını din diye takdim eden nice sözde âlimlerle dolu tarih çöplüğü.
Gelin görün ki, verilen o fetvaların pek çoğu Kur’an’ın önüne geçmiş durumda.
Gelelim yolsuzluk meselesine
Yolsuzluk, yetkiyi kötüye kullanmaktır. Doğrudan ya da dolaylı biçimde rüşvet ve yasadışı menfaat temin etmektir. Bunun lamı cimi yok; çıkar için yapılacak alaverelerin dalaverelerin içinde hak edilmeyen kazanç ve hırsızlık vardır.
Diğer bir husus; bir satışın, bir ihalenin tüm aşamaları şeffaf ve adil bir şekilde yapılmıyor; yakınlar, yandaşlar, akrabalar zenginler topluluğu haline getiriliyorsa; hakkaniyetten, adaletten bahsetmek abestir.
Gizliliğin, kayırmacılığın ve particiliğin olduğu yerde, hak da hukuk da göz ardı edilir.
Kamu mallarıyla ilgili konularda yapılan yolsuzluklar tüm halkı ilgilendirir ki bu doğrudan “kul hakları” kapsamındadır.
“Kul hakları” (hududullah) Kur’an’ın adil bir toplum oluşturmada ortaya koyduğu parametrelerdir. İhlal edilen sınırlar Allah’ın sınırlarıdır.
“Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. Halkın mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için rüşvetle hâkimlere koşmayın.” (Bakara/188)
“Birbirinizin malını batılla yemeyin. Karşılıklı rızaya dayanan ticaret hariç” Nisa/29 Ayetteki batıl kelimesinin içine her türlü rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık ve haksız kazanç girer. Bakan yakınlarının sınavsız atanmaları da Kur’an nezdinde hakkı gasptır.
Helal lokma
İslam “helal” kavramı üzerinden temellendirilebilir.
Şüpheli şeylerden bile kaçınmayı dile getiren Hz. Peygamber; haram kazançla yapılacak hac, zekât, sadaka gibi ibadetlerin kabul edilmeyeceğini söyler.
“Vay o namaz kılanların haline ki” ayeti “hak” konusunda Müslüman’ı uyarır.
Kur’an, haram ve rüşvetle beslenen vücudun cennete giremeyeceğini de söyler. Maide/42
“Sizden öncekiler şu sebeple helak oldular: Onlar soylu/güçlü bir kimse hırsızlık yaptığı zaman, hırsızı serbest bırakırlar, güçsüz birisi hırsızlık yaptığı zaman da ona ceza uygularlardı” hadisi de her dem tazeliğini korumaktadır.
Büyük müfessir Fahrettin Razi, rüşveti dört büyük günahtan biri sayar.
Bazı âlimler, devlet erkânının aldığı hediyeyi dahi “haram” kapsamında değerlendirirler.
On emirden biri olan “çalmayacaksın” ilkesi, Yahudiliğin, Hristiyanlığın ve Müslümanlığın en temel prensiplerindendir.
Mehmet Görmez’in makam arabası
1150 odalı Ak Saray tartışmaları devam ederken, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in bir milyonluk makam arabasının haberini aldık!
Bir tarafta şatafat ve ihtişam, diğer tarafta “İsraf haramdır” ayeti!
Üstelik burası Diyanet!
Gel de söyleme, daha dün Papa hazretleri, son derece mütevazı bir araç istedi. Hazırlanmış lüks, zırhlı arabayı reddetti!
Sözü Fazlur Rahman’a bırakayım: “Kur’an’a göre, iktidarda ve refah içinde bulunan insanlar er veya geç “takva”yı kaybederler. Ve “yeryüzünü bozmaya”, “fesad çıkarmaya” başlarlar. Onlar “böbürlü” olurlar ve neticede dünya için küçülürler. Onlar hakikat karşısında “asi” olup, kaba güçleriyle yanlışı doğru, doğruyu yanlış yapmaya çalışırlar.”
Saray yolu
Osmanlıca tartışmalarını ortaya atanlara, Osmanlıca bir eserden ibretlik bir alıntı yaparak sesleneyim:
18. yüzyılda, altmış dört yıl boyunca Fransa kralı olan ünlü 15. Louis halkından o derece uzaklaşır ki, artık Versay Sarayı’ndan dışarı adım atmaz olur. Öyle ki nadiren de olsa
Paris’e gideceği vakit, halk görecek diye anayolu kullanmaktan çekinir hale gelir ve kendisi için sarayından doğrudan Paris’e giden özel bir yol yaptırır! Ali Reşat, hicri 1331 tarihli “Büyük Fransız İhtilali Tarihi” adlı eserinde bu yolun halk tarafından “isyan yolu” olarak adlandırıldığını kayıt düşmüştür.
Bu pasajlar size neyi hatırlatıyor?