Bir zamanlar bu ülkede devrimci gençler, Atatürk heykellerinin önünde nöbet tutardı. Mustafa Kemal’in adını büyük bir gururla anarlardı. Millî Mücadele’yi savunmaktan, bağımsızlığı sahiplenmekten çekinmezlerdi. İşçinin alın terini ve vatanın bağımsızlığını, aynı mücadelenin ayrılmaz parçaları sayarlardı. Okuma yazma bilen, bilinçli gençlikti… ★★★ 1 Nisan 1966...… İzmir’de Atatürk heykeline baltayla saldırılır. Üniversiteli gençler, saldırıya karşı İzmir, İstanbul ve Ankara’da “Atatürk’e bağlılık nöbetleri” başlatır. Ankara’daki nöbetlere Mahir Çayan’ın başkanlığındaki Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) Fikir Kulübü de katılır. İlk nöbette okunan bildiride, örgüt kendisini şu sözlerle tanımlar: “Kuvvetini Atatürk devrimlerinden alan bir gençlik örgütü olarak biz, SBF Fikir Kulübü…” Bu ülkede, “Kuvvetini Atatürk devrimlerinden alan” devrimci gençlik örgütleri vardı… ★★★ 30 Ekim 1968...… Devrimci Öğrenci Birliği gençleri sabah Samsun’a ulaşır. Ayaklarına lastik ayakkabılar alınır. Yol için ekmek, peynir, zeytin ve helva hazırlanır. Yürüyüşün adı bellidir: “Tam bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal yürüyüşü.” En önde Türk Bayrağı taşıyan Deniz Gezmiş vardır. 10 Kasım 1968’de Anıtkabir’e giderler. Getirdikleri çelengin üzerinde şu sözler yazılıdır: “Amerikan emperyalizmine karşı milli kurtuluş yolunda izindeyiz.” Bu ülkede devrimci öğrenciler, “Atatürk’ün izinde” olduklarını gururla böyle haykırıyorlardı. ★★★ 14 Mart 1970...… 10 Kasım’da, Dev-Genç’in öncülüğünde devrimci gençlik örgütleri, sendikalar ve meslek örgütleri “Mustafa Kemal Yürüyüşü”nde buluştu. Anıtkabir’de İstiklâl Marşı okundu, bağımsızlık andı içildi. Bu ülkede devrimci gençler “Mustafa Kemal Yürüyüşü” düzenler, Atatürk’ün huzuruna çıkarlardı. ★★★ 29 Ocak 1971...… Deniz Gezmiş’in babasına yazdığı mektup, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanır. Mektupta babasına şöyle seslenir: “Baba, sana her zaman müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni…” Kemalist olmaktan gurur duyan bir Deniz...… ★★★ 10 Ocak 1972...… Deniz, babasına bir mektup yazar. Şu satırlar vardır: “Sen Mustafa Kemal döneminde yaşayıp bağımsızlığın ne olduğunu gördün. Dolayısıyla bağımsızlık uğruna ölmenin anlamını kavrayacağına inanıyorum.” Ölüm kararının gölgesinde babasına böyle sesleniyordu. Babasının yaşadığı Cumhuriyet yıllarıyla, kendi bağımsızlık düşüncesi arasında böyle bağ kuruyordu. ★★★ Uğur Mumcu, 3 Kasım 1970 tarihli “Namus Borcu” yazısında şöyle diyordu: “Kendisine devrimci diyen bir aydının Kemalizm’e karşı olması düşünülemez.” Uğur Mumcu’nun pusulası belliydi: “Ben, Atatürkçüyüm. Ben, Cumhuriyetçiyim. Ben, laikim. Ben, anti-emperyalistim. Ben, tam bağımsız Türkiye’den yanayım.” Mumcu’nun analizi de çok açıktı: “Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği yadsıyarak solculuk yapma gafletine düşen bir sol, Türkiye’de hiçbir zaman başarılı olamadı, olamaz da” Bugün Türkiye’de kendisini sol olarak tanımlayan kimi çevrelere bakın… Atatürk’ün milliyetçilik anlayışını küçümseyen, onu elinin tersiyle iten bir sol… ★★★ Sonra ağır kırılmalar… 12 Eylül 1980 darbesi, solun üzerinden bir silindir gibi geçti. Bunu yaparken, Atatürk’ün adını baskı düzeninin meşruiyet aracı olarak kullandı. 1990’larda “İkinci Cumhuriyet” tartışmaları yükseldi. Şaşırmayın… Özal’ın politikalarının solu güçlendireceğini savunan yaklaşım bile oldu. 2000’lerde bazı sol çevreler vesayetle savaştığını sandı, Don Kişot misali!.. Göğüslerinde taşıdıkları “Yetmez ama evet” sloganıyla sözde demokratikleşme fırtınası estirdi. Ve Cumhuriyet’in kolonlarına amansızca saldırdı… ★★★ Sözde sol ve sözde devrimciler öyle bir noktaya geldi ki… Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlamadı. Oysa işçi sınıfının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi, 30 Ağustos’tan ayrı düşünülemezdi. Çünkü 30 Ağustos, işgal altındaki bir milletin bağımsızlığını kazandığı gündür. 30 Ağustos’ta kazanılan bağımsızlık olmasaydı, DİSK de var olamazdı… Şaşırmayın… İşçinin sofrasını, o sofranın kurulduğu vatanın bağımsızlığından koparan bir DİSK oldu bu ülkede… Dünyanın en kutsal, en haklı, en meşru savaşlarından biri olan İstiklal Savaşı’nı reddeden bir devrimcilik anlayışını gördü bu ülke… ★★★ Şimdi de “Butlan CHP”si solu… Meşruiyetin kaynağı olan halk iradesine sırt çeviren bir CHP… Atatürk’ün “Altı Ok”unu, Atatürk’e karşı kullanan bir CHP… Ve bütün bunları yaparken yakasında “Altı Ok”, göğsünde Atatürk’ün fotoğrafını taşıyan bir CHP… ★★★ Yurttaşların eşitliğini ve hukukunu savunmayı, PKK terör örgütünün çizgisine bağlayan bir sol oldu bu ülkede… Emperyalizme karşı çıktığını söyleyen ama bu ülkenin bağımsızlık mücadelesine sırt çeviren… Laikliği savunduğunu söyleyen ama Cumhuriyet’in kurucu iradesini küçümseyen… Velhasıl, sol olmayan bir sol. Devrimci olmayan bir devrimci… Sosyalist olmayan bir sosyalist… Yani, İkinci Cumhuriyetçi… Atatürk’e ve devrimlerine en büyük zararı veren… Ve bu millete en büyük nankörlüğü yapan… Pusulası olmayan, ilkelerini savuran, savruluş hızında rekor kıran bir sol...… Öyle bir savruluş ki… Yola devrim diye çıkıp, karşıdevrimin kapısında nöbet tutan…