Alp Yalman’ın Galatasaray’daki ilk başkanlık dönemi ve sanırım 1991 yılıydı. Galatasaray Lisesi Tevfik Fikret Salonu’nda yapılan mali genel kurulda başarısız bir süreç geçirmekte olan Yalman yönetiminin ibra edilmemesi yönündeki eğilim ağırlık kazanmıştı. Oysaki Alp Yalman, eleştirilere cevap vermek için üyelere hitaben yaptığı son konuşmasında kulübü borçsuz teslim edeceğinin sözünü vermişti. Tam oylamaya geçilmek üzereyken Prof. Dr. İzzettin Doğan söz istedi ve kürsüye çıktı. Genel kurulda kurşun gibi ağır bir hava vardı. İzzettin Hoca: ‘Arkadaşlar, görünen o ki yönetimi ibra etmeyeceklerin çoğunlukta olduğu anlaşılıyor ancak Galatasaray Başkanı olarak Alp Yalman bizlere kulübü borçsuz olarak devredeceğinin sözünü verdi. Bizim camiamızda başkanımız bir söz verirse onu mutlaka yerine getirir. Bizlere de ona güvenmek ve inanmak düşer. Sizden ricam, lütfen Alp Başkan’a bir şans tanıyın. Ben kendisine kefilim.’ dedi. Bu konuşmadan sonra yapılan oylamada Alp Yalman yönetimi ibra edildi ve görevine devam edebildi. Sonrasında Alp Yalman iki kez daha başkan seçilerek toplam üç dönem görev yaptı. 1996 yılında Faruk Süren’e kulübü devrederken Galatasaray tarihinde ilk kez kasada nakit para vardı. Alp Başkan, Galatasaraylılara beş yıl önce verdiği sözü tutmuş ve artı bilançoyla dönemini tamamlamıştı.

10 Ekim Cumartesi günü Haliç Kongre Merkezi’nde yapılan Galatasaray mali genel kurulunu izlerken bir an daldım ve 35 yıl öncesine gittim. O yıllarda yöneticilerin ve üyelerin nezaketi, konuşmacıların birikimi çok farklıydı. Genel kurullarda kürsüye herkes çıkıp konuşmazdı. Konuşamazdı demiyorum, konuşmazdı çünkü insanlar haddini bilirdi. Şimdi daha yeni üye olmuş arkadaşlar, neyin ne olduğunu bilmeden, kim kimdir tanımadan, Galatasaray’ın tarihini öğrenmeden kürsüde arzıendam ediyor, kerameti kendinden menkul konuşmalar yapabiliyorlar. Başkanı, muhasip üyeyi ve denetim kurulu üyesini de sayarsak, toplamda 30 kişinin söz aldığı bir toplantıdan verim almak mümkün olmuyor. Toplantının başında salonda 1.025 kişi varken sonunda ibra oylamasında 150 kişi kalmıştı. Zaten neredeyse 10 saate yakın süren toplantının yaklaşık 2,5-3 saati yönetimin sunumuydu. Verilen 1,5 saatlik arayı saymazsak ve sonrasında yönetimin en az 1 saat daha kürsüden konuşmacılara cevap verdiğini göz önüne alırsak, toplantının neredeyse yarısını yönetimin, kalan yarısını da 20’den fazla konuşmacının kullandığını söyleyebiliriz. Yani hem yönetim kurulunun sunumu uzun hem de konuşmacı sayısı fazlaydı. Elbette üyelere konuşma diyemezsiniz. Bunun ayarını her üye kendisi yapmak durumunda. Gördüğümüz üzere bu ayar kaçıyor ve laf kalabalığı sebebiyle önemli tespitler, uyarılar, öneriler de arada kaynıyor. Misal, Galatasaray Spor Kulübünün her saat başı 7.000 dolar faiz ödediğini, sosyal tesislerin 8 milyon TL zarar ettiğini, localara 600 yeni koltuk eklendiğini ve daha bir çok şeyi bu toplantıda öğrendik.

Bir başka husus da şu: Galatasaray Genel Kurulu üyeleri her defasında inşaatlar hakkında aynı uzun açıklamaları dinlemekten sıkılmış durumdalar. Gözlerini kapatıp konuşmaları dinleyen biri, sanki bir gayrimenkul yatırım ortaklığı şirketinin yıllık toplantısında gibi hisseder kendini. Bu kadar demir, çimento konuşmaktan diğer konulara zaman kalmıyor. 2025 yılında bu genel kurul 18 Ekim’de yapılmıştı. Her yıl bu toplantının tüzüğün ilgili maddesine göre belli bir zaman aralığında olması gerektiği hâlde neden her seferinde tarihlerin ileri geri oynadığını merak ediyorum. Maç fikstürüne ve maçların zorluk derecesine göre tarih belirleme kurnazlığı gözlerden kaçmadı.

Benim edindiğim izlenim: Galatasaray’da sportif başarılara rağmen genel kurul üyeleri, mali tablolar bakımından gelecek için endişe duyuyorlar. Başarının sürdürülebilir olması için gayrimenkuller üzerinden elde edilen gelirler yerine naklen yayın ve diğer gelirlerin miktarlarının artması ve sürekliliğinin sağlanmasının yanında, altyapıdan oyuncu yetiştirmenin gerekliliğine dikkat çekiyorlar. Bunların yanında TFF ile ilişkiler, kulübe yeni alınacak üyelerin oranı ve niteliği, gayrimenkul yatırımlarının akıbeti, marka ve logo haklarının korunması gibi idari konularda da önemli uyarılar yapıyorlar.

Kaynak olarak ekle

Dikkat çeken diğer bir konu da genel kurul divan başkanı, sevgili abim-meslektaşım, hakkıyla gerçek manada Avukat Eşref Alaçayır’ın nezaket ve sükûnetle toplantıyı idare etme tarzıydı. Kendisine hem emekleri hem de divan başkanlığının nasıl yapılacağını gösterdiği için teşekkür ederiz. Pek umudum yok ama dilerim yönetimin fahri avukatı cübbeli Galatasaray Divan Kurulunun seçilmiş başkanı, buradan bir şeyler öğrenmiştir.

Bugün itibarıyla Galatasaray’da 2027 Nisan ayına kadar olağan bir genel kurul daha yok. Yani artık Sportif A.Ş.nin yönetim kurulu kadrosunu belirlemenin önünde kulüp içi dengeler bakımından bir engel kalmadı. Sportif A.Ş.ye kulüp yönetiminden daha az sayıda yönetici koyarak, camiada saygın isimleri yıpranmış isimlerin yerine getirmeyi yeğleyerek, liyakatli ve iş yapacak kadrolarla yola devam etmekte yarar var. Yine ahbap çavuş etkileşimi ağır basarsa bu kez telafisi mümkün olmayan sıkıntılar yaşanabilir.

Diğer yandan bu TFF yönetiminin bugünkü hâliyle liglerin sağlıklı devam etmesi mümkün görünmüyor. Galatasaray olarak Kulüpler Birliğini de aktive ederek özellikle naklen yayın ihalesi sürecinde yeni ve ehil bir futbol yapılanması için mesai harcamak gerekiyor. Hatta bir kanun ve yönetmelik değişikliği için ön ayak olup süresini tamamlayamayan TFF yönetimleri yerine seçimle iş başına gelecek yeni yönetimlerin eski yönetimin kalan süresi kadar değil, 2 yıl süreyle görev yapması yönünde Galatasaray inisiyatif almalı, öncülük etmeli.

Bu genel kurulda salondaki üyelerden aldığım intiba, art arda 5. kez şampiyon olma fırsatı hatırına son bir kez daha bu yönetime kredi vermek gerektiği yönündeydi. Çünkü katılımcılar bir dolu aksaklığı, hatalı idari tasarrufu ağır şekilde eleştirdiler ama ibra oylamasına kalmayarak aslında yönetime mesaj verdiler. Kalıp ibra etmek de istemediler, ibrasızlık oyu kullanmayı da bu aşamada doğru bulmadılar. Mayıs seçiminde tek liste olmasına rağmen 300 beyaz oy kullandıkları gibi bu genel kurulda da mesajı bu yolla verdiler.  Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az, derler. Ben de diyorum ki; bu kez sinek saz değil, davul çalıyor. Aman dikkat!